Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
842
 

Evliya Çelebi'den seçmeler 9 (Talan ve katliamlar)

Evliya Çelebi,  çeşitli görevlerle gittiği yerlerden kişisel gözlemlerini kaleme aldığı gibi bazen de resmi görevi ile gördüklerinin kaydını tutan bir padişah hizmetkârıdır. Unutmayalım ki, o enderunda yetişmiş bir devletlûdur. Çeşitli seferlerde bulunması,  ordunun öncü kuvvetleri içerisinde bulunması tesadüf değildir. İşte Macar seferlerinden birinde öncü kuvvet olarak Kırım Tatarlarını ve savaştaki düzenlerini bizzat savaşın içindeki bir savaşçı olarak anlatması:

“Bir anda Tatar askeri içlerine aç kurt gibi girip, aman ve zaman vermeden hepsini kılıçtan geçirdiler. Bütün atlarını ve kemerlerindeki mallarını Tatar askeri alıp, öteki ganimet mallarını Kazak kavmi ve Leh kavmi alıp yağma ettiler. Çünkü Kuran üzerine edilen yemin o şekilde idi ki, mal ve can gibi şeyler Tatarların ola… Diğer kelepir elbise sonra Lehlerin ve Kardaş Kazağın ola.”Cilt:5, sayfa:89

“Allah’a tevekkül ile, gazaya niyet edip, seksenyedibin Kırım ve Bucak Tatarı ikiyüzbin atları ile yürümeye başlayınca, toz duman gökleri kaplamıştır. Atların ayağı altına rastlayan ağaç kökleri, sofu misvakı gibi tiftik tiftik olmuştur. Allah affetsin bir adam attan düşse, o an ahrete yollanır. Öyle bir çapul oldu ki, Tatarların bulunduğu yer, mahşerden örnek idi.” Cilt:5,S: 90

“O gece kafirler üçbin adet top çeken mandalarını boğaz ağırlığı olmasın diye kapıları açıp dışarıya sürünce, derhal hepsini Tatarlar yağma edip pişirmeden midelerine indirdiler. Bana da bir sığır pay verdiler. Biz dahi pişirip yedik. Allahın hikmeti üç gün üç gecede Kafirler taburları içinde öyle zor duruma düştüler ki, hendek içinden bir kafir karabaş kaldırıp, kara şapkasını gösteremez hale geldi. Bu hal ile zahire sıkıntısından durumları günden güne kötüleşti. Beş günden sonra kendi ölülerinin etlerini dahi yemeğe başladılar.” Cilt:5,S:92

“O kadar insan öldürüldü ki, insan kanı nehirler gibi akıp, hayatta olanları (Keşke toprak olsaydık) diye yalvarırlardı. Bu kanlı savaşta hadden aşırı Macar kılıçtan geçti. İki deniz gibi askerin top ve tüfek sesinden ve ok hışırtısından, in bağırmasından ve at kişnemelerinden dünya gürültüye boğuldu.

Bu savaşta Leh ve Kazak askeri sayısız mal alıp, canlı kısmını ise, rüzgar hızı ile koşan Tatarlar aldı. Yirmiyedibin at ve katır, kırkyedibin esir alınıp, seksenyedibin kafir ölüsü yüz üstü yere serildi. Arkaları kılıç ile çizilip sayıldığı vakit seksenyedibin kafirin öldürüldüğü anlaşıldı. Han kadısı sicilinde yazılıdır.” Cilt:5, S:95

“Bu cenkte, 40 bin Bucak Tatarı, şanı yüce Han ile beraber ganimet aldılar. Hatta bu taburdan alınan 80 bin araba içinde güneş gibi güzel cariye ve esirler vardı ki, her biri bir Rum haracı değerinde olduğu halde, birer lüle tütüne, birer okka ekmeğe satıldı. Han’a da özel olarak üç araba mal zapt olundu ki, ne olduğunu bilmiyorum. Allaha hamdolsun benim dahi elime yedi adet köle, üç adet güneş parçası kızlar, yedi Macar, on tüfek, onyedi adet gümüş tepsi, bir gümüş haç, iki gümüş Macar yapısı üzengi, bir gümüş kadeh ve nice buna benzer şeyler geçti. Hala Kırım Tatarı arasında bu harbe “ Erkek Macar Seferi” derler. Hatta bir Tatar zenginlik taslayıp malını mirasyedi gibi harcasa Sen Erkek Macar Seferinde zengin olmuşsun diye darbımesel olmuştur. Ta.. bu derece ganimeti bol bir sefer olup, bu ganimeti bol seferden sonra Bahçesaray evlerinin çoğunu kırmızı kiremitle ördüler. Evvelce çoğu saz örtülü evler idi. Allah Kırım diyarını daha çok mamur eyleye… Çünkü Allah yoluna savaşanların diyarıdır.” Cilt:5,S:96

“Özü kalesi cephaneliğindeki bütün zincirleri çıkarıp, esirlerin boğazlarına vurarak, hepsini ayakları bağlı, zincire vurduk. Özü sahrasında yatan ve nehirde boğulan cesetlerin gövdeleri bırakılıp başları kesildi. Ve bu şekilde 1200 adet işe güce yaramaz olarak yaralı olan kâfirler de oldukları yerde bırakıldı. Bazıları da öldürüldü. Arabalar üzerine 6060 devletsiz kelleler sırıklara takılarak, hazır edildi.”Cilt:5, S:143

Osmanlı seferlerinde görev alan öncü kuvvetler Kırım’ın “Rüzgâr kanatlı atlıları” yaptıkları talanı bölüşürken İstanbul’da ki Padişahın hakkını Evliya Çelebi ile göndermeleri ve Evliya’nın İstanbul’a girerken düzenlediği alay resmi onun sefere ne için gittiğini sanırım anlatıyor.

“6000 adet düşman kellelerini sırıklar üzerinde 6000 bakkal, çakkal, meyhaneci ve bozacı ellerinde geçirdiler. Ondan sonra; 11000 adet esirin hepsini, zincirlere vurulmuş oldukları halde, etrafa melül melül bakar halde geçirdiler. Ondan sonra, 200 kadar kaymakam ağaları, kelle ve esirleri getiren Halil ağa, ben ve Zühtü efendi üçümüz atbaşı Edirne kapısından girip, Alay köşkünde saadetlü Padişahın seyrettikleri yere kadar vardık. Saadetlü Padişah, gayet hoşlanıp, parmağı ağzında seyreder… Padişah yakınları ve muhasipleri: “Padişahım bu şekilde, alay tertibini ilk olarak müjde ile huzurunuza gelen, Evliya kulun yapmıştır.” Cilt:5,S:150

Osmanlı Avrupa içlerinde fetih cenkleri yaparken, Anadolu’da dirlik ve düzen sık sık bozuluyor, yoksul Anadolu köylüleri “açlıktan otluyordu” (M.Akdağ) çift bozan köylüler, ayaklanan suhteler, işsiz kalan leventler merkezi tehdit ederken, görevden alınan paşalar ve sancak beyleri önderliğinde sık sık ayaklanıyorlardı. İşte bu ayaklanmalar bazen Üsküdar önlerine kadar gelen celali diye tabir edilen asilerin katliamı ile son buluyordu. Evliya’nın İstanbul’da bulunduğu döneme denk gelince de onlardan da söz etmemesi beklenemezdi.

Ferman gelmezden yedi gün önce Celalileri kelle paça edip hazırlamışlardı. Hemen o gün Murtaza Paşa ve öteki paşalar, ulema, büyükler ve şeyhler hep birlikte mektuplar yazıp üç vezir ve yedi beylerbeyi tarafından adamlar ile, üç celali vezirin başı ve nice beylerbeyi ve ileri gelenlerin başları tuzlanıp kutular içine koyularak 7000 kadar kelle İstanbul’a gönderilip, etrafa dağılan Celalilerin kırılmasına devam olundu.

Kelleler onuncu günde İstanbul’a ulaştı. Celali Hasan Paşa, Tayyaroğlu, Sarı Kenan Paşa ve öteki Beylerbeyileri ve ileri gelenlerin başları Padişaha arz edildi.”Cilt:5,S:175

Üsküdar bu şekilde insan cesetleriyle donatılırdı. Birkaç gün içinde Üsküdar insan kanından laleliğe dönüp, kokuşma neticesi meydana gelen kötü kokudan, divan azaları rahatsız olmağa başladı. Kanlar üzerine konan sinekler çadırlarda kalanların üzerlerine konup, herkesin elbise ve sarıklarını kana bularlardı. Hassas olanlar, kötü kokudan ve sineklerin hücumundan yemek yiyemezlerdi. İslam ordusuna o kadar sinek musallat oldu ki, öğle vaktinde güneşin ışığını keserlerdi. Bu perişan hal yedi gün sonra bildirilince, cesetler için kuyular kazılıp, kesilenler beşer onar kuyulara dolduruldu. Nihayet kuyu kazmaktan da bıkılıp, ases-başı ve diğerleri cesetleri arabalara yükletip Haydarpaşa bahçesi önünden, denize dökmeye başladılar. Nihayet bununla da baş edilemeyip mahkûmların, divanda muhakemesi görülenlerin Kavak iskelesine götürülerek orada katledilmeleri emrolundu. Nihayet tam 20 gün, bu böyle devam edip Padişah Üsküdar sahrasından ayrılarak Pendik menziline geldi.”Cilt:5,S:189

Evliya Çelebi, akınlardaki gerçek gözlemlerini yazmamış olsaydı, sonradan yazılan hurafe yazıcılarının savaşa çıkan Osmanlı ordusunun sefer esnasında geçtiği düşman topraklarından hiç zarar vermeden, hatta askerin yediğinin içtiğinin bedelini ödediğini anlatarak savaşın gerçek yüzünü gizleyeceklerdi.

Daha önce aldıkları esirleri Iskıntı nehri kenarında kılıçtan geçirip salt kaldılar. O gün çapul çevirip, üçyüz haneyi ateşe verip, bu kadar ganimet malı ve esir alındı. Oradan batı tarafına ılgar ile çapul edip Vasilovdi kasabasını da yakarak ganimet alıp, Berlad kasabasına geldik. Bunu da harap edip Tikveç şehrine geldik.  Buranın boyarları hediyeler ile karşı çıktıkları için şehirleri yakılmadı. Buradan yine ılgar ile gidip Fohşan menziline geldik. Boğdan ve Eflak’ın iki boyarı bu şehre hakim olup, gümrük alırlar. Büyük şehirdir ki, reaya ve hatmanları karşı gelip çok miktarda hediyeler getirdiler. Şehirleri yağma ve talan olunmadı. Ertesi gün Eflak vilayetine geçtik. Büyük Remlik şehrine geldik. Bütün halkı Mehline taburuna gittiği için şehir ateşe verilip mal ve esir bulunamadı. Buradan, yine o gün dağlar içine ılgar ederken 8000 esir alındı ve Bozav kasabasına gelindi. Gayet mamur idi. Bir seher vakti hepsi yakılıp halkı ateşin korkusundan evlerinden çıkamadılar, çıkanlarda esir alındılar. Buradan yine batıya doğru gidilip, Kerkesçe kasabasına geldik. Şafii vakti bu şehri çevirip, bir kimse daha evinden çıkamadan, baskın edip 7000 esir aldık. O kadar ganimet malı alındı ki, hepimiz zengin olduk. Hanefi vaktinde Tirkoviş şehrini kuşattık Allah Allah diye hücum ettiğimizde karşımıza kimse çıkmadı. Çünkü buradaki ahali hep tabura gidip, şehirde 23000 kadın ve oğlan kalmıştı. Buradan sayısız esir ve hesapsız mal aldık. Burada Gazi Batır Ağa’yı mal ve esirler üzerine 10000 yiğit ile artçı bırakıp, bütün asker salt kaldı. Bu defa seher vakti Eflak’ın merkezi Bükreş şehrine varıp benderi kuşattık. Sabahleyin Tatar askeri hücum edince bütün kadın, çocuk ve kızlar gecelik kıyafetleriyle dışarı çıkıp feryat kopardılar. Çoğu esir ve ağlamaklı olup buradan da o kadar esir ve çeşitli mallar ile hazine alındı ki; anlatılamaz. 26000 seçkin esir, 600 araba mal alınıp, esirler yine Batır Ağa’ya teslim edildi.” Cilt:5,S:235

“ Deliorman nehri kenarındaki köyleri yağma ederek 300 esir aldık. Sonra Körtini köyünü yağma ettik. Sonra Lavaho nehri kenarındaki köylere akın edip, 1000 adet esir aldık. Daha sonra Silveron ve Daruvay nehri kenarlarındaki çiftlikleri yağma ve talan edip 2000 adet esir aldık. Yeserçe köyünü de yakıp yıktık. Doğu tarafta Çarpa köyünü harap edip, Prava nehrini, Serapnay köyünü, Yaloniçse batağını atlarla geçip, nice köyleri ateşe verdik. Erdel hududuna seğirtip birçok esir, 200000 koyun, 6000 sığır sürüp Sir nehri kenarında kazanlar asarak, kebap ile zevk ve sefa ettik.” Cilt:5,S:239

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Önemli bir noktaya parmak basmışsınız. Geçenlerde bir kanalda Haber Türk'tü sanırım bir program vardı. Bu yönü dile getirildi mi bilmiyorum ama twitter üzerişnden soru yönlendirmeyi başaramadım. Aslında Evliya Çelebi çok zeki bir devlet görevlisi.Belki de bir vakayinüvis. Öyle ki koltuğu altına sığındığı paşaların başları uçurulurken kendisine bir şey olmaması ve samur kürklerle develerle ya da başka binek hayvalarıyla ödüllendirilmesi beni böyle düşünmeye yöneltti. Tomas Moor'un kahramanı gibi, devre göre hareket etmesini iyi biliyormuş. Yazıları ne zaman gün yüzüne çıktı, ne zaman okunmaya başladı? Eğer kendi çağının iyi okunan bir gezginiyse tabii kendisinin sağ kalmasında yazdıklarının da önemi olabilir. Bütün bu vahşetşleri ki karşı ordular da galip olduğunda mutlaka başka vahşetler yapıyorlardı , dinsel yönden açıklamsı da bügün oturup üzerinde düşünülecek noktalardan. teşekkürler.

Ezgi Umut 
 03.10.2011 16:00
Cevap :
Evliya Çelebi seyahatnamesi matbaa ile bir türlü tanışamayan Osmanlı toplumunda elyazması olarak çok sayıda nüshası olan bir eser olmadığı biliniyor. Yani okunmak için yazılmamış. Ama anlattığı dönemin en iyi belgeseli. Bazen de kendi dönemi dşına çıkıp tarih anlattığında gerçek anlamda zırva ve bildiğimiz hurafe tarihine dönüşüyor. 17. YY enderun çıkışlı bir medreselinin seviyesi bize dönemin entellektüel seviyesini de bildirir.-tam bir felaket- Fakat "Seyehatname" ye asıl ruhunu veren Evliya'nın zamandaş olarak sunduklarıdır; orada sosyo-ekonomik tarihin temellerini rahatça görebiliyoruz. Esere anlam veren de bu yanıdır bence. Sizin de dikkatinizi çeken devlet görevlisi olarak dolaşma durumları da eserin oluşmasını sağlayan maddi zemin olarak algılanabilir.Birilerine sunulmak için dahi yazılsa (ki o dönem yayımlamak için kitap yazmak da neymiş? ) esere değerinden bir şey kaybettirmiyor.  03.10.2011 22:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1475
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1958 Erzurum doğumluyum. İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü mezunuyum. İstanbul'da yaşıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster