Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1354
 

Evren karşısında insanın konumu: "Var oluşsal bir değerlendirme"

Evren karşısında insanın konumu: "Var oluşsal bir değerlendirme"
 

"İğdebeli'ne yağmur yağıyor... Yağsın ! Yüz yıllardır yağıyor. Ne fark eder? Fakat bundan sadece yüz yıl sonra bile Arap; ne sen, ne ben, ne savcı ,ne komiser. Hani şairin dediği gibi ; 'Yine yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak. Yorgun ruhumu karanlık ve soğuk kuşatacak.' "    (“Bir Zamanlar Anadolu’da”  filmi’nden bir replik.)

İnsanın, Evrende yaşadığı zaman dilimini göz önünde bulundurduğumuzda bizim kişisel hayatlarımızın kayda değmeyecek kadar çok küçük bir kesitte var olduğu gerçeğini çarpıcı bir şekilde fark ederiz.

Bizden önce insanoğlu milyonlarca yıl var olmuş ve bu süreçte milyarca –belkide daha fazla- insan bu dünyadan geçmiştir.

Çok yakın geçmişte yaşamış olanları saymazsak eğer, bizden önce var olmuş milyarca insanın bugün adı bile geçmemekte, oysa onlar da bu dünya da iyisiyle kötüsüyle bir ömrü doldurdular. Onların da yaşadıkları süre içerisinde acıları, ayrılıkları, özlemleri, mutlulukları oldu. Ama artık yoklar. Ve bugün yaşamlarına devam eden pek çok kimsenin umurlarında değiller.

Bu açıdan bakıldığında hayat gerçekten çok garip, bundan yüzyıl sonra aynı son ve unutulmuşluk muhtemelen bizi de bekleyecek. Sadece yüz yıl sonra, bugün yaşadığımız hayatlarımızdan, mutluluklarımızdan, sıkıntılarımızdan, kederlerimizden, pişmanlıklarımızdan kimse haberdar olmayacak.  Olsalar bile, tüm bunlar kimsenin derdi olmayacak…

Aynı şekilde, bizim bile kendi yaşadığımız ve bize hiç geçmeyecekmiş gibi gelen olumsuz herhangi bir duyguyu aradan kısa bir zaman geçtikten sonra unuttuğumuz olabiliyor. Hatta olayları o dönemde gereksiz abarttığımızı düşünerek kendimize kızabiliyoruz da…

Dolayısıyla zaman mefhumuna tabii olan bir insan için “değişmez” diye bir şey söz konusu olamaz. Her şey değişir ve dönüşürüz. Bugün bizim için çok şey anlam ifade eden bir olay 1 yıl sonra tüm etkisini yitirebilir.

O yüzden yaşadığımız herhangi bir olaya bağlı olarak hissettiğimiz yoğun duygu durumları esnasında insan kendisine bazen şunu diyebilmeli: “Tüm bunların bir yıl sonra bir anlamı olacak mı?” Çoğunlukla bu sorunun cevabı “hayır” olmaktadır.

Varoluşçu Psikologlar, kişinin yaşadığı sıkıntılara “Bir yıl sonra bunun benim hayatımda bir anlamı olacak mı? “ ya da “Evren karşında okyanusta bir su damlası bile olmayan yaşadığım Dünya’da benim bu sorunum ne kadar öneme sahip olabilir ki?” şeklinde olayı “var oluşsal bakış açısı” tekniğiyle değerlendirmesinin kişiye iyi gelebileceğini, bu bakış açısının geçmişe ya da geleceğe fazla takılmadan kişinin "an"da kalmalarına olanak sağlayabileceğini ifade ederler.  Hatta bu tür var oluşsal müdahaleleri ve teknikleri psikoterapi seanslarında danışanlarına uygulamaktan çekinmezler.

Varoluşçu Psikologların bu bakış açısı, kişilerin sorunlarını fazla hafife aldığı ve önemsemediği şeklinde yorumlanarak haklı bir şekilde eleştirilebilir. Ancak, geçmişte yaşadığı olaylara ya da günlük sıradan sorunlara gereğinden çok fazla anlam yükleyerek var oluşsal anı kaçırmayı adeta kendilerine alışkanlık haline getirmiş kişilerin, sıkıntılarını ve buna neden olan olayı, var oluşsal bakışı açısıyla yeniden değerlendirmelerinin ve yorumlamalarının, hissettikleri olumsuz duyguyu azaltmak suretiyle kişiyi var oluşunu yaşamaya geri döndürmek açısından etkili bir yöntem olabileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Aşağıda, olayları var oluşsal bakış açısıyla değerlendirmemize olanak sağlayabilecek bir takvimsel hesabı paylaşmak istiyorum. Bu paylaşımı, Evrenin yaşını göz önünde bulundurduğumuzda bizim “kısacık” kalan ömürlerimizin içerisinde daha da “kısa” kalan bir zaman diliminde yaşadığımız ve bize hiç geçmeyecek gibi gelen sıkıntılarımızın ne kadar bir zamansal kesit kapladığını görmemiz açısından çarpıcı ve faydalı buluyorum.

“Evrenin oluşumunda bugünkü yaşadığımız tarihe kadar olan süreci tam 1 yıla indirgersek eğer, 1 Ocak Evrenin oluşum günü - 31 Aralık gecesi ise bugünümüze denk gelir. Buna hesaba göre; her ay yaklaşık olarak bir milyar yılı, her gün 40 milyon yılı temsil ediyor demektir.

Şimdi 1 yaşında kabul ettiğimiz Evrenimizin 1 yıllık takviminde sırasıyla neler olmuş inceleyelim:

1 Ocak: Büyük patlama, yani zamanın ilk noktası. (Kosmos’taki helyum miktarı ve patlamadan arta kalan gözlemlenmiş parlak radyo dalgaları bu patlamayı teyit eden sağlam delillerdir)

10 Ocak: İlk yıldızlar oluşmaya ve ışık oluşmaya başladı, yani ilk patlamadan sonra tam 400 milyon yıl boyunca Evren karanlıktı.

13 Ocak: İlk galaksiler ortaya çıkmaya başladı.

15 Mart: İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi oluştu, yani büyük patlamadan yaklaşık 3.5 milyar yıl sonra... yüz milyarlarca farklı güneş oluşmaya devam etti…ama bizim bugün gördüğümüz güneşimiz henüz oluşmamıştı bile, zira bu zamandaki büyük yıldızlardan birinin küllerinden doğacaktı. Bu arada Süpernovalar oluşmaya başladı. Bu Süpernovalar sayesinde bugünkü yaşamın kaynağı olan elementler ortaya çıktı.

31 ağustos: Bir süpernovadan sonra, bugünkü güneşimiz oluştu. Dünya henüz gaz ve toz bulutu idi. çarpışmalar ve kalıntılar ile dünya oluşmaya başladı. İlk bir milyar boyunca dünya çok hırpalandı ve soğudu.

21 Eylül: Dünya’da yaşam başladı, yani günümüzden tam 3.5 milyar yıl önce. İlk patlamadan tam 10 milyar yıl sonra.

9 Kasım: Canlılar nefes almaya, hareket etmeye, beslenmeye başladı.

17 Aralık: Denizde yaşam gelişti. Bitkiler büyüdü. Hayvanlar karaya çıktılar.

28 Aralık: İlk çiçek açtı. Ormanların kalıntıları kömüre dönüşmeye başladı.

30 Aralık: Sabah saat 06:24 Dünya’ya muazzam bir göktaşı çarptı ve dinazorların nesli tükendi. Hala insanoğlu ortalıklarda yok.

31 Aralık: Saat 21:45 ilk insanlar ortaya çıktı.

31 Aralık:  Saat 23:59 ve 46. saniye: Günümüz insanoğlu ortaya çıktı ve yazı icat edildi.

Sonuç olarak görüldüğü gibi modern insanoğlu koskoca Evrenin tam bir yıllık sürece yayılan tarihinde son 14 saniyede vardır. Kayda geçmiş tüm tarihi veriler, bildiğimiz tüm isimler, bilginizdeki tüm katliamlar, savaşlar, krallar,  göçler, yıkımlar, dinler, aşklar kısaca tarih ve din kitaplarındaki her şey sadece ve sadece son 14 saniye içinde gerçekleşmiştir.

Hz. Musa’nın doğumu: 31 Aralık 23:59 ve 53. saniye (sadece 7 saniye önce)

Buda’nın doğumu: 31 Aralık 23:59 ve 54. saniye

Hz. İsa’nın doğumu: 31 Aralık 23:59 ve 55. saniye

Hz. Muhammed’in doğumu: 31 Aralık 23:59 ve 57. saniye.

31 Aralık saat 23:59 ve 58. saniyede dünyamızı keşfetmeye başladık, Amerika’yı keşfettik.

31 Aralık saat 23:59 ve 59. saniye: Doğanın sırları ve kanunlarını, uzayın sırlarını, tüm Evreni bilim yardımıyla nihayet incelemeye başladık, yani elimizdeki tüm bilgiler, Evrenin tam 365 gün 6 saatlik yaşam süreci içindeki sadece son bir saniyesinde elde ettiklerimiz ve bulduklarımızdan oluşuyor.*

* Paylaşılan tarihsel hesaplamalar ve açıklamalar https://eksisozluk.com/ web sitesine kayıtlı “bob hite” kullanıcı adlı yazarın “Cosmos: A Space Time Odyssey” adlı Belgeseli temel alarak yaptığı hesaplamalara dayanmaktadır. Yaptığım araştırmalarda da hesapların doğru takvime denk geldiği tarafımca teyit edilmiştir.

 

Filiz Alev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3358
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster