Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '10

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
818
 

Evreni ve canlılığı anlamak.

Evreni ve canlılığı anlamak.
 

İnsan, kendini tanımaya ve kendi'nin bilincine varmaya başladıktan sonra, soru sormaya da başladu. Başını gökyüzüne kaldırıp, baktığında, olağan üstü cisimler gördü. Işık saçan topları, parlak ışığının, gözünü kamaştırdığı, bakmasını zorlaştırdığı, Güneş’ini farketti. Geceleri şekilden şekle giren, kimi zaman hilal, kimi zaman tabak gibi yusyuvarlak Ay’ı farketti. Işik noktalarının bazılarının daha bir parladığını, birbirine yakın duranların, belirli şekiller gösterdiğini gördü. Hasılı evreni ve kendi varlığını anlamak için, gökyüzüne bakıp, hayal gücünü zorlasada, bazı çıkarımlarla, kendince cevaplar buldu. Dünyanın, evrenin merkezinde Kaplumbağa sırtında duran dev tepsi anlayışıyla başlayan, nerde olduğunu anlama çabaları sürdü.

Aristoteles’in M:Ö:340 larda dünyanın yuvarlak olduğu sav'ı o dönemin insanları tarafından destekleniyordu O'na göre, Dünya evrenin merkezindeydi. Ve insan, bu merkezde önemli konumdaydı. Aristoteles’in savına göre, Dünya, Ay ve gezegenler (şüphesiz ozaman tespit edilebilen 5 tanesi için.) Dünyanın etrafında, mükemmel bir geometrik şekil olarak kabul edilen, dairesel yörüngede dönmekteydi. Daha sonra Ptolemaios, buna ait bir model çıkardı. Bu modelde, evrenin merkezinde yine Dünya vardı. Ve en içteki Dünya, etrafında yuvarlak ve içiçe geçmiş kürelerle kuşatılmıştı. Kopernik’e kadar bu model tutdu. O, Güneşi, Güneş sistemindeki merkezde sabitleyip, Dünya ve diğer gezegenlerin dairesel yörüngelerde, Güneşin etrafında döndüğünü, açıklıyordu. İncilde yazılanlara ters bir sav oluşu nedeniyle, Kilise’nin korkusundan bu sav’ını uzun süre sakladı. Ve isimsiz olarak açıkladı. Yüzyıl sonra Kepler ve Galileo1609 da Kopernik'in kuramını ilerlettiler. Mükemmel şekil, dairesel yörünge, artık elips şeklini almıştı. Galileo’nun teleskobu icadı, gözlem yapmayı kolaylaştırıp, kuramı destekledi.

Sir Isaac Newton, tarafından 1687 de gezegenlerin niçin Güneş’in etrafında döndüğünün doğru açıklaması yapıldı. Newton, Dünyanın ve diğer gezegenlerin, Güneşin kütle çekimi kuvveti yüzünden, elips yörüngede hareket etmek zorunda olduğunu gösterdi. Hem çağdaş fiziğin hemde modern astronominin başlamasına, Newtonun hem gezegenler, hemde yeryüzündeki cisimlerin, aynı yasalardan etkilendiklerini göstermesi yol açtı. Gelinen bilimsel bu son noktada, insan Dünyaya ve evrene bakışını değiştiriyordu. Artık Dünya merkezli evren anlayışı ve insanın bu merkezdeki varlığıyla, diğer varlıklara üstünlüğü anlayışı, kabul edilemiyecekti. Hem Güneşimizin hemde içinde yer aldığı Güneş sistemi, ( Samanyolu galaksi’si) kosmosdaki tirilyonlarca galaksiden ve yildızlarından sadece biriydi. Hayal etmesi bile güç olan bu büyüklük karşısında, insan böbürlenmekten vazgeçmeyip de ne yapacaktı. Modern bilimin bakışıyla bakmanın zamanıydı artık. 19.Yüzyılın sonlarında, James Clerk Maxwell, ışığın, belirli bir hıza sahip olduğunu gösterdi. Böylece gelinen son bilimsel görüşe göre; yani, “her nesnenin hızı, gözlemcinin hızına bağlı dır” görüşü çöpe atıldı. Tam tersi, ışığın gözlemci hızına bağlı olmayan mutlak hızı, Albert Einstein in çalışmasıyla iyice netleştirildi. Newtonda, artık kendinden sonra gelenlerin ortaya koyduğu genel görelilik ve kuantum mekaniğinin yükselişiyle gözden düşmeye başladı. Tıpkı kendi yükselişinin Aristoteles’in görüşlerinin yerine geçmesiyle olduğu gibi. Ancak Newtonun bulgularının, Arıstoteles’inkilerden farkı, küçük şeyler dışında hala geçerliliğini korumasıdır. Elektronlar, çok hızlılar ve çok yoğunlar, klasik fiziğin dışında kaldılar. Genel görelilik ve kuantum mekaniği, doğa yasalarının, (Newtonunkiler dahil) neden iyi işlediğini anlamamızın bir yolu oldu. Her şeyin madde, atom olduğu evrende, atomun ve davranışlarının bilinmesi, evreni ve işlemesini daha iyi kavramamızı sağladı. Gidecek daha çok mesafe olsa bile. Buraya kadar anlattıklarım, evreni anlama çabalarının, herkesin bildiği kısa özeti. Burada yazmamın nedeninin, herkesin bildiğini tekrarlamanın dışında, bir amacı var. O’da hala Aristo mantığıyla düşünmeye devam eden insanların büyük çoğunlukta oluşu. Günümüzde bile, insanın diğer varlıklardan yüce yaratıldığına inanıp, hayvanları keyfi öldürebiliyor, ağaçlara, bitkilere doğaya zarar vermeyi sürdürüyor, gökteki yıldızların ateş topu olduklarını söyleyebiliyoruz.

-Evren’in doğasını net ve kesin bir biçimde anlamaktan bugün bile uzağız. Şu anda bilinen, evrenin, belli yasalar uyarınca, çok düzenli bir şekilde, yavaş yavaş geliştiğidir. Bir anda oluştuğu anlayışının tersine.

-Her şey gibi bilimin de ufak, ve yavaş yavaş elde edilen birikimlerin biraraya.getirilmesiyle, zaman içinde en iyi açıklamaya doğru evriliyor olmasını, bilimsel kuram’ın iflası şeklinde algılayabiliyoz.

Konuyu uzatmak mümkün, ama anladığım kadarıyla kısa metinler daha çok okunuyor M.B de. Bir anekdotu buraya alıp bitiriyorum. Ben Riçhard Davkins’in son kitabında okudum.”Yer yüzündeki en büyük gösteri” kitabında. Anekdot, J.B.S.Haldene’ye ait. Şöyle: Evrimden kuşkulu kimse:Profesör Haldene, evrim için mevcut bulunduğunu söylediğiniz milyarlarca yıla rağmen, tek bir hücrenin, kemikleri ve kasları ve sinirleri, onlarca yıl durmadan kan pompalayan bir kalbi, kilometrelerce ve kilometrelerce kan damarını ve böbrek tüpünü ve düşünme, konuşma ve hissetme yetisine sahip bir beyni oluşturacak şekilde bir araya gelmiş trilyonlarca hücreye sahip karmaşık insan vücuduna dönüşmüş olacağına inanamıyorum, elimde değil. J.B.S: Ama hanımefendi, siz kendiniz bunu başardınız.Ve bunu yapmak yalnızca dokuz ayınızı aldı. Evet hepimizin kendi çocuğu sadece dokuz ayda evrimin tüm süreçlerini içinde barındırarak insan olmaya gider. Doğumdan sonra, beynin tüm yapılarının gelişmesi tamamlandığında, Çocuk, insanın evrimsel sürecinin tarihini ortaya tamamen koymuştur. Bu konudaki birikimlerimi toparlamaya çalışıyorum. Bittiğinde sizlerle paylaşacağım. Söz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızın en önemli bölümlerinden biri,bilimin gelişme aşamalarını belirtirken,Dünya'nın evrenin merkezi olmadığını dolayısıyla da insanın evrendeki en üstün varlık saplantısının doğru olmadığını belirttiğiniz kısım..Yerinde bir tesbit..Ego'nun,cehalete paralel olarak büyüklüğü,insanın en önemli ve kişisel tekamül adına alt etmesi gereken dertlerinden biri sanırım..Bu vurgunuz için teşekkür ederim....Ayrıca blog yazılarını temelde 4 grubta topladım:1)Dinsel içerikteki,herşeyi yaradan ile açıklayan ve fakat evrimsel yaklaşımı şeytani gören yazılar,2)Bilimsel gerçeklerle Dünyayı ve yaşamı açıklayan ve fakat "inanç"lı olmayı gericilik olarak gören yazılar,3)Güncel yaşama vd.konulara ilişkin önemli yorumlar,4)"Geyik muhabbeti" içerikli yazılar....Keskin ayıraçla ayırdığım bu 4 tarz kendi içinde yeterli değil ve dahi bir çok alanda etkileşime girmeleri gerekiyor...Ne dersiniz??

G.Çoban 
 30.04.2010 3:51
Cevap :
Sayın G. çoban, Bloglarıma gösterdiğiniz yakın ilgiye çok teşekkür ederim.Ben yazılarımda bilimi ve inancı ayrı yerlerde tutuyorum.Sadece bir yazımda "adem ve havva" yazımda farklı bir yorum getirmek istedim.ilk insanın yaratılması konusunda.Dünya üzerinde ne kadar kültürel topluluk varsa bir o kadar da yaradılış mit'i var. Tek tanrılı dinlerde aynı mit, farklı versiyonlarda anlatılıyor. Hepsini yazıma almam mümkün değil. Sonuç olarak özet yapıyorum.Bu yazıda bilinç altı sezgisel bilgiye vurgu yapmak ve insanın evrimsel geçmişinin sezgisel anlatımla aktarılma olasılığına dikkat çekmek istedim.Mit ,destan efsane,anonim anlatımlar, Hikaye derken bunu kasdediyordum.Gerçek,kesin olarak saptanması mümkün olmayanı başka hangi kelimeyi kullanarak anlatabileceğimi hala bilemiyorum. Yazı yazmaya bir aydan beri vakit ayırabilmekteyim . bu konuda bana yardımcı olabilirseniz sevinirim. Sevgi ve saygılarımla.Evrimcicocuk  30.04.2010 19:03
 

Düşünce tarihinin ve özellikle de insanın içinde yaşadığı doğayı algılayış biçiminin değişimini çok güzel özetlemişsiniz. Düşüncelerinizin tamamına katılıyorum ve özellikle de günümüzde ilk öğretim çağından itibaren din dersleri verilerek geleneksel düşünce biçiminin genç beyinlere empoze edilmesine üzülüyorum. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 29.04.2010 20:58
Cevap :
Sabah sabah beni ne mutlu ettiğinizi bir bilseniz.Amacım ,bilgiden kasıtlı olarak uzaklaştırılmak istenen güzel insanlarımızın bilimin doğru ışığına çekebilmek bir kişi bile acaba dese benim için en büyük mutluluk olacak acaba?sorgulamanın başı olarak çok önemli.İlginize çok teşekkür ediyorum sevgi ve saygılarımla.Evrimcicocukcu  30.04.2010 6:50
 

Dawkins'in o kitabı ben de de var ama henüz okumaya fırsat bulamadım. Okuyacak o kadar çok şey var ki. Yazacak da çok şey var. En hoşuma giden şey bir yazının herkes tarafından anlaşılabilir olması. Bu haslet sizde de var. Türkiye'de insanlar ne yazık ki öyle bilgisiz ki bir insan en basit bilgileri bile ilk defa okumuş olabiliyor. O yüzden bilinen şeyleri tekrar ettim diye düşünmeyin. Mutlaka birilerine yararlı oluyordur. Sevgi ve saygılar.

Hasbihalci 
 28.04.2010 23:04
Cevap :
Sayın Hasbihalci, Sizinle aynı kitapları okumamız aynı konulara ilgimizin aynası.Benim için düşündüklerinizi sizde kendinize söyleyebilirsiniz .Anlaşılır olmak sizin ve benim için iyi olduğu kadar, okuyanların entellektüel birikimlerini gösteriyor umarım sayıları giderek artar.saygılarımla.Evrimcicocukcu  30.04.2010 19:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1096
Kayıt tarihi
: 24.03.10
 
 

Gaziantep 1948 doğumluyum. Çocuk Doktoruyum Evrimsel Biyoloji ile ilgileniyorum. Populer bilim ve tı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster