Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '13

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
709
 

Evrim Teorisinin gerçeği

Evrim Teorisinin gerçeği
 

Charles Darvin


'İnsan rastlantılarla var olmuş, yaşam mücadelesiyle gelişip evrimleşmiş bir hayvandır' der evrim teorisyenleri. Onlara göre bizim başlangıcımız maymunlardan gelmedir. Tip olarak en çok benzediğimiz hayvanlardır çünkü maymunlar.

Evet bu kadar basittir bu teorinin dayandığı ana neden. Çünkü evrimleşme fikrini ortaya atan Charles Darvin, beş yıl süren deniz gezisinde gördüğü bazı canlıların birbirine benzer olduğu tespitinden yola çıkarak, insanların atasının da maymunlar olduğunu söylemiştir.

Darvin ayrıca, bu gezisinde rastladığı bir adada bulunan bazı kuşların gagalarının, o adanın çevre şartları dolayısıyla farklı bir şekil aldıklarını düşünmüş ve bu düşüncesini bütün canlılara ve nihayetinde insanlara da uyarlamıştır. Yani Darvin'e göre, insanlar ve bütün diğer canlılar, geçirdikleri yaşam boyunca türlü değişikliklere uğrar, çevre şartlarına uyum sağlar ve doğal seleksiyon yoluyla ilerde farklı türlere doğru yol alırlardı. Suda yaşayan canlılar, uzun bir süre sonra karaya geçer ve kara canlısı olabilirlerdi örneğin.

Oysa bütün bu düşünceleri ortaya atan Darvin, herhangi bir eğitim almışta değildi. Doğa ve canlılar hakkındaki bilgileri amatör düzeydeydi. O halde nasıl bu teori bu kadar hızla ve bütün dünyaya bu kadar rahatlıkla yayılabildi?

Cevabı çok basit. Materyalist düşüncelere sahip, yani maddeci düşünceyi herşeyden üstün tutan ve Allah'ın varlığına inanmak istemeyenler çoğunluktaydı.

Öyle ya, Allah'ı kabul etmek demek olacaktı yaratılışı kabul etmek. Dünya üzerinde yaşayan tüm canlıların ve doğal hayatın, dünya dışında var olan tüm gezegenlerin ve sonsuz uzayın bir açıklaması olmalıydı. Yaratılış inkar edildiğine göre bu açıklama nasıl olacaktı öyleyse?

İngiliz ekonomist Thomas Malthus, bu konuya ilk açıklığı getirdi. Malthus'un yazdığı 'Nüfus Prensibi Üzerine Bir Deneme' adlı kitaba göre, insan ırkı tek başlarına bırakıldığında hızla artıyor ve çoğalan nüfusun önüne geçilemiyordu. İnsan nüfusunun azaltılması da ancak savaşlar, kıtlık ve hastalık gibi nedenlerle mümkün olabilirdi. Var olmak için, güçlülerin hayatta kalması için, güçsüzlerin ölmesi gerekiyordu.

Malthus'un bu fikirleri 19. yüzyılda hızla yayıldı. Zayıf insanların, özellikle küçük çocukların, çok ağır ve kötü şartlarda çalıştırılması, fakir mahallelerin çok dar ve pis tutularak hastalıkların yayılması, köylerin bataklık kenarlarına kurulmasının teşvik edilmesi sağlandı. 

Bu müthiş(!) fikri benimseyen Darvin ise, yeni oluşturduğu evrim teorisini Malthus'un fikirleriyle harmanlayarak, 'Türlerin Kökeni' adlı kitabını yazdı. Kitapta, bütün türlerin uzun bir süre içinde birbirlerinden evrimleşerek tek bir atadan geldiği, ortama en iyi uyum sağlayanların ancak hayatta kalabildiği ve bu sayede yeni edindiği özelliklerini sonraki nesillere geçirdikleri anlatılıyordu. Ayrıca ilerki bir zamanda, arkeologlar, türler arasında geçiş olduğunu ispatlayan ara geçiş fosillerini bulup çıkartacaktı, Darvin bilimin bunu ispatlayacağına sonuna kadar güveniyordu.

Darvin'in bu düşünceleri, dönemin materyalist biyologları tarafından coşkuyla karşılandı. Zaten Darvin  evrim düşüncesini ilk ortaya atan insan da değildi. Lamarck bu biyologlardan biriydi örneğin. Ve böylelikle diğer biyologlar teorinin artık kanıtlandığını düşünerek, bu fikirlerin biyolojiye, yani bilime tamamen uyduğunu açıkladılar. O zamanın koşullarındaki laboratuar ortamı, bir canlının oluşumunu tam anlamıyla inceleyebilecek donanıma zaten sahip değildi. 

Oysa geçen süre zarfında, türlerin geçişlerinde ortaya çıkması gereken ara fosiller hiç bir zaman bulunamadı. Bulunamadığı gibi, çıkarılan milyonlarca fosil, türlerin dünyada ilk varoluşlarındaki hallerinin şimdiki halleriyle tamamen aynı olduğunu ortaya koydu. 

Günümüzün gelişmiş laboratuarlarında ise, insanı oluşturan hücreler ve onun en önemli parçası DNA keşfedilerek, böyle komplike bir şeyin asla tesadüflerle meydana gelemeyeceği, hatta zamanın en yüksek teknolojilerine sahip bulunan günümüz laboratuarlarında bile,  tek bir DNA molekülünün üretilemeyeceği ispatlandı.

500 aminoasitli ortalama bir protein molekülünün içerdiği aminoasitlerin hepsinin, yalnızca sol-el dizilimine sahip olmasının ve bunların her birinin de sadece peptid bağı kurmasının kendi kendine olması ihtimali, 10 üzeri 950 'de birdir. Bu korkunç büyüklükte bir sayıdır. Yani aslında, böyle bir kendi kendine olma ihitmalinin sıfıra yakın olduğu görülür.

Sudan karaya zamanla geçmiş olduğu düşünülen canlıların ise, kendilerine özgü yapılarından dolayı bu geçişin asla mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Bunu da başka bir yazımda anlatacağım.

Aslında evrimcilerin çoğu dayanamayıp bazı itiraflarda bulunmuşlardır. Bunlardan biri o kadar ilgi çekici ki, yazmadan geçmek olmaz. Ateist bir felsefeci olan Malcolm Muggeridge şöyle demiştir: 'Ben kendim evrim teorisinin, özellikle uygulandığı alanlarda, geleceğin tarih kitaplarında, en büyük espri konusu olacağına ikna oldum. Gelecek kuşak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin, inanılmaz bir saflıkla kabul edilmesini, hayretle karşılayacaklar.'

Ama böyle demelerine rağmen, hala aynı düşünceyi savunmaya devam edeceklerini, çünkü başka tutunacak bir dallarının olmadığını söylemişlerdir. 

Tüm bu ispatlanmış, doğruluğu kesinlikle su götürmeyen gerçeklerden sonra bile, evrimciler ve materyalistler (aslında Allah'ın varlığına inanmayı reddedenler), nasıl olur da hala bu çarpık düşünceleri savunmaya devam ediyor diye düşünüyor insan. Bir çocuğun bile kolaylıkla anlayabileceği şeyleri, nasıl olur da onlar anlayamazlar?

Buna aslında en güzel cevabı Allah veriyor:

'Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de, mutlaka 'gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz' diyecekler. (Hicr Suresi 14-15)

'Şüphesiz inkar edenleri uyarsan da uyarmasan da, onlar için farketmez, inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin önünde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır. (Bakara Suresi 6-7)

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir yazı okudum, sağolun. Selam ve saygımla...

S Zobu 
 21.02.2013 13:26
Cevap :
Çok teşekkürler :)  22.02.2013 12:51
 

Sayın Hasbihalci, söylediğiniz blogları bulamadım. Link atabilirseniz sevinirim.

Nilüfer Akpınar 
 20.02.2013 22:55
 

Evet, doğru cevap verdiniz, DNA’ya bakmak gerekir. DNA ile bir suçu kimin işlediği, bir çocuğun ana-babasının kim olduğu tespit edilir. Bunlar gibi bir canlı türünün başka bir canlı türü ile akrabalık derecesi bulunur. Türlerin DNA’ları çok benziyorsa yakın, az benziyorsa uzak akrabadırlar. Sorduğunuz soruya gelince, burada verilecek kadar kısa bir yanıt yok. Birkaç blog yazacağım. Başlıkları: Gen kilitleri, DNA mükemmel olsaydı, Mayoz bölünme. Ancak burada kısaca söz edersek, insanda 23 bin gen bulunmuş. Bu da tavukların gen sayısına eşitmiş (patatesle insan DNA’sı da benzer). Peki insanla tavuk arasındaki büyük farklılık nereden geliyor? Türlerin genleri az çok birbirine benzer, çünkü hepsinin kaynağı tek bir hücredir. Değişim zaman içinde olmuştur. İnsan-maymun arasındaki farksa DNA’larına bağlı olarak dik yürüme ve beyin hacimlerinden çıkar ve sırayla tarihlendirilir. Ahtapot gözü insandan iyi görür, yapıları da farklıdır. İnsanda bir kör nokta vardır, ahtapotta yoktur. Saygılar.

Hasbihalci 
 20.02.2013 13:45
Cevap :
Teşekkürler. önerdiğiniz blogları okuyup öyle bir cevap vermek isterim size. Saygılar...  20.02.2013 15:17
 

İnsanla şempanzenin ortak atası 6 milyon yıl öncesine gider. Primatların diğer üyeleri (Orangutan ve goril) ile farklı ve daha eski tarihler tespit edilmiştir. Ama siz bulunmadı diyorsunuz. Size bir sorum var: Herhangi bir canlının, hem insan hem şempanzenin ortak atası olabilmesi veya olamaması için ne gibi özelliklere sahip olması gerekir? Bu işi size vermiş olsalar, bu iki canlının ne gibi özelliklerine bakarsınız? Saygılar sunarım.

Hasbihalci 
 17.02.2013 23:48
Cevap :
Sayın Hasbihalci, en yakın ortak ata olarak evrimciler tarafından kabul edilen fosilin, aslında bir maymun türüne ait olduğu tespit edilmiştir. Sorunuza gelince, ben bir paleantolog olsaydım ve evrimci olsaydım eğer, bu iki türü karşılaştırmak için ilk önce dna'larına bakardım. Ama şempanze ve insan dna'sı arasında büyük benzerlikler olduğu halde, çok farklı özellikler olduğu da kanıtlanmıştır. Ayrıca türler arasındaki bazı benzer organlar, o türlerin birbirinden türediğini göstermez. Örneğin insan gözü ile ahtapotların gözü nerdeyse aynı gibidir. O zaman insanlar atapotlardan mı türemiştir? Ben de size bir soru sorayım o zaman. Türlerin birbirinden evrimleştiğini varsayalım. Peki ilk maymun, ilk insan ya da ortak ata dediğiniz varlık. Bunların organları ilk olarak nasıl oluşmuştur? Bunun başlangıcı nedir?  18.02.2013 14:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 11241
Kayıt tarihi
: 30.01.13
 
 

İstanbul Üniversitesi İktisat 4. sınıf öğrencisiyim. Amatör tiyatrocuyum. Kitaplar, müzik ve tari..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster