Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
299
 

Evvel zaman içinde…

Evvel zaman içinde…
 

Batı kapitalizminin sınırlarımızdan içeriye ilk sızışı değildir bu... Taa 1838 yılında akdedilen Balta Limanı Ticaret Anlaşması ile başlayan sürecin ardından 1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı, Avrupa devletlerinin Osmanlı üzerindeki iktisadi – siyasi – kültürel ve askeri etki ve denetimini bütün hatları ile tesis etmiş; iyiden iyiye yerleştirip, pekiştirmişti…

Ardından Osmanlı topraklarının paylaşılması “operasyonları” gündeme geldi. 1857 yılında Osmanlı Devleti sınırları içinde 2000’in üzerinde misyoner okulu faaliyetlerini sürdürüyordu. Bütün bu gelişmelerin içinde Mustafa Kemal Atatürk, tam bağımsızlığı savunuyordu. Ülkenin [ancak] kendi tam bağımsız Milli Devleti’ni kurarak bu badirelerin içinden geçebileceğini ve aydınlığa, bir tek bu yolu takip ederek ulaşabileceğini düşünüyordu…

Emperyalizme karşı verilen kurtuluş mücadelesinin adı, bu nedenle Bağımsızlık [= istiklal] Savaşı’dır. Atatürk bütün misyoner okullarını kapattı. Avrupa devletleri ile olan ilişkiler, <ı>karşılıklı çıkarların korunması ilkesine dayalı olan bir “denge” politikasına doğru yönlendirildi. Dolayısıyla, Avrupa’nın, Cumhuriyet Türkiye’sinden talep edeceği “tek yanlı” bir çıkar söz konusu olamazdı... Derken 1938 yılı geldi... 10 Kasım!.. Türkiye’nin yavaş yavaş sallanmaya başlayan bağımsızlık ilkesi... Batı’ya doğru usul usul dümen kıran bir yönetici kadro ve bürokrasi ağını yarattı...

Yıl 1963… Ülkenin başına hangi melanet geldiyse… Nedense hep bu Eylül ayını… Ve bu uğursuz ayın 12’sini kollamış... Tarih 12 Eylül 1963… Türkiye, Ankara Anlaşması’na imza koyarak Avrupa Birliği’nin o günlerdeki ismi olan AET’ye ilk adımını atıyor. Ancak, imza tarihinde Batılı devletler bugünkü durumlarında değiller. 2. Dünya savaşından sonra kendisini tam olarak toparlayamamış, ABD’nin iktisadi ve siyasi güdümü altında ve Sovyetler Birliği’ne karşı, ABD himayesindeki NATO şemsiyesinin altına saklanan ülkeler topluluğu olan bir Batı... Ve bunun karşısında, Sovyetler Birliği’ne karşı bir tampon olarak kullanılmak istenen ve “Batı Kampı” içinde tutulmasında birden çok yarar umulan bir Türkiye... İşte bu Türkiye’nin AET’ye girebilmesi için öngörülen “Geçiş Dönemi”nin koşulları, adına Katma Protokol denen, ayrı bir belge ile belirleniyor. Tarih 23 Kasım 1973’tür... Katma Protokol, AET’ye üye ülkelerde ve bu arada da Türkiye’de de malların, hizmetlerin, İŞGÜCÜNÜN ve sermayenin, kademe kademe SERBEST DOLAŞIMINIöngörüyorve belirli bir plana bağlıyordu. Ve bu dönemin ucu açık değildi…

Geçiş Dönemi adı verilen bu süreç, sadece 22 yıl sürecekti. İlk 12 yılda, sanayi ürünlerinin gümrükleri kademe kademe kaldırılacaktı. Ancak, korunması gereken hassas sanayi ürünleri için bu süre 22 yıl olarak uzatılıyordu. Topluluk, Türk sanayi ürünlerinde (pamuk ipliği, pamuklu dokuma ve rafine petrol ürünleri hariç) gümrük veArgilerini ve kısıtlamalarını derhal kaldırmıştı. Diğer tarım ürünlerimize ithal kolaylıkları sağlanmıştı.

Protokol’e göre ise, işgücünün üye ülkelerdeki serbest dolaşım hakkı, 1976-1986 tamamen gerçekleştirilmiş olacaktı...
Ancak, sonra... Sonra, bütün bunların üzerine sıkı bir yağmur yağdı. İnsanlar çamurlaştı, yabancılaştı; ülke ekonomisini korumak, milli çıkarları savunmak adeta birer suç haline getirildi… Kendi tam bağımsız Milli Devleti’ni savunmak, “dinozorluk” olarak damgalandı… Ülke insanının bilincini hedef alan yoğun bir psikolojik savaş başlatıldı… Serbest rekabet sloganının ardında yabancı ekonomik çıkarlarının korunarak, garanti altına alınması… Ve “Yeni Dünya Düzeni” söyleminin gerisinde ise, yerli sanayiin, yerli tarım ürünlerinin savunulması yasak haline getirildi ve özelleştirme soygunu ile de, ülkenin tüm milli serveti pazara çıkartıldı… Ve bugün her şeyi ile ve her yönü ile yabancı çıkar odaklarına teslim olan... Üstelik [karşılığında], serbest dolaşım hakkını ağzına dahi alamadan… Milli sanayi ürünlerimizin korunmasının esamisi bile okunmadan... Ve bir de ucu açık ve çok açık olarak... Avrupa Birliği’ne girmek değil… Adeta, sürtünmek… Politikacıların büyük bir çoğunluğu için, üstün bir başarı!.. Övünülecek bir “şey”. Savunulacak bir “şey”... Yaltaklanacak bir “yer”... Oldu; oluyor ve olmakta devam ediyor!.. Ve bağımsızlık ülküsü bu ülkede, zaman zaman dile getirilen düzmece “van münit” kabadayılıkları ile özgün senaryolar halinde sahneleniyor… Ve işin en hazin tarafı ise… Bu oyun içindeki oyun, hala ve ısrarla, alkışlanmaya devam ediliyor…

http://www.soruyusormak.com/ http://www.dnm-ler.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 475
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster