Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
371
 

Evvel zaman sırları

Evvel zaman sırları
 

Mümtaz Bey, daha önce defalarca gittiği o semtin, şimdiye kadar hiç görmediği bir sokağında bulmuştu kendini. Nasıl olduğunu tam kavrayamasa da, bildiği ve zaman zaman gezip tozduğu yollardan birisi, onu buraya ulaştırmıştı. Bu sokağın atmosferinde, yaşam tarzı ve zaman akışında; en küçük bir dikkat harcamaksızın algılanabilen ama tam nitelenemeyen bir farklılık vardı. Asfaltlanmış yollar, çanak antenli çatılar, elektronik eşya satan mağazalar görememenin(!) hayretiyle, ağır ağır yürüyor, içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışıyordu. Yine de telaşsız insanları, küçük tabelalı mütevazı dükkânları, ağaç, kuş ve sokak hayvanlarının varlıklarıyla, olağan bir yaşamın sükûnetini barındıran bir sokaktı burası. Zihnindeki boşluk ve mekân algısındaki bu kopukluk hali, yaşlı adamı bir süreliğine duraksatmıştı. Bulunduğu yerde, bir yabancının huzursuzluğu ve tereddüdü ile biraz düşündü.

Evden çıkış amacını bile ancak, torunu küçük Merve aklına geldiği anda, hatırlayabilmişti. Yarın akşam için okuma sözü verdiği o masal kitabını, behemehal bulup satın almalıydı. Nereye bağlanacağını bilemediği bu yolun iki tarafındaki dükkânlara göz gezdirerek yürümekten daha iyi bir çare, aklına gelmiyordu. Adımlarını biraz daha hızlandırdı. Son bir varış noktası izlenimi veren köşe başındaki bir dükkâna gözü ilişene dek, yürüdü. O andaki merak ve heyecanı, hiç olmadığınca artmıştı. Dükkân kapısı kapalıydı. Alnını cama yaklaştırdı. Loşluk ve hareketsizliğin ağır havasına karışan cılız bir gün ışığında gördüğü kadarıyla ne tezgâhın başında, ne de üç duvarı yekpare çevreleyen kitap raflarının yanında kimseler yoktu. Yine de aradığını bulmanın beklenmedik sevinci, davranışlarına egemen olan bir telaş haline dönüşmüştü. Sabırsızca tokmağı çevirip kapıyı ileriye ittiğinde, ahşap kanat, üst pervaza asılı bir çıngırak destesine çarparak açıldı. Minyatür çanların derin, yumuşak ve susmaya gönülsüz aheste yankıları, buradaki yaşamı uyandıran bir çağrı gibi içeriye yayıldı. Sessizlikte perde perde dağılan bu ahenkli çınlayış tam sonlanmıştı ki, kendisi görünmeden konuşması duyulan birisi: “Hoş geldiniz” dedi, “birazdan yanınızda olacağım.” Genzinde kitapların kokusu, bastırmaya çalıştığı bir tedirginlik ve biraz daha hızlanmış kalp atışlarıyla, sesin sahibinin gelişini bekledi. Uzun bir zaman geçtiği hissi veren birkaç dakika sonrasında: “Buyurun efendim, size nasıl yardımcı olabilirim?” Bu soru, yumuşak ve dostça bir ses tonuyla ama Mümtaz beyin ummadığı bir anda sorulduğundan, hafifçe irkilerek, döndü. Giriş kapısının tam karşısına düşen rafların sağ başında duran kibar tavırlı adamı gördüğünde, rahatladı. Başıyla selamlayarak, “ İyi günler” dedi “Bir masal kitabı almak istiyorum” “ Hangisini arzu etmiştiniz? “ “ Cinderella “ Adam, hangi masalın isteneceğini ve konulduğu yeri önceden biliyormuşçasına, zaten tam olması gerektiği yerde durmaktaydı. Bunun böyle olduğu, tek bir hareketle raflarda dizili onca kitabın içinden kavuniçi cilt kapaklı birini kolayca bulup almasından, anlaşılabiliyordu. Önemli bir emaneti asıl sahibine teslim etmenin gizliliği ve dikkati içinde, tezgâh başına yöneldi. Üstüne mat renkli desenler basılmış ikinci kalite bir ambalaj kâğıdına bu ince kitabı sarıp, Mümtaz beye uzattı. Evine vardığında, vakit akşama ermişti. Koltuğuna oturmuş, satın aldığı kitabın henüz açmadığı paketine bakarak, düşünüyordu. Değişik yaşam düzenine tanık olduğu o sokak, ilk defa alışveriş yaptığı kitapevi ve orada birkaç dakikalığına görebildiği gizemli satıcı, kısa bir serüven tadında yaşanmış olaylarla birlikte bir kez daha belleğinde canlanıvermişti…

Mümtaz bey, torununa anlatacağı masalın bir ön okumasını yapmak üzere, ambalajından çıkardığı kitabın ilk sayfasını açtı. Okumaya başlamasıyla, bırakması arasında fazla bir süre geçmedi. Göz gezdirdiği ilk satırlar bile, son derece şaşırtıcı bir farklılığın habercisiydiler. Yanlış gördüğü şüphesiyle gözlerini, düşüncelerinde yanılıyor olduğu endişesiyle şakaklarını ovaladı. İnanmakta zorlanıyordu. Çünkü burada, bir masal kahramanı olarak değil; kendi anıları, yorum ve düşüncelerinin yazarı olan bir Cinderella söz konusuydu. Şaşkınlığı azalınca, geniş satır aralıkları bırakılarak, özenli bir el yazısıyla doldurulmuş sayfaları dikkatle okumaya başladı.

(Bütün o yazılanlar, altı çizilmiş cümleler halinde özetlenmiş olarak aşağıya alıntılanmıştır.)

“Merhaba, İlk anda ne kadar şaşırsanız da, çok şanslı bir okur olduğunuz gerçeğini asla aklınızdan çıkarmayacağınızı umut ediyorum. Şu anda siz, herkes tarafından tanınan kişiliği ve bilinen öyküsüyle değil, kendi doğruları ve fikri yargılamalarıyla karşınızda olan bir Cinderella’yı okumaktasınız. Bildiğiniz gibi, benim acıklı öyküm babamın yeniden evlenmesiyle başlar. Bir üvey anne ve önceki evliliğinden olan iki kızıyla birlikte aynı evde yaşamak, hayatımın zor geçecek dönemlerinin ilk habercisidir. Üvey anne ve kızlarından gördüğüm eziyetlerin vebalini, hep babamın duyarsız kalmasına mal ettiğinizi tahmin etmekteyim. Maddi sıkıntılarını, zengin bir kadınla evlenerek aşabilen ve ömrünün fazla da yaşlı olmadığı bu dönemini yalnız geçirmek istemeyen bir erkeğin yaptığı evliliğe, her yönüyle nasıl karşı çıkılabilir ki?

Adaletin yerini bulma tecellisidir, bana yakıştırılan takma isim. Bir zamanlar, sokak kedilerine yapmış olduğum zalimce muameleleri, bana külkedisi diye her seslenilişinde ibret ve pişmanlıkla hatırladığımı itiraf etmeliyim.

Masalın en sevimli kişisi olan iyi yürekli peri anne hakkında farklı duygular beslediğim, aklınızdan bile geçmezdi herhalde? Çektiğim çilelere uzunca bir zaman seyirci kalmasına, zaten bir anlam verememiştim. Sihirli değneği elinde, bana seslendiği o akşama gelince… Arabaya dönüştüreceği bal kabağının yanı sıra; çoğu insanın dokunmaya iğrendiği altışar fare ve kertenkele ile bir sıçan yakalamamı istemesi, zor anlar yaşamama neden olmuştu. Ama bundan da kötüsü, bütün bu uğraşılardan sonra, büyüleyiciliği gece yarısı on ikiye kadar sürebilen iğreti bir Prenses olmaktı. Sarayı aceleyle terk ederken tekini düşürdüğüm cam ayakkabılar yerine, Prensle yaptığımız dans esnasında pırıltılarıyla göz alacak parlak, yumuşak derili ve rahat giyimli pabuçlara sahip olmayı tercih ederdim.

Değerli okur, Bu masalın arka planını yüzeysel de olsa sizinle paylaştığım için huzurluyum Çağınızın insani değerlerini merak etmekle birlikte, temelde aynı arayışın savaşımcıları olacağımızı ummak istiyorum. Hayal, arzu ve özlemlerin hep iyiliklere kanatlanacağı bir insanlık dünyasının en kısa zamanda kurulması dileğiyle…

CİNDERELLA

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 599
Kayıt tarihi
: 28.07.08
 
 

1952 yılı Şanlıurfa doğumluyum. Edebiyat ve Türk Sanat Müziği yapabildiğimce- uğraştığım sanat dalla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster