Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
832
 

Ey insanoğlu! Ne anladın bu hayattan?

Ey insanoğlu! Ne anladın bu hayattan?
 

Kıssadan hisse(*)

Delikanlı sevdiği kızı kaçıracak; ancak yardıma, yardımcıya ihtiyacı var. Samimi arkadaşlarından birinden yardım istiyor ve anlaşıyorlar. Atının terkisine attığı kızı kaçırırken, anlaştığı arkadaşı kendilerine eşlik etmekte.

Epeyce yol aldıktan sonra, dinlenmek üzere mola verildiğinde, gerçek niyetini ortaya koymuş yardım için gelen arkadaş! Gözüne kestirdiği arkadaşının elinden kızı almayı kafasına koymuş; harala gürele tutuşmuşlar kavgaya. Tam her şeyin alevlendiği anda, uzaktan bir atlı görünmüş. Yanlarına kadar geldiğinde atlı, anlatmış sorunu kızın esas sevgilisi; “gücüne güvenip sevgilimi elimden almak istiyor” diyor. Diğeri de, “kız benim hakım” diyor.

Gelen atlı, işi çözümsüz görünce aklındaki planı söylemiş, kavga eden gençlere: “Ben ok ve yayıyla gezen bir atlıyım. Yayımı gerip oku en uzak yere atacağım. Oku kim çabuk getirirse kız onun.”

Gençlerin kafasına yatmış bu çözüm. Atlı, yayını bütün gücüyle gerip, fırlatıyor okunu. Kavgacı gençler de ok gibi fırlamışlar aynı yöne doğru. Atlı, “bunlardan sana fayda yok” diyor. Anlaşıp atıyor kızı atının terkisine, dörtnala kayboluyorlar oradan.

Uzun bir yolculuk sonrası bir dağ başındaki krater gölünün kenarına konaklıyorlar. Adam artık niyetini açıkça ortaya koymaya başlamış. Kıza sahip olmaya çalışıyor, o direniyor. Direnmenin yararsız olduğunu, işin şiddete dönüşeceğini fark eden kız; “Bizim yöremizdeki gelenek uygulanmadan kızlarımız erkeklerle beraber olmazlar. Bizimle ilişkiye girecek erkek, önce gözümüzün önünde banyo yapmadan, bir güzel gusül abdesti almadan ilişkiye girmeyiz. Bu şartları yerine getirirsen amacına ulaşabilirsin.”

Tamam, diyor adam. Atını bir kenara bağlıyor, soyunup dökünüp giriyor göle, banyo yapmaya. Kız adama fark ettirmeden topladığı çamaşırlarını eline alıp, atı da çözdüğü gibi atlayıp dörtnala kayboluyor oradan.

Adam çırılçıplak kalakalmış gölün orta yerinde. Dışarıya da çıkamıyor; gelen, geçen olursa endişesiyle. Şaşkın şaşkın sağına soluna bakınırken, gölün karşı tarafına bir keklik konuyor. Bir kayanın tepesine konan keklik tatlı tatlı ötmekte. Kafasını az öte çevirince bir tilkinin de kekliği avlamak için pusuda beklediğini fark etmiş. Tilki tüm çabasına karşın, kekliği yakalamak için sıçrama mesafesine bir türlü gelemiyor. Bakmış iş olacak gibi değil, tattik değiştirip çıkmış ortalığa. Başlamış kekliğe dil dökmeye; “Ötüşüne o kadar hayranım ki, şu gözlerini kapatıp ta ötmen yok mu, inan ömre bedel! Hadi o güzel gözlerini kapayıp bir öt de ruhum dinlensin.” Keklik bu kadar iltifatı karşılıksız bırakmamış, birazda gururlanarak, böbürlenerek yummuş gözlerini başlamış ötmeye. Tilki tam o anda kapmış kekliğin başını, yiyecek artık. Keklik kurtuluş olmadığını görüp sesleniyor; “Beni yiyeceksin yemeye de bari hiç olmazsa bir ‘yarabbi şükür’ de de öyle ye beni.” Tilki kabul etmiş bu teklifi. Tam “Yarabbi..” dediğinde ağzı açılan tilkiden kurtulmuş keklik ve gölün karşı geçesinde küçük bir kayanın üzerine konmuş.

Gölün içinde ve çevresinde, anlatılan olayların kahramanı üç varlık!..

Hepsi birbirine bakıyor. Sessizliği keklik bozmuş; “Ey ademoğlu, ne anladın hayattan, ne ders çıkarttın bu yaşadıklarından?”

Gölün ortasında çırıl çıplak kalan adam kısa yanıt vermiş; “Cünüp olmadan gusül abdesti alanın anasını avradını s….m!”

Adam kekliğe soruyor bu kez, “Sen ne anladın hayattan, ne ders çıkarttın bu yaşadıklarından?”

Konduğu küçük kayanın üstünden yanıtlamış keklik: “Uykusu gelmeden gözünü yumanın anasını avradını s.…m!”

Tilkiye sormuşlar ikisi birden. aynı soruyu. O da yanıtlıyor; “Karnı doymadan yarabbi şükür diyenin ben de anasını avradını s….m!” (**)

Not: Öykünün sonundaki ... ları herkes meşrebine göre doldurmalı.

(*)Başkent Ankara’da yaşam hakları için direnen Tekel işçilerine adanmıştır.

(**) Öykü kaynağı, Emekli Öğretmen Ahmet Cengizoğlu

Foto: http://galeri.netfotograf.com/fotograf.asp?foto_id=380108

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yaya kalanların çıkarıp çıkaracağı ders de elden kaçırdığına yanmaktan öteye geçmiyor tabii. Fırsatları yağmacılığa çevirmede usta olanlar, kurnazın da kurnazı olabileceğini düşünemediklerine, sırf yitirdikleri için yanıyorlar. Çıktıkları yolda yapılan taktik hataları görüyorlar sonunda, yolun yanlış olduğunu değil yazık ki... Bire bir Türkiye'yi aktarmışsınız sanki. Selamlar...

Haşmet Şenses 
 10.02.2010 13:43
Cevap :
Haşmet bey, çok teşekkür ederim. Bu yoruma yorum yapacak bir şey bırakmayıp özetlemişsiniz, sağolun. Selamlarımla, H.H.Dulun  10.02.2010 16:14
 

Fabl bu ya?!. Aslında keklikler -bildiğim kadarıyla- tek eşliler ve "avrat" nedir bilirler; fakat tilkiler poligam olduklarından avrat nedir bilmezler. Dolayısıyla birinci "..." nokta noktadaki kavram yerli yerindedir! :-)) Size de kaynağına da teşekkürle, selam ve saygıyla Hüseyin Bey.

Mehmet Sağlam 
 10.02.2010 12:19
Cevap :
Tilkilerin, aynı zamanda kurnazlığın da simgesi olması ilginç. Özellikle bizim (Türk insanının) şark kurnazlıklarımızla bağdaştığı da söylenebilir. Tespitleriniz ve yorumunuz için teşekkürler öğretmenim. Selamlar, saygılar. H.H.Dulun  10.02.2010 12:45
 

Tam da bizim kültürümüzün örneği nefis bir hikaye. Doğal ve insan kokuyor. Fabl ile halk ağzı birleşmiş. Hikayenin atfedildiği adres de cuk oturmuş. Kaleminize, yüreğinize ve fikrinize sağlık.

Emine Supçin 
 08.02.2010 11:06
Cevap :
Bazen aklınıza çok şey gelir söyleyemezsiniz; Ya adaba aykırı olur ya da suç işlersiniz. İşte bu hallerde imdada yetişir, öykülerimiz, fabl'larımız. Söyleyecekleriniz bi'zaman söylenmiştir, dile getirmek yeter. Teşekkür ederim öğretmenim; selam ve saygılarımla. H.H.Dulun  08.02.2010 16:35
 

Şimdi sakince otururken hayattan ne anladığımı sorarak şu yağmurlu pazar günümün keyfini bozayım mı Hüseyin bey:) Kemal Sunal filmleri gibi bir öyküymüş bu. Hani Meral Zeren her seferinde bir bahane buluyordu ya? Salı sallanır, cuma mübarek gün, pazar tatil günü diye:) Şaka bir yana tıpkı böyle bir zincir var hayatın gerçeğinde. Gücü yeten, kurnaz olan kurtulabiliyor ancak tuzaklardan...Hayattan hep iyi şeyler anlamanızı / anlamamızı diliyorum:) Sevgilerimle...

Tülin Aksoy 
 07.02.2010 17:07
Cevap :
Gerçekten de bugün yağmur müthiş; ardı arkası kesilmedi. Çocukluğumda bu tür öykü ve masalları çok dinledim. Her birinden bir 'hisse' çıkarmak gerektiğini söylerdi büyükler. O günleri anımsayıp, güncelimize uyarlamaya çalıştım. Tilkinin kurnazlığı bile işe yaramıyor bazen demekki! Bakalım derdimi anlatmaya çalıştıklarım ne anladılar bu öyküden! :) Teşekkürler, selam ve sevgiler. H.H.Dulun  07.02.2010 20:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 346
Toplam yorum
: 1015
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 1067
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

1960 Ankara doğumlu bir Çankırılıyım. İşimin burada olması nedeniyle, Antalya'da yaşamaktayım. Ti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster