Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

24 Temmuz '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
246
 

Ey Koca Dünya...

Ey Koca Dünya...
 

Bir ateş yaktı denizin kenarına, çalı çırpıyla...


.    Altmış yıl önce...
.
.    Kulaklarında hiç durmadan çınlayan o sesle, çıldıracak gibi oluyordu. Hayatı boyunca duyduğu o sesten, bıkıp, usanmıştı artık... Ümitsizce gözlerinden akan yaşları, gömleğinin koluna sildi. Hayatı O’na zindan edenlere, hakkını hiçbir zaman helâl etmeyecekti. 
 
.    Doğduğunda başlamıştı her şey aslında... Ebe nine, annesinin rahminden O’nu çekip çıkardığında, konuşamamıştı bir türlü... Doğum yatağında yatan ve soru dolu gözlerle kendisine bakan genç kadına, müjdeli haber verememişti. “Oğlun oldu” demişti sadece... Genç kadın, oğlunu kucağına vermelerini istemiş, bebeğini kucağına aldığında ise, hıçkırıklara boğulmuştu... Sevinç ağlaması değildi bu... Büyük bir acıyla bebeğine bakarken, nefesi ciğerlerine yetmemişti genç ananın...
 
.    Büyüdükçe, hayat daha bir zorlaştı O’na... Yaşıtları kendisiyle oynamak istemiyor, sürekli dalga geçiyorlardı. Çocuklar, ne kadar da zalim olabiliyorlardı böyle? Gittikçe içine kapandı, kimseyle konuşmaz oldu. Tek arkadaşı, kendisine benzeyen bir yavru kediydi. O kedi de, sığınacak bir liman bulamamış, kimse tarafından istenmemiş, sevilmemişti hiç. Diğer kediler tarafından her gün hırpalanması da cabası... Tıpkı kendisi gibi... O zaman insan ile hayvan arasında ne fark vardı ki? Kocaman bir hiç! Hatta bazen hayvanlar, daha bile iyi olabiliyorlardı, birbirlerine karşı...
 
.    Bir kız sevdi, çaresizce... İstemeden gönlü aktı gitti kıza... Karşı karşıya geldiklerinde, utangaç gözleri, bakamazdı kızın gözlerine... Yüzü kıpkırmızı olur, ateş basardı. Kız anladı O’nun kendisini sevdiğini. Acımasızca dalga geçti O’nunla... Her yerde, herkese anlattı durumu, kahkahalar atarak... Hiç olur muydu öyle şey ama? O kim oluyordu da, gönül veriyordu bu kıza? Üstelik hâline bakmadan!
 
.    Zaten içine kapanıktı, daha bir kapandı... Tek dayanağı olan anacığı da ölünce, yaşadığı köyün ıssız koylarından birine, bir kulübe yaptı, derme çatma... Herkesten kaçmak istemişti. Sadece geceleri, hava kararınca köye iniyor, köyün bakkalından birkaç ihtiyacını alıp, hemen kulübesine geri dönüyordu. Yalnız geçen hayatının tek dostu, kedisiydi. İkisi birden, itilmeden, kakılmadan yaşıyorlardı artık bu sahilde. 
 
.    Günü balık tutarak geçiriyorlardı. Sonra da o balıkları beraberce yiyorlardı. Akşam tüm alacalığı ile yeryüzüne çökerken, bütün dertleri depreşiyordu niyeyse. Hele bir de ay varsa, bu ay da dolunaysa, ağlamak tutuyordu O’nu... Gözyaşları durmak bilmeden akıyor, boşuna geçip giden ömrünün yasını tutuyorlardı sanki. Kedisi usulca koynuna sokuluyor, damlayan gözyaşlarına dokunmak istercesine, uzatıyordu patilerini... Halden anlayan mırıltılarla, sakinleştirmek istiyordu dost bildiğini...
 
.    “Ey koca dünya, bir beni sığdıramadın ya, o koca karnına! Yanarım da, buna yanarım işte!” diye düşünürdü hep. Ne etmişti kimseye, ne suçu vardı ki de böyle olmuştu? Dünya zalimdi, dünya zalimlerindi! İyice bellemişti artık bunu.
 
.    Çok az okula gidebilmişti ama, okuma-yazmayı herkesten önce öğrenmişti. Okulda da itilip kakılınca, buna yüreği dayanmayan anası, okuldan almıştı O’nu... Bir kurşun kalem, birkaç da defter kalmıştı O’na, okuldan hatıra... Gözü gibi saklamıştı bu hatıraları. Bazen kurşun kaleminin ucunu bir bıçakla inceltir, yüreğinden dökülenleri yazardı defterine... Zamanla bir tutkuya dönüştü bu. Yazınca rahatlıyor, hafifliyordu sanki... Kimselere anlatamadıklarını, defterlerine anlatıyor, yazıyor, yazıyor, yazıyordu... Böyle böyle, defterler bitirdi, kurşun kalemler tutulamaz hale gelince, bir kargı taktı ucuna, öyle yazdı... Ama hep yazdı...
 
.    Gecenin ayazı vurmaya başlamıştı yüzüne... Düşüncelerden sıyrıldı bu ayazla... Kışın deniz kenarı, daha bir nemli, daha bir soğuk olurdu hep. Kulübesine girip, gaz lâmbasını yaktı. Teneke sobasına, nemlenmiş birkaç çalı çırpı atıp, zorla tutuşturdu... Bir şeyler yazmak istedi canı. Defterini açınca, çok az sayfa kaldığını gördü. Oysa ki ne çok şey anlatmak istiyordu bu gece defterine. İstemeye istemeye, sırtına yün yeleğini geçirdi, köy bakkalına gitmek için... Defter ve kurşun kalem alacaktı, geçen gün sattığı balıklardan aldığı parayla... Yavaş yavaş yola koyuldu. Gece inmişti tüm karanlığıyla, köyün üzerine. Birkaç evde, titrek lâmba ışıkları seçiliyordu, zar zor. Köy bakkalına geldiğinde, kapanmış olduğunu gördü. Göğsüne bir yumruk inmişti sanki, nefes alamadı. O deftere çok ihtiyacı vardı. Çekine çekine, bakkal dükkânının hemen yanındaki evin kapısını çaldı. Bakkalın eviydi burası. Kapı, uzunca bir süre sonra açıldı. Uykulu bir halde kapıya çıkan bakkal, şaşkın şaşkın baktı O’na... Gecenin bu saatinde, defter ve kurşun kalem isteğini duyunca, tumturaklı bir küfür salladı bakkal, bağırıp çağırmaya başladı... Gürültüye uyananlar oldu, onlar da çıktılar kapılarına, pencerelerine... Utançtan, yerin dibine girmişti sanki... Yıllardır görmekten kaçındığı herkes, karşısındaydı şimdi. Keşke gelmeseydi, keşke!... Bakkal hararetle bir şeyler anlatıyor, dinleyenler de kahkahayla gülüyorlardı. İşte yine o ses çınlamaya başlamıştı kulaklarında... Delirmiş gibi sağa sola bakıyor, zembereğinden boşanmış gözyaşları, akıyor, akıyordu... Kaçmaya çalışıyor ama sol bacağı izin vermiyordu bir türlü... Sol bacağını sürüye sürüye ve ağlaya ağlaya, kulaklarında çıldırtan o seslerle, uzaklaştı köyden... Yuva bildiği sahile geldiğinde, sol arka bacağı inmeli kedisi de O’nu bekliyordu, acı acı miyavlayarak. Gözyaşlarını silmekten ıslanmış gömleğinin kolu, sert ayazda, buz gibi yapışmıştı koluna... Kendi gözyaşlarından, ruhu da, bedeni de üşüyordu... Ani bir kararla kulübesine girip, dertlerini, tasalarını, duygularını, kısacası ömrünü yazdığı defterleri kucaklayıp, dışarı çıktı... Bir ateş yaktı denizin kenarına, çalı çırpıyla... Sonra defterlerini sımsıkı kucakladı son bir defa, ağlayarak... Ateşin üzerine attığında bütün ömrünü, kararını da vermişti artık... Ömrü alevlere tutulmuş yanarken, ayağındaki yün çoraplarına avuç avuç kum doldurdu. Kedisi olacakları anlamış gibi acı acı miyavlayıp duruyordu. Son bir kez de kedisine sarıldı. Ömründeki tek dostuna... Defterleri kül olup alevlerle havaya savrulurken, karanlık denize doğru yürüdü, kararlı bir şekilde... Boğazına kadar suya girdiğinde, bir kez daha dönüp baktı hayatına... Alevler sönmüş, geriye bir avuç kül kalmıştı... Denize doğru dönüp yürümeye devam ederken, ilk kez mutlulukla gülümsedi... Kulaklarında o hiç durmadan  çınlayan, alaycı ve  çıldırtıcı ses, yavaş yavaş kısılmaya başlamıştı nihayet!...
 
.     Tooopaaal, toopaal, topal, topa, top, to, t............
.
.
Dr.F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---24.07.2018
Fotoğraf çekimi: F.Fisun Gökduman Kökcü
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba ..okudum...üzüldüm...kızdım...duygular karıştı.Yürek acıtan bir öykü..bu dünya acımasız..bu dünya kahreden olaylarla..dolu...selamlar sevgiler doktorum..

Birsen yn 
 29.07.2018 21:49
Cevap :
Sizi üzmek istemezdim sevgili Birsen hanımcığım.Ama hayat böyle işte.İnsanın engeli,lâkap olarak yapışıp kalıyor adının önüne.Ne kadar incitici olduğunu bilselerdi eğer,belki yapmazlardı böyle.Duygudaşlığınız ve yorumunuz için çok teşekkür ederim.Sevgi,saygı ve selamlar gönderdim yüreğimden.Sağlıcakla kalın...  30.07.2018 7:08
 

Çok acıklıydı ama yaaaa.. içim üzüldü:((( Siz de o kadar etkili yazmışsınız ki, duygular arasında gidip geliyorum; hem sizi kutluyorum, hem de kötü-anlayışsız-empati yoksunu insanlara sövüyorum, elde değil... Sevgilerimle güzel insan değerli Fisun Hanım'cığım, kucaklıyorum...

Filiz Alev 
 29.07.2018 18:47
Cevap :
Acı bir hayatı yazınca,acıklı oluyor istemeden,üzücü oluyor.Empati yeteneği,sadece iyi yürekli,duyarlı insanlarda var.Onlar da oldukça az maalesef.Yapacak bir şey yok.Çok teşekkür ederim,duygudaşlığınız ve yorumunuz için,sevgili Filiz hanımcığım.Ben de sizi sevgiyle kucaklıyorum.Sağlıcakla kalın...  30.07.2018 7:15
 

Yazık ki, insanın insana yaptığını kimse yapmıyor. Hayvanlar insanlardan daha sadık daha şefkâtli çoğu zaman. Hazin bir öykü, okurken canlanıyor insanın gözünde. Günümüzdeki manzaralara baktıkça, yalnız insanlara değil hayvanlara yapılan acımasızlığı da görmekteyiz. Kaleminize sağlık Sevgiler selamlar gönderdim gönülden. Sağlıcakla

SAHAFÇA 
 27.07.2018 22:20
Cevap :
Yıllar önce kaybettiğim bir hastamın yaşam öyküsü.Büyük bir kısmı gerçek,bir kısmını değiştirmek zorunda kaldım.Hastamın bilinmesini istemediğim ve kişilik haklarını korumak adına böyle yaptım.Yazdıklarım,O'nun yaşadıkları yanında hiç kalır.Bencil bir dünyada yaşıyoruz.İncitici bir yaşam sürmek zorunda kalıyoruz.Bundan hayvancıklar da payını alıyorlar ne yazık ki.Bir farkındalık oluşsun istedim bu öyküyle.Ne kadar etkili olur bilmiyorum.Teşekkür ederim değerli dostum,yorumunuz ve duygudaşlığınız için.Şehir dışında olduğumdan,cevabım gecikti,affedin.Saygı,sevgi ve selamlar gönderdim gönül dolusu.Sağlıcakla kalın...  29.07.2018 13:36
 

Öykünüzü severek okudum Fisun Hanım... Dilinize,emeğinize sağlık olsun. Selam saygılarımla...

Abdülkadir Güler 
 25.07.2018 22:43
Cevap :
Teşekkür ederim değerli şairim.Şehir dışında olduğum için,geç cevap verdim.Affedin beni.Yorumunuz için çok teşekkür ederim.Saygı ve selam ile,sağlıcakla kalın...  29.07.2018 12:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 334
Toplam yorum
: 1248
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 281
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Efekan'ın annesi, Mehmet'in eşi, doktor emeklisi... Değerli dostlar... Bundan sonra, yazılarımı ses..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster