Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
931
 

Ey Türk Milletinin Kürtleri! Titreyin ve kendinize dönün!

Ey Türk Milletinin Kürtleri! Titreyin ve kendinize dönün!
 

S.Turgut'un dağa kaldırmayı hayal ettiği Rojin.


Meclis tv.yi izliyorum.

Baykal parlamentodaki, "demokratik açılım"ın ya da, "kürt açılımı"nın ikinci görüşmelerinde konuşuyor. Etnik kimliklere saygı duyduklarını, "Ancak bunun, ayrı bir millete dönüşmesine karşı olduklarını” söyleyerek devam ediyor:

"Devletimizin adı Türk, milletimizin adı Türk Milleti! Arnavut, Türk Milleti'nin arnavududur, Çerkes te, Türkiye’de yaşayan Kürt te Türk milletinin kürdüdür."

Evet bu topraklarda bir Türk Devleti'yle onun kurucusu olan bir Türk Milleti vardır ve bundan kimsenin şüphesi yoktur. Fakat birlikte yaşadığımız diğer etnik unsurları Baykal gibi tanımlamak doğru mudur? Gerçekten onlar, kendileri değil de Türk Milleti'nin Lâzları, Abazaları, Çerkesleri, Arnavutları, Kürtleri, Arapları, Rumları, Ermenileri ve Yahudileri midir?

Bu sözler, tevil götürmeyecek kadar açıktır. Anlaşılmayan bir tarafı da yoktur. Yani bu, bir çobanın, "Bunlar kimin koyunlarıdır?" sorusuna verdiği, "Bunlar, Delikdere'li Mehmet Ağa'nın koyunlarıdır" cevabı kadar net ve yalındır. Daha açıkçası buradaki, "Türk Milleti'nin Kürtleri" tabirinin, "Mehmet Ağa'nın koyunları" ifadesinden bir farkı yoktur!

Sanıyorum söyleyen ve söylenen sebebiyle, "etnik azınlıklara hakaret anlamına alınabilecek" bu derin teori üzerinde hiç durulmamıştır. Değerlendirme yapılmamış, manşete taşınmamıştır.

Aslında, Baykal'ın sözlerinin Onur Öymen'in, "Dersim'de analar ağlamadı mı?" ifadesinden bir farkı yoktur. Ne var ki, benzeşen her söylem tepkiye neden olmamaktadır. Bazı hatiplere hiç bir şey olmazken, bazıları muhataplarının hışmından kurtulamamakta ve bir süre gizlenmek zorunda kalabilmektedir.

Bu garip ikilem, diğer konularda da geçerlidir. Meselâ, Başbakan'ın telefonunlarının (yasadışı) izlenmesine kimse aldırmazken, YARSAV Başkan'ının veya yargı mensuplarının (mahkeme kararıyla) dinlenmesi ortalığı ayağa kaldırabilmektedir.

Diyelim ki, Baykal haklıdır ve şimdiye kadar bir Allah'ın kulunun aklına, "Kardeşlerim! Biz sizin etnik kimliğinizi inkâr etmiyoruz. Evet, sizler kürtsünüz ama Türk Milleti'nin kürdüsünüz!" şeklinde bir açıklama yapmak gelmemiştir! Bu sebeple, proplem büyümüş te büyümüş, sonunda kronik bir hal almıştır.

En nihayet, böyle bir bilgilendirmede bulunmak, geçtiğimiz cuma günkü meclis oturumunda, CHP Genel Başkanı Baykal'ın aklına gelmiştir. Acaba bu ifadelerin, yıllardır süren güneydoğu problemini çözme konusunda bir katkısı olmuş mudur? Bu sorunun, "hayır" dışında bir cevabı yoktur.

"Demokratik açılım" görüşmelerini izleyenlerin, muhalefet liderlerinin önceden bir görüşme yaptıklarını düşünmeleri garip karşılanmamalıdır. Zira konuşmalarında sanki, "Birimiz etnik kimlik sorununu, diğerimiz PKK meselesini ele alalım da hükümet, "açılım" görsün" diye bir karara varmış gibiydiler.

Baykal, yukarıda izah ettiğim gibi kimlik problemine çözüm sunarken, Bahçeli de terör örgütüyle ilgili öneriler dile getirmiş ve şöyle demiştir:

''Yurt içinde ve yurt dışındaki bütün teröristler silahlarıyla birlikte teslim olmalıdır."

"Tamamı Türk adaletine hesap vermeli ve verilecek hükme rıza göstermelidir."

İyi de bu nasıl olacaktır. Teröristler, "Gel!" deyince gelecek midir? Tabi ki hayır! İktidarın terör çözümünü beğenmiyoruz. Toplu tüfekli mücadeleden de bir netice alamıyoruz. O zaman, dağdaki tehlikeyi nasıl bertaraf edeceğiz? Bu duruma göre elimizde, "emir komuta" zinciri dışında bir şeçenek kalmıyor. Yani dağdakilere, komutuna uyacakları yetkili birinin, "İnin!" demesi gerekiyor. Gerçi daha önceleri uçaklardan attığımız broşürlerle bu yolu da denemiş, bir sonuç alamamışızdır ama tekrarda yarar vardır.

Burada, Bahçeli'ye bir hatırlatma yapmak zorundayım. Dağdan inişlerin emir komuta zinciriyle olması için bazı şartlar gerekir. Meselâ, bir MHP'li gruba herhangi bir şahıs "Çök, kalk!" hareketi yaptıramaz. Bu iş için mutlak olarak, önder pozisyonunda bulunan bir MHP büyüğüne ihtiyaç vardır.

Onun için Bahçeli, böyle bir çözüm önerisi sunduğu konuşmasında, aynı zamanda Ak Parti'yi, "İmralı canisiyle kolkola yürümekle" suçlamamalıydı. Bu bir çelişkidir. Çünkü, bu oyundaki, "emir komuta zinciri"nin ana halkası, "İmralı Canisi" dir. Ülkücülerin, herhangi birinin komutuna uyması nasıl mümkün değilse, dağdakilerin de "İmralı Canisi" dışında birinin (meselâ, bir devlet büyüğünün) buyruğuna itaat etmesi mümkün olmayacaktır.

Gördüğünüz gibi parti liderleri de zaman zaman çelişkiye düşebiliyorlar. Başbakan'ımızın ara sıra yaptığı gibi maksadı aşan ifadeler de kullanabiliyorlar.

Muhalefetin çözüme ilişkin açıklamaları muhakkak ki, yazdıklarımdan ibaret değildir. Sunumlarında, Akl-ı selim sahibi herkesin paylaşabileceği bir çok müsbet öneri ve teklif te bulunmaktadır.

Problem yani kavga, açıklamaya çalıştığım gibi "etnik kimlik ve terör açılımı " konusunda yaşanmaktadır. Doğrusu ben de bu hususta, (hukukun gözardı edilmesinden dolayı) vicdanen rahatsız olduğumu söyleyebilirim. Fakat şimdiye kadar, daha makul bir çözüm önerisi sunulamadığını da görüyorum.

Habur sınır kapısındaki zafer çığlıklarına; gelenlerin, "Biz Öcalan'ın emriyle geldik!" şeklindeki ukalâca beyanlarına, hoş bakamıyorum. Böyle durumlarda insanoğlunun haddini bilmesi, kendine gösterilen iyi niyeti ve müsamahayı istismar etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Şehit ailelerinin haklı isyanına ise sonuna kadar saygı duyuyorum

Lâiklik, Ergenekon ve terör tartışmalarına eklenen "Demokratik Açılım" girişimi yüzünden ülkemizde, giderek derinleşen bir gerilim yaşanmaktadır. İktidar ve muhalefete bağlı olarak insanımız da ayrışmış yönetme, yargılama ve terörü çözme konusunda birbirine tamamiyle zıt kanaatler oluşturmuştur. Toplum neredeyse patlamaya hazır bomba haline gelmiştir.

Birileri de, (DTP) sanki son stresin kendileri yüzünden yaşandığını bilmiyormuş gibi yapmakta ve halâ, (ateşlemek için) fitilin ucunu aramaktadır. İşte sırf bu yüzden bazan (bütün iyi niyetime rağmen) onlara, "Ne haliniz varsa görün!" diyesim geliyor.

Resim: www.besnur.com/muziek/music.php

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Hüseyin Bey, bilirsiniz, Toplu iğneleri bir arada tutmak istediğinizde size bir mıknatıs gerekecektir. Bu anlayışla; bir devletin, çeşitli anlayış ve renkteki üyelerini de bir arada tutmak, onları ortak bir amaç etrafında toplamak için bize bir mıknatıs gerekecektir. Şimdi desek ki, Türk Devletinin mıknatısı nedir? Nasıl her yiğidin gönlünde bir arslan yatıyorsa, her vatandaşın gönlünde de beklentisi doğrultusunda, bir mıknatısı vardır. Var, ancak, bu mıknatıslar dört tanedir ve Kanunlarımıza göre hiç birinin mıknatıs olma şansı yoktur. Peki, çözüm? Devletin halkını, birisine taraf olmadan, hepsini (gerçek) demokratik, (gerçek) laik, (tam bağımsız) hukuk devleti çatısında toparlamasıdır. Peki, bizim devletimiz bu anlayışta değil midir? Şeklen evet. Ancak, uygulamada hayır. İşte tüm mesele, tarif edilen devlet sisteminin hayata geçirilmemesidir. Engel nedir? Bugüne kadar sütün kaymağını toplayanlardır. Kavganın temelinde, mıknatıs değil kaymak bulunmaktadır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 18.11.2009 15:25
Cevap :
Değerli Canmehmet: Yazdıklarınızda sonuna kadar haklısınız. Yalnız bir noktaya parmak basmayı gerekli görüyorum. Keşke kaymağı toplayanlar, bari sütü millete bıraksalardı! Adamlar, geride paylaşılacak hiç bir şey bırakmıyorlar. Her şeye sahip çıkıyorlar. Devlet onlar, yargı onlar, yasama onlar, yürütme onlar... Durum böyle olunca, yıllardır ekmeğini süte daldıramayan yığınlar bir gün, "bana da" diyeceklerdi. Bu kaçınılmazdı. Bu gün olmasa bile, bir zaman sonra mutlaka olacaktı. Çünkü hiç bir yönetim ilânihaye zulm ile abâd olamazdı. Fakat gene de ben, bu kadar çetin bir direniş ve bu kadar derin bir yapılanmayla karşılaşılacağını tahmin etmemiştim. Yorumunuz için teşekkür eder selamlarımı sunarım.  20.11.2009 17:04
 

80 öncesinde sağ ve sol çatışmalar vardı biliyorsunuz. Yönetimdekiler, bu çatışmaların üzerine benzin dökmeye çalışmazdı. Demirel'in sözünü hatırlarsınız belki; gazetecininin: "Gösteri ve yürüyüş yapıyorlar, ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "Yollar yürümekle aşınmaz." gibi uzlaşmacı bir yanıt vermişti. Şimdi aslında toplumun isyan edesi yok ama özellikle isyan etsin diye uğraşılıyor sanki. "Bak, senin şu hakkın yeniyor. Hadi ses ver! Hadi bağır!"... İş, gerçek anlamda demokratik uygulamaya gelince ortada bir şey yok. Atılan her adım, binlerce tartışmayı da beraberinde getiriyor. İlginç... Selamlar...

vakayinüvis 
 18.11.2009 15:02
Cevap :
Evet, son zamanlarda bazı siyasilerin söylemleri gerçekten tahrik kokuyor diyebiliriz. Dersim ve Türk Milleti'nin kürtleri, gibi beyanlar, DTP'nin Habur sınırına yığıdığı kalabalıkların zafer naraları, gelenlerin, "Öcalan'ın emriyle geldik!" demeleri... hepsi birer tahriktir. Bunu yapan sadece siyasiler değil aynı zamanda medya ve medyada köşe tutan yazar, çizer ve proğramcılardır. Doğrusu, kış mevsiminde olmamıza rağmen çok sıcak bir ortamdan geçiyoruz. İnşaallah sonu hayır olur. Selamlar.  18.11.2009 16:28
 

Yazılı ve görsel medyada bu konular o kadar gereğinde fazla tartışılıyor, o kadar halkı bölecek biçimde ele alınıyor ki, insana hem bıkkınlık geliyor, hem de bu işin arkasında yine İngiliz ve Amerikan parmağı var, dedirtiyor! İkisi de kötü bizim için. Çünkü Türkiye bu tartışmalarla hem kutuplaşıyor, hem de kaygan bir zemine sürükleniyor. Ve her tartışmaya katılmak, onu çekip uzatmakla bu ateşe bir odun attığının farkında olmuyor kimseler. Yine, kimsecikler kalkıp şunu sormuyor kendi kendilerine: Bu tartışmaların sonu nereye varacek ve 1980 darbesini hazırlayan ortam oluşunca bizim hâlimiz n'olacak?! O günlerden ders almış biri olarak, yangına benzin taşıyan hiçbir yazı yazmadım, tartışmaya girmedim! Herkesi şuna ikna etmeye çalıştım: Hiçbir şey medyada konuşulduğu gibi değil. Kapalı kapılar ardında, sunulan senaryodan daha farklı biri oynanıyor. Oyun bittiğinde, sahnede bölünmüş, harabeye dönmüş bir Türkiye ve yetim bebekler kalacak. Herkesi bu bilince davet etmek lazım. Saygıyla...

Mehmet Sağlam 
 16.11.2009 21:44
Cevap :
Doğrusu ben de didişme ve inatlaşma taraftarı değilim. Na var ki bir çok insan, yalan yanlış duyumlar üzerinden konuşuyor. Olayları sadece idolojisi yönünden değerlendiriyor. Hem 12 eylülden şikayet ediyor hem de 12 eylülü hazırlayan zihniyeti kutsuyor. Yani olguları ve bağlantıları es geçiyor. Hayatımızı darma duman eden darbelerin, Ergenekon ve uzantıları marifetiyle kotarıldığını bir türlü kabul edemiyor. Uğur Mumcu gibi bir çok insanın dinciler tarafından öldürülmediği iyice meydana çıktığı halde hala aynı teranelere devam ediyor. İşte bu yüzden ben de kendimi, ister istemez bir tartışmanın içinde buluyorum. Aslında sert tartışmaları sevmem ama doğruların bilinmesinde ısrarcı olmam, beni bu inatlaşmanın içine çekiyor. Bununla beraber her şeyi doğru bildiğimi, her şeyi doğru yaptığımı iddia etmiyorum. Fakat mümkün olduğu kadar yanlış yapmamaya çalışıyorum. Selamlar.  16.11.2009 22:23
 

Osmanlı ve Türkiye üzerinde oynanan oyunların gerçek yüzü ancak tek dosya da birleştirildiği takdirde anlaşılır hale gelir. Kürtler ve dersim olaylarıda bunlardan sadece biridir. Siyasetçilerimiz ya beleşe konuşuyorlar yahut konu hakkında bilgileri yok. TRT de Banu Avar'ın sunduğu programı da mı izlemediler. En azından kaba taslak bilgi sahibi olabilirlerdi. Lakin onu işinden atmak tercih edildi. Silinmemişse Bir izleyin isterseniz. Yarım saatlik bir program. video.google.com/videoplay?docid=-7548543120460393751# Selam ve saygılar.

akar 
 16.11.2009 14:14
Cevap :
Siyasetçilerin büyük çoğunluğunu tarihi ve güncel doğrular hiç mi hiç ilgilendirmez. Onlar her konuyu, güttükleri siyasete paralel hale getirerek anlatırlar. PKK meselesiyle Dersim karşılaştırması; azınlıklardan, kendi kimliklerini Türk Milleti'nin lazları, kürtleri olarak tanımlamalarının istenmesi gibi somut olgular, bunun en bariz örneğidir. Siyasetçi için tarihte ve hali hazırda olanların doğru mu yanlış mı olduğu, aynı eylemin bugün uygulanmasının ne gibi sonuçlar doğracağı önemli değildir. Önemli olan kendi polıtıkasını üste çıkarmaktır. O an için etkili bir nutuk çekerek, taraftarlarını memnun etmektir. Videonun bir kısmını izledim. Doğrular var, fakat biraz da ideoloji kokuyor. Sanırın Avar'ın uzaklaştırılma sebebi de budur. Selamlar.  18.11.2009 15:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster