Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
438
 

Eylül

Eylül
 

Benim yağlıboya çalışmalarımdan...


Bugün 27 Eylül 2010, bir yaz, yine sona eriyor ve altın renkli sonbahar geliyor. Sonbahar serinliğini hissediyor oldum, sabah ve akşam saatlerinde. Aynı zamanda gündüzleri, hâlâ güneşin sıcaklığını da hissediyorum. Yeşil, sarı, turuncu, kırmızı , mor renklidir Eylül... Elma, ceviz ve üzüm kokar. Huzur ve tazelik hissi veriyor bana bu ay. Yerde serilmiş yaprakların üzerinde yürümeye bayılıyordum çocukken, şimdi de öyle... Sonbahar, ayrılıkların ve hüznün simgesi olmuştur hep, oysa bana göre çok güzel ve romantik bir mevsim. Sonbaharda, yaz ile vedalaşıyoruz, sıcak günlerle, tasasız ve eğlenceli tatillerle... Yine de sonbaharla ilgili çok güzel hatıralarım var benim, pek çok ilk yaşadım sonbaharda, özellikle eylülde... Eylül benim için hep bir yeniliğin, bir ilkin simgesi olmuştur.

Hayatımda hatırladığım ilk kareler, eylül ayında olmalı. Aydınlık ve büyük bir oda. Pencereler yere kadar. Basit düz beyaz tüller. Etrafa yemek ve çamaşır kokusu birleşimi bir koku. Temiz bir ortam. Çocuklar var, çok çocuk. Küçük, kırmızı, metal ayaklı sandalyelerde oturuyorlar, sandalyeler yarım ay biçiminde dizilmişler. Bir sandalye boş. Sandalyelerin çizdiği yarım ayın, tam ortasında, halıya kapanmış, bir çocuk. Ağılıyor. Diğer çocuklar şarkı söylüyorlar. El çırpıyorlar. Hayatımda hatırladığım ilk kareler bunlar. Ağlayan çocuk - benim. Üç yaşlarında olmalıyım. Annem öğretmen olduğu için ve okullar eylülde başladığına göre, eylül olmalı. Çok mutsuz, ağlamaktan sesi kısılmış, ara ara içini çeken, bütün çocuklar gibi, çok güzel, simsiyah gözlü bir çocuk. Göz yaşları tükenene kadar, belki uykuya dalana kadar, ağlamayı inatla devam ettiren bir çocuk. Çocuk yuvasındayım ve annemden ilk kez ayrıldığım anlar bunlar... Annemden ayrılmak istemiyordum. Neden anlamıyorlardı beni? Annemi istiyordum sadece. Kimdi o yabancı insanlar? Tanımıyordum onları. Beyaz önlükler giymişlerdi. Dillerini de anlamıyordum. İsmimi tekrar edip duruyorlardı, konuşmalarını algılayamıyordum, yabancı dil konuşuyorlardı. İşte hayatımdan net hatırladığım ilk kareler. Eylül olmalı...

Yerlere dökülmüş sarı yaprakların üzerinden, okula gittiğim ilk gün... Yine aylardan Eylül…
Annemin marifetli ellerinden sevgiyle örülen beyaz dantel yakam, siyah önlüğüm ve başımda kocaman beyaz puanlı kurdelalı bant.
Okulla tanışmaya gidiyorum bir sonbahar sabahında. Hem korku, hem heyecan sarmıştı benliğimi aynı zamanda mutluluk, çünkü okumayı öğrenecektim. O dönemin hatıraları biraz sönük, fakat şu an da net hatırlıyorum sonbahar kasımpatılarını, olağanüstü güzeldiler. Öğretmenime, hediye edilmek üzere, annemin bana verdiği o kocaman demet beyaz kasımpatılar. Bugün de en çok sevdiğim çiçeklerdir kasımpatılar. İlk kez görmüştüm bu çiçekleri bir Eylül gününde. İlk öğretmenim, ilk ilkokul arkadaşlarım, ilk kitabım, ilk defterlerim, ilk okul çantam... Bütün bu hatıralar çok net değil artık, eski siyah beyaz bir film karesi gibi, aynı zamanda benim için çok değerli.

Eylülde yağmurlar başlıyor... Hoşuma gidiyor, sessiz sonbahar yağmurları, altın yapraklardan süzülen damlaları seyretmek çok güzel... Yağmur temizleme, arınma hissi uyandırmıştır her zamada bende, özellikle sonbaharda... Sonbahar yağmurun altında yürüdüğüm anlar geliyor gözlerim önüne... Yeni filizlenen duygular...Çok, çok özel hatıralar... Yağmur sonrası toprak kokusu...

Eylülde, Üniversiteye başladım, bu ciddi bir adımdı hayatımda. Çok istediğim bölümü kazanmıştım. İlk kez evimden ayrılmıştım, zor anlarım da olmuştu ilk başlarda , fakat sonra yeni arkadaşlar... Yeni öğrendiğim şeyler.

29 Eylül 1989 Türkiye'yle tanıştığım gün... Hayatıma yeni sayfa açmıştım... Bazen düşünürüm, insan hayatının baharında tüm yaşamını yeniden başlayabilir mi ? Çok zor... Ama ben yapmıştım... Belki kendim buna cesaret edemezdim, tesadüf bana yardım etmişti... Her şey silinmişti, elimde sadece bir bavulla hiç tanımadığım bir ülkeye gelmiştim. Çok seveceğimi sezmiştim yeni ülkemi... Türk polisleri, bizi küçük bir odaya almışlardı, o kadar candan davranmışlardı ki ilk kez geldiğim topraklara, evimde gibi hissetmiştim kendimi. Ait olduğum yere gelmiştim. Baba adı? sorusu ile hayatım yeni bir anlam kazanmıştı... Çok sevdiğim ismimi geri almıştım, benden zorla alınan ismimi geri almıştım... Bunun ne anlama geldiğini yaşamayan bilemez... Yine aylardan eylül...

Eylül ayında, hayatımda yaşadığım en romantik anlardı... Onu görmüştüm. Tesadüf, Onu, karşıma çıkartmıştı ve ilk kez göz göze geldiğimiz an bana malum olmuştu, o kadar derinden sarsmıştı beni o yeşil gözler ki... Anlamıştım bu O olduğunu, hayatımın erkeği... Aylardan yine eylül.

Eylül'ü çok seviyorum, sarı yapraklar ve altın yağmuru... Gözyaşı ve mutluluk yağmuru... Elma, üzüm ve ceviz kokusu...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mevsimlerin başkentidir bende...

yeşilsoğan 
 27.09.2010 22:29
Cevap :
"Mevsimlerin başkentidir" - başına buyuruk, bağımsız, ne yazın kavuruculuğu ne kışın soğuğu, ne yaza ne de güze aittir Eylül.Teşekkür ediyorum Yeşilsoğan! Her yazdığımda bu rumuzu, çok hoşuma gidiyor ve Gianni Rodari'yi hatırlıyorum.Dostaça selamlarımla...  28.09.2010 14:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 333
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1811
Kayıt tarihi
: 13.03.08
 
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964. Makina Mühendisiyim. Evli ve iki çocu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster