Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ağustos '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
486
 

Eylüldür geçer...

Eylüldür geçer...
 

Bu kenti sevdim dedim

Benim olsun demedim ki

Sevdim dedimse, akşam kızıllığını

Gönlüm gibi akıp giden şu çayı

Şu ormanı şu denizi şu dağı

Benim olsun demedim ki

Hasan Hüseyin

1…

Bir insan bir kenti niye sever? Bir insan; bir insanı, bir sokağı, bir meydanı niye sever? Kentler sevilir mi? Ya da Eylül niçin hüzündür? Mayıs niye aşk? Diğer aylar ne iş görür?

Tanıdık bir kent çok iyi bir sevgilidir. Vücudu keşfedilmiş bir sevgili. Böyle bir kentin sokaklarında rahat yürür insan. Hangi caddede neyle karşılaşabileceğini aşağı yukarı kestirebilir. Tıpkı bir sevgilinin en ince ayrıntısına kadar keşfedilmesi gibi. Bunun için “her şairin bir kenti vardır” derler. Aslında insanı o kente en çok ‘yaşanmışlıkları’ çeker. Anılar bir dehlizin en uç köşesinde bağıra bağıra seni ister. Belki bir limanda ya da bir çay bahçesinde, hiç tahmin etmediğin bir anda belediye otobüsünde, kitapevlerinde arar durursun o kenti.

Her şey ‘yaşanmışlık’ kavramında gizlidir. Bir sokağı sabahın beşinde veya gecenin ikisinde niye adımlarsın? O sokağa seni çeken nedir? Yaşanmışlıktır elbet. Yaşanmışlık öğretiyor, yenilgi öğretiyor, aşk öğretiyor, zaman öğretiyor. Ve zaman tüm tezatlıkları içinde barındırıyor.

Yoksa Julien Sorel, uğruna her şeyi göze aldığı aşkı Madam Rena’dan niye uzaklaşsın. Yahut Martin Eden, uğruna her şeye katlandığı sevgilisini niye bir zaman sonra burjuvazinin kokuşmuş bir değeri olarak görsün.

Tezatlar oldukça sorular da sorulacaktır. Mayıs zıttını yaratmıştır. Eylüldür buna denk düşen. Şimdi yaşanmış bir yazdan geriye kalan, sararmış dökülen yapraklar var. Uzun geceler yaklaşmakta. Geceler uzunsa sorularda o kadar fazla olacaktır. Bitmiş bir yaza dair kim bilir ne şiirler, ne öyküler dökülecektir kâğıtlara. Çay, kahve çokça içilip, burunlar çekilecek ve bolca kâğıt mendil tüketilecektir. Tabi Eylül atlatılırsa, hüzün bırakırsa peşimizi.

Hüzün gizemli bir sahil, bir dize şiiri yüzünde saklayan emekçi anne, tarihin dipnotlarında bir anı. Sahi hüzün nedir?

Evet, karanlık erken çöküyor, yağmur uzaklardan merhabalar gönderiyor. Artık göçmen kuşlar da yeni vatanlarına kanat çırpıyor.

Şimdi Eylül. Şarkılar Eylül’ü anlatıyor ve şarkılar dönüyor: inandığım aşk yaşlı bir düş/ ve sevdam çok uzakta bir karlı kış / varsay ki yüreğim bu gece bir kuş/ kanadımı kırar fırtınan/ uçamam...

2…

Eylüldür geçer. Yaz mevsiminin sıcaklığından sıyrılıp Eylül’e girilir. Eylül solgunluktur, Eylül hazandır. Sararan yaprakların suretidir yaşam, Eylül yalnızlıktır. Eylül de geçer, Eylül de biter. Bazı başka şeylerde biter, nokta konulur. Islanmış, hoyrat ve mahzun bir nokta. Kesintisiz devrim, kesintisiz aşk, kesintisiz seks, kesintisiz ölüm, kesintisiz… Sürüp gider yaşam. Teori bir yerde tıkanır, kesintiler başlar. Her şey bir döngü şeklinde hareket eder. Hep bir yanımız eksiktir. En onulmaz yaralar bu eksik yanımızda kendine yer bulur.

Dönüp de baktığımızda geriye yaşananların hepsi bir sirki andırıyor. Sokakta komedi yapıyoruz-tek kişilik-, sığınaklarımızda dramlarımızı yaşıyoruz. Hayatı yasalar ve yasaklar düzenliyor; istediğimiz hayatı yaşayabiliriz fakat yasalar ve yasakların sınırları içinde. Bu demek ki biz istediğimiz hayatı yaşayamayacağız. Bize temenni edileni yani, sınırı çizileni yani çemberin içini gösteriyorlar.

Bir yandan yasalar, öbür yandan yasaklar. Diğer taraftan etik ve değer yargıları, tabu, yükselen değerlerin dışında kalma korkusu, işsizlik, aşksızlık, ütopyasızlık, bitiş, bitiş, bitiş...

Bazı şeyler biter büyük gürültülerle birlikte, bazı şeyler biter küçük ve gerçek ölçülerle. Kabul. Ne haksızlıklar yaşandı bu küçük gezegende, kabul ne sevdalar tükendi, ne ayrılıklar gördük, kaç dost kaldı savrulanlardan geriye. Evet, nokta koyuyorum. Kabul.

Düş ve gerçek, yaşam ve ölüm, sevgi ve nefret ikilemler içinde kaldık, sürüklendik sahile doğru. Aykırı bir kum tanesi olmayı yeğleyen insanlar nerdeler, biz nerdeyiz, sesimiz niye renksiz, kaç ahlak taşıyoruz, kaç ahlak yaşıyoruz. Uzatın yanaklarınızı öpmek istiyorum, ellerinizi ellerimde eritmek istiyorum. Kabul.

Eylüldür geçer, yolların yalnızlığında savrulan yapraklar arasında yürü arkana bakmadan. Aklından geçireni sınama.

Sınama, bir ırmakta iki kere yıkanılmaz çünkü ama hepimiz günün birinde mutlaka ikinci kez yıkanmaya kalkışmışızdır. Sonuç mu? Kocaman bir boşluk…

16.09.2000


Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne eylüller, ne hazanlar ne acılar ne mutluluklar geçti geriye dönüp baktığın zaman. Zaman bir köprü, hayat ve yaşananlar o köprünün altından akan coşkun bir ırmak...Engel olamazsın, durduramazsın. çağıl çağıl geçer...Güzel bir yazı okudum günün bu saatlerinde, Kaleminize sağlık. Sevgiyle...

Tülay TERZİOĞLU 
 17.08.2007 10:06
Cevap :
eylül, herkesin içinde sakladığı bir anafordur. ilkyazın kardelenlerine varmak için, anafordan çıkmalı belki de..  17.08.2007 14:32
 

Eylül de geçer Eylüllerden birinde ... bir daha hiç gelmemecesine...sevgi ve dostlukla. ezgi umut

Ezgi Umut 
 16.08.2007 23:39
Cevap :
hazan ve hüzün:eylül'dür işte, elbet bir gün eylül'de geçer, yerine başka şeyler konulur...  16.08.2007 23:45
 

iyi ki varsınız...

Engin Allı 
 16.08.2007 21:04
Cevap :
yol arkadaşıyız...  16.08.2007 22:39
 

Yine yetişmişim ve ilk okuyanım. Tek bir soru? Özgürlük ama nereye kadar? Bu arada yağmur da isyankar degilmi?:)))

Ayrıntıda gezinmek 
 16.08.2007 20:23
Cevap :
yağmur isyancı değiildir, senden ayrı yaşanan bir şey. özgürlük ve sınır? özgürlüğün sınırı yoktur, özgürlük sınır tanımaz ama senin özgürlüğün başkasının özgürlüğünü engellememeli.  16.08.2007 21:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 533
Toplam mesaj
: 128
Ort. okunma sayısı
: 1571
Kayıt tarihi
: 11.08.07
 
 

Adıyaman'da doğdu. ilk ve ortaöğrenimimi yatılı bölge okullarında okudu. İzmir 9 Eylül İktisat Fa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster