Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '15

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
781
 

Eyüp Sultan Camii'nin her kapısından sanki başka bir aleme girersiniz...

Eyüp Sultan Camii'nin her kapısından sanki başka bir aleme girersiniz...
 

Resim, Eyüp Belediyesi'nin internet ortamındaki arşivinden alınmıştır...


Beklentiler, umutlar ve arzulanan niyetler, açılan avuçlarda ve kımıldayan dudaklarda burada sessizce açığa vurulur...  

x       x        x

 -- 1458 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yapılan ve fetihten sonra İstanbul'da inşa edilen ilk camii olan Eyüp Sultan Camii'nin, Kıble  Kapısı'ndan girmek için adımınızı atarken, ister "inançlı bir kişi" olun ister  yalnızca "gezmek ve görmek" isteyen bir kişi olun, heyecanlanır ve göğsünüzün sıkıştığını hissedersiniz...

Camiye Kıble kapısından girdiğinizde, kendinizi bir anda, tahta çıkan Osmanlı hükümdarlarına yapılan "Kılıç Kuşanma Töreni" içinde bulursunuz...Girişte, hemen sol yanda iki basamaklı yarım ay şeklindeki Hünkar Taşı'nda, göz alıcı giysileri ve orijinal enstrümanları ile Mehter Takımı'nın coşturucu müziği arasında kılıç kuşanan Osmanlı sultanlarından birini görür gibi olursunuz...

Hünkar Mahfili'nin altından geçerken, namaz kılmak için kendisine ayrılan özel yerine doğru yürüyen padişahın sert adımlarının, tahta zeminde çıkardığı tok sesler kulağınızda uğuldar. Avlunun tam ortasında bulunan şadırvan etrafındaki kurnalarda aptes alan müminlerin kımıldayan dudakları, Allah ile aralarında kutsal bir bağ kurar.

Avlunun kuzey tarafında yükselen ve hemen hemen camii ile yaşıt  asırlık çınar ağacının kovuğunda, eskiden leylekler barınırdı. Bunlar ciminin  maskotu gibiydiler. Camiye gelen bütün ziyaretçilerin ilgisini çekerlerdi...Burada, ezan okunurken boşaltılan makara iplikleri, evde kalmış kızlara gelecek kısmetin yolunu çizen bir umut olurdu...

-- Camie Kıble kapısından değil de, Doğu kapısından girecek olursanız değişik duygular kaplar benliğinizi. İçeri girmeden önce etrafınıza şöyle bir bakarsanız, kendinizi bir an için türbe ve mezarlardan bir beldede bulursunuz...

Ama biz, şimdi bu kapıdan girmeyi sonraya bırakalım  ve yanından geçerek yürüyelim...

Rüzgarın, yağmurun ve güneşin zaman içinde aşındırdığı ve beyaz renkleri grileşmiş mezar taşları ve bir zamanlar bir devre adını vermiş nazlı çiçek ve nergislerin arasından kıvrılarak yükselen Arnavut  kaldırımlı patika, sizi Eyüp semtine ve Haliç'e hakim bir tepede yer almış  ünlü Pierre Loti kahvesine götürür.(x)

Bu tepede, gözlerinizin önünde genişleyen büyüleyici manzarada yüzyıl öncesinin Haliç'ini görür ve ona  yabancı ziyaretçilerin neden Altın Boynuz(Golden Horn) dediğini anlarsınız. Burada oturup yorgunluk kahvenizi yudumlarken gözlerinizi biraz sola kaydırdığınızda, Lale Devri'nin ünlü mesire yeri ve eğlence merkezi Kağıthane'den "buraya gelsene!" diyen bir ses duyar gibi olursunuz...

Laleler arasına salıverilmiş kaplumbağaların sırtlarındaki mumların ışıkları gözlerinizi kamaştırır. Çalgı, şarkı ve kahkaha sesleri kulaklarınızda çınlar. ister istemez bu devrin ünlü şairi Nedim'in mısralarında Sa'dabat'a(Kağıthane'nin o sıralardaki adı) doğru yola çıkarsınız...Kendinizi, yavuklunuz ile birlikte Kağıthane deresinde bir kayık gezintisinde hayal edersiniz.(xx)

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i naşada

Gidelim serv-i revanım yürü Sa'dabad'a

İşte üç çifte kayık iskelede amade

Gidelim serv-i revanım yürü Sa'dabad'a

..................

-- Kendinize gelip, çıktığınız dar patikadan tekrar aşağıya indiğinizde, bir alemden başka bir aleme geçiş yapmışınızdır sanki...birkaç saat önce, yanından geçtiğiniz Doğu kapısından tekrar camiye  girdiğimizde, camiinin ikinci bir avlusu ile karşılaşırsınız...Ebu-Eyyup Ensari'nin türbesi burada sağ taraftadır.. Avlunun ortasında işlemeli demir parmaklıklar arasındaki yaşlı çınarın size "ben tarihim!" dediğini işitir gibi olursunuz.

Türbe ziyaretine gelen yerli ve yabancı kişilerin içeri girmek için sabırsızlandıkları kutsal bir yerdir burası...Beklentiler, umutlar ve yerine gelmesi arzulanan niyetler açılan avuçlarda, kımıldayan dudaklarda burada sessizce açığa vurulur...

Kalabalık nedeniyle türbeye giremeyenler, türbenin avluya bakan penceresi önünde dua ederler. Pencerenin rengini kaybetmiş bakır kafesi, duadan sonra sürülen yüzlerce, binlerce elin teması ile altın sarısı bir hal almıştır.

Türbenin çıkış kapısı, birinci avludadır ... Ziyaretlerini tamamlayanlardan, daha önceki niyetleri gerçekleşmiş olanlar, beraberlerinde getirmiş oldukları  şekerleri dağıtırken, yüzlerinde borcunu eda eden insanların rahatlığı ve mutluluğu izlenir(xxx).

-- Girdiğiniz zaman tünelini, caminin Batı kapısından günümüze çıkarak terke ederken geçmiş yüzyılı düşlerinizde burakır, derin bir iç geçirirsiniz...

cdenizkent

-----------------------  :

(x) Şimdi, Pierre Tepesi'ne çıkmak için cami yanından hareket eden teleferik bulunmaktadır...

(xx) Çocukluğumda, bu mesire yerinde su testisi ve bir bardak ile su sattığım günlerde, Kağıthane deresinde kayıkların gezindiğini hatırlarım hayal meyal...

(xxx)  İnanca dayalı bu davranış şekli, Çapa'da evimize çok yakınında bulunun "Oruç Baba" türbesinde de uygulanmaktadır...Niyetleri gerçekleşenler burada şeker, zeytin, ekmek, sirke, su  ve  benzeri şeler dağıtırlar birbirlerine. Ama en makbul olanı, "kuru ekmek ve sirkedir"...Çünkü, türbede yatan kişinin, yoksul olduğu için, orucunu sirke ve kuru ekmek ile açtığı rivayet edilir.

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet, Osmanlı padişahlarının İstanbul’un fethinden itibaren bir nevi ‘tahta çıkış merasimi’ olan “Kılıç Kuşanma Töreni”ni neden Eyüp Camiinde gerçekleştirdikleri bilgisi bile çok şey anlatıyor. Medine ruhunun İstanbul’a taşınması buna dair bir ipucu olsa gerek. Zamanı açıp devir devir okutan semtler ve de bu semtlerdeki tarihi mekânlar, ancak şehir kimliğini yakalayan ve de sürdüren şehirlere özgüdür. İstanbul, Eyüp de dâhil pek çok semti ve de bu semtlerdeki tarihi mekânlarıyla böylesi bir kimliği elde etmiştir. Osmanlı öncesi dönem de buna dâhildir. Muhafaza ve sürdürme konusunda bazı sorunları varsa da, tarihi yapıları ve bilince çağıran görüntüleriyle dimdik ayakta durmanın önemine vurgu yapmaktadırlar. Bu arada önerdiğiniz bu iki yazınız için de çok teşekkür ederim, kaleminize sağlık. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 16.02.2016 1:59
Cevap :
Merhaba Rıza Bey...Eyüp ve çevresini iyi bilirim;hem eski halini hem de yeni halini...İyi bakılıyor, ziyaretler de önceki zamanlardan çok daha fazla...Teşekkürler ve selamlar.   16.02.2016 13:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 916
Toplam yorum
: 2414
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1336
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster