Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '06

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
855
 

Eyvah elemanım bana rakip oluyor (1)...

Aklı yeni iş kurma fikri ile bezenmiş girişimci ruhlar buldukları her fırsatı değerlendirmeyi planlarlar. Tabi bu planları yaparken yanlarında çalıştıkları patronların rüyalarında kâbus olarak dolaşmaya başlamışlardır bile. Bununla beraber hayatın bir gerçeği olan bu olaylar beraberinde sıkıntıları da getirir.

Üniversiteyi bitirmiş genç mezun olan arkadaş Cemil, plastik poşet üretimi yapan bir firmada patron Yakup Efendi’nin yanında mühendis olarak işe başlar.

İdeallerle tetiklenmiş bir üniversite döneminden sonra büyük hayalleri vardır. Bıçkın bir delikanlıdır. 4 kişinin çalıştığı bu müessese onun ilk deneyimidir. İşin yükünü genç mühendise kısmen devreden patron, bu rahatlıkla işi büyütmeye başlar. Aradan 1 yıl geçtikten sonra tezgâh sayısı 8’e personel sayısı 11’e ulaşır. Bir sekreter alma ihtiyacı hisseder patron. Aynı zamanda ön muhasebeyi tutturacaktır sekretere… Yemekleri çalışanından ayrı yeme dönemine geçer. Amatör ruh yerini aniden olgunluğa ulaşmamış bir patronluk psikolojisine bırakmıştır.

Tabi bu arada genç mühendis boş durmamaktadır. Amatör ruhun verdiği heyecanla çalışır ve işin tüm inceliklerini öğrenmeye başlar. Ne oldum delisi olmaya az kalmıştır bıçkın mühendisin. Firmanın kendisi sayesinde büyüdüğünü zannetmeye başlar. Fasulyeden nimet olur bir zaman sonra. Farkında değildir daha ama şirketin başarısının altında yatan temel neden paylaşım ve ekip zaferidir.

Patron da az değildir hani… Ekibinin azmini ve başarısını bir kenara koyar ve “20 yıllık uğraşım sonucu para kazanmaya başladım’’ türküsünü çağırmaya başlar. Burnunda bir irileşme görülür ama bir kendisi fark etmez. Hala mütevazı takılmaya çalışır. Ama elemanları arasında bir hoşnutsuzluk baş gösterir. Umursamaz patron Yakup Efendi. “Ben artık emekleme dönemini geride bıraktım… Emekleyenler geride kalır’’ der ve yürümeye devam eder.

Yakup Efendi patron olarak bu yolculuğa çıkalı 13 yıl olmuştur. Bunca zamandır yokluklar içinde mücadele edilmiş ve şimdilerde meyveler yenmeye başlamıştır. Tam 12 yıldır yanında olan bir ustası vardır. Naylon Hurşit… Naylon Hurşit 12 yılın sıkıntısını çekmiş ve gece gündüz patronun yanında yer almış, yılmamış bir ustadır. 18 yaşında liseyi düz bir adam olarak bitirip başladığı bu işte askerden sonra da sebat etmiş ve ustalık konusunda epey bir mesafe kat etmiştir.

Firmanın atılım gösterdiği bu süre zarfında Naylon Hurşit’in kafasında soru işaretleri artmaya başlamıştır. 1 yıl önce çömez bir mühendis gelmiş ve patronun gözünde daha fazla bir değer görmüştür. Gerçi o da gördü bu değerin kısa sürdüğünü ve patron Yakup Efendi’nin zikzaklarını… Ama olsun… Kıllanmıştı bir kez Hurşit Usta… Ama ne gülmüştü genç mühendisin ilk zamanlarındaki hallerine… Yakup Efendi çevresinin telkiniyle genç mühendisi işe almıştı almasına lakin ne yaptıracaktı bu oğlan çocuğuna… İlk gün atelyede dolaşırken paltosunu çıkarıp vermiş ve “oğlum git şunu asıver, gelirken de bana çay getiriver’’ demişti… Hurşit usta bile hayret etmiş ve ‘herhalde oğlan çocuğunu uşaklık yapmaya almadı’ demişti… İçten içe de kıskanıyordu Cemil’i… 150 metrekarelik bu dükkânda günün yarısını birlikte geçirecekleri için de çok da cephe almamaya çalışıyordu.

Büyümek ve uygulanmaya çalışılan Kalite Yönetim Sistemi filan pek hoşuna gitmemeye başlıyordu Naylon Hurşit’in… Yetkileri kısıtlanıyordu… Kâğıt kürek işi de canını sıkar hale geldi…

Ama asıl canını sıkan patron Yakup Efendi idi… Bir haller olmuştu Yakup Efendi’ye… Daha düne kadar aynı tastan çorba içtikleri adam şimdi yüzü asık dolaşıyor ve doğru düzgün selam bile vermiyordu. Hâlbuki daha yakın zamana kadar Yakup Efendi ile cebindeki harçlıkları paylaşacak kadar yakındılar. Akşama bölüşecek para bulamadıkları zamanları hatırladı birden… Hâlbuki işler çok iyiydi ve patron daha çok kazanıyordu.

Şimdi aralarında duvarlar yükselmeye başlamıştır. Daha düne kadar 1980’li yıllardan kalma içi plastik taburelerle dolu, boyası dökülmüş bir panelvan minibüsle işe gidip geliyorlardı. Şoför Yakup Efendi idi… Daha geçen haftaya kadar sabah 8’de işbaşını beraber yaparlarken durum değişiverdi birden… Yakup Efendi 2004 model gri renkli bir BMW almış ve saat 10 gibi işyerine gelmeye başlamıştı. ‘Hayırlı olsun’ diyordu ama içinde bir burukluk yaşıyordu…

Yıllarca her türlü sıkıntının üstesinden gelmiş olan ve zorluklara göğüs germiş olan Hurşit Usta, şimdilerde firmasından uzaklaşmaya başlamıştı. Böyle olmamalıydı… Patronluk adamı bozmamalıydı… Aslında bozan patronluk değil de paraydı…

Bir yandan da mühendis Cemil’e içten içe gıcık oluyordu. Daha 1 yılık tecrübesi olan yeni yetme bir çocuk kendisine ahkâm kesiyordu. Makine mühendisi idi ya… Patron ise bu sıkıntıları önemsemiyordu.

Sonbaharda 2000 metrekarelik bir fabrikaya taşındılar. 35 kişi olmuşlar ve eski model bir 302 Mercedes servis aracı almıştı patron… Getir götür işlerine bakan Yakup Efendi’nin hanımının amca torunu Sadık’a E tipi bir ehliyet aldırmış ve otobüsü teslim etmişti.
Büyük bir idari bina vardı ama bir mühendis, bir sekreter ve patrondan başka kimsecikler yoktu… Yemek fabrikasından gelen yemekleri bir çaycı dağıtıyor, aynı çaycı yemekleri dağıttıktan sonra tuvaletleri temizliyordu.

Mühendis Cemil, 3 arkadaşı ile beraber uzman(!) olduğu bu işi yapmaya karar vermişti… Naylon Hurşit ise sabır diyordu ama aklında kendi başına bir dükkân açma fikri halay çekiyordu.

Mühendis Cemil ayrılık kararını bir istifa mektubu ile bildirdi patrona… Patron biraz durgundu… Emek veren gayretli bir eleman gidiyordu… “Olsun’’ dedi… ‘’Yeni birini bulurum mühendis mi yok’’ diye düşündü… Çok kafaya takmadı… Ama yapacağını yapmaktan da geri durmadı. Karşısına oturttu… Bir dost edasıyla başladı ve tehditkâr bir sonuca bağladı.

“’Bak oğlum sen dışarıyı bilmiyorsun… Burada keyfin iyi… Maaşın zamanında ödeniyor. En tepedesin. Dışarıda benden iyi patron bulamazsın. İşinin kıymetini bil… Burada iş öğrendin. Tam verimli olacağın zaman gidiyorsun. Ben bir şey kaybetmem. Kaybeden sen olursun. Ama gideceksen de seni tutan yok. Ama akıllı ol. Sakın kendi işini yapma. Piyasa kötü. Hele de plastik işi zaten batak… Ama sen sen ol, aklını bulandıran 3–5 çapulcuya kanıp sakın bana rakip olma… Gerçi onu düşünecek kadar akıllısın. Bilirsin başına neler geleceğini… Ama ben yine de bir ağabey nasihati olarak söyleyeyim sana…’’

Bu nasihatlerin işe yarayacak kısımlarını aldı ve kesesine koydu Cemil.

Yaklaşık 1 ay sonra patron Yakup Efendi’nin kulağına biri mühendis Cemil’in plastik işini yapmaya başladığını fısıldadı. Öfkeden kuduruyordu Yakup Efendi… “Ne demek? Ağzı süt kokan çocuk nasıl yapardı bu işi. Nasıl rakip olurdu kendine… Vay adi serseri vay… ‘’

Her gittiği yerde mühendis Cemil’in aslında ne kadar sahtekâr ve ikiyüzlü olduğunu tüm gerçekliğiyle (!) anlatmaya çalışıyordu. Kendince onu bitirmeye karar verdi. Bu bir savaştı. Yani her şey mubah(!). Mühendis Cemil ise iftiralara, yalanlara kulak tıkıyor ve işini yapıyordu.

Ama bir zaman sonra mühendis Cemil’in ortakları bu işin kazançlı olmadığına karar verip ayrılıverdiler. Tek başına yetişemiyor ve sıkıntı artıyordu. İş var ama müşterinin beklentilerine cevap verilemiyordu. Esnaflığı zayıf olan Cemil artık yolun sonuna geldiğini düşünmeye başladı. Yanına aldığı 2 çırağı da evlerine gönderdi. Çıkmaz bir sokağa girdiğini düşünür oldu.

Mühendis Cemil’in bu halini yakından takip eden patron Yakup Efendi bunu kendi elemanları üzerinde koz olarak kullanmaya başladı. Artık daha itici biri olmuştu. Her fırsatta Cemil’i nasıl bitirdiğini kimsenin karşısına rakip olarak çıkamayacağını vurguluyor ve bu keyfin tadını çıkardığını herkese anlatıyordu.
Yeni transferler yapıp ustalar ve müdürler getirmişti firmaya. Naylon Hurşit’in başına 45 yaşlarında çalışmaktan bıkmış ve hımbıl bir usta hem de Hurşit’in aldığı maaşın tam 4 katına gelmişti. Hurşit’in canı sıkkın ve kafası çok düşünceliydi… Değer verilmediğini ve kendisinden az bilgili olan, ama büyük firmalarda çalışmış insanların artık değer gördüğünü düşünmeye başlamıştı.

Patron Yakup Efendi ile görüşmeye karar verdi. Sıkıntısını anlattıktan sonra maaşına zam istedi ve “madem usta çok biliyor hesap da ona sorulsun” dedi… Yakup Efendi Naylon Hurşit’in önce gazını aldı ve sonra da ilave etti… “Onlar çok tecrübeli adamlar… Onları sen yönlendireceksin. Onların bilgilerini alacak kendi tecrübene katacaksın. Sen bizdensin. Onlar para için geldiler buraya… Sen zaten ailedensin…’’

Devam edecek…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1106
Kayıt tarihi
: 05.09.06
 
 

İktisat eğitimi aldım. 6 yıldır fabrikalarda yöneticilik yapıyorum. Ortadoğu ve yakın tarih okumalar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster