Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '18

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
143
 

Eyvallah Babam

Eyvallah Babam
 

Annenizi küçük yaşta kaybettiyseniz ve babanız büyüttüyse sizi; hayatınız Anneli günler ve babalı günler olmak üzere ikiye ayrılır. Anneli günler ne kadar mutlu huzurlu sakin ve normal geçtiyse, babalı günler bir o kadar hüzünlü ve sıradan olmaktan uzak geçmiştir. Genç yaşta eşini kaybedip iki küçük kız çocuğunu tek başına büyütmek bir erkek için ne zor şey olmalı şimdi düşününce babamı burnumun direği sızlar hep .

Ne lezzetli yemeklerle donatılmış sofralarımız ne de kar gibi yıkanmış çamaşırlarımız olmuştu. Bedirhan Gökçe’nin Sol Yanım acıyor Anne şiirindeki “Herkesin çorapları bembeyaz benimkiler gri gibi, babam her gün domates peynir koyuyor beslenmeme. Üzülmesin diye söylemiyorum ama, Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor” kısmı o yıllarımızın özetidir.

 Bizim öğrencilik dönemimiz de giyim kuşam ve saç disiplini kızlar için daha ağırdı. Saçlarımızı ya kısacık kestirecek ya da örüp ucuna beyaz kurdele bağlayacaktık. Babam ne anlar saç örmekten? Bir gün ablamla oturduk aynanın karşısına “Pamela’nın saçı gibi keseceğim çok güzel olacak” dedi, makası kaydırınca elinden, kâküller alnımın tepesine kadar çıktı. Pamela ya benzetelim derken beslemeler gibi olmuştum. Okuldaki kızlar alay etmişlerdi. Her gün cetvelle ölçerdim uzamış mı diye.

Bazen elimizden tutup aile çay bahçesine götürürdü. Ayaklarımızın yere değmediği tahta sandalyelerde bir elimizde içinden baloncuk çıkan gazoz diğer elimizde kedi dile bisküi ile Kemal Sunal filmleri izlerdik. Biz öyle neşeli kahkahalar attıkça gözlerinde sevgi ve yüzünde tebessümle saçlarımızı okşardı ve her seferinde o tebessümün arkasındaki derin kederi hissederdim.

Sökülen eteğimizi dikmeyi, kazak örmeyi ya da mantı açmayı öğretememişti belki “Kız kısmı” kelimesiyle başlayan altın kuralları da yoktu fakat hayatın acımasız taraflarına karşı güçlü bir duruşumuz olsun isterdi hep.

Sokakta oyun oynarken ne zaman arkadaşlarımızla kavga edip ağlayarak eve gelsek, kavga ettiğimiz için değil; ağladığımız için yerdik azarı. “Karı gibi ağlayarak gelmeyin karşıma! “ derdi babam. Bu söz erkekler için kullanılmaz mıydı?  Yav biz neydik öyleyse?  Görüntümüz kız çocuğu ruhumuz erkek gibi mi olmalıydı? Her erkek güçlü müydü ki?  Ya da ağlamak kadınlara özgü bir eylem miydi? Yaşımız büyüdükçe sadece yastığımızı ve pijamamızın kolunu şahit tuttuk gözyaşlarımıza… Ağlamak zayıflıktı çünkü…

İyi aile terbiyesi vermek isterken zaman içinde kantarın topuzunu kaçırıp delikanlılığın kitabını ezberletmişti babam. Anneli büyüyen kızlar zarif birer Filiz Akın, Hülya Koçyiğit ve Belgin Doruğa dönüşürken, biz hep Kadir İnanır kimliğiyle dolaştık…

Büyüdük… Kalp kırıklıklarımız, yürek sızılarımız, babalara söylenemeyen hastalıklarımız oldu. Karar verirken başkalarından etkilenmemeyi, haksızlığa uğradığımızda kendimizi savunmayı, isteklerimizin farkında olup onları gerçeğe dönüştürmek için her türlü çabayı göstermemiz gerektiğini, şartlara göre değil, doğrularımıza göre yaşamayı öğrenmiştik artık.

Aslında doğru olan babamın öğrettikleriydi. Hayatın içine doğru yaptığımız yolculukta farkettik ki kabul gören bunun tam tersiydi.

 “Lafın dişisini konuşun yavrum” derdi komşumuz Nezaket Teyze, Vay Anasını!.. Kelimelerin bile feminen bir tarafı varmış ya, biz hep maskülen cümleler kurmuşuz.             

Belki de dişi cümleler kurmayı beceremediğimiz içindir sevda denilen alem de ayrı ayrı racon kesen iki farklı delikanlı gibi yaşadık. Özenle hazırlanmış çilingir sofralarında şuh kadınların marifetiyle sorunları çözmek yerine, kafa tuttuk tüm haksızlıklara. Sevdiklerimiz için dünyayı yaktık ta dumanını gören olmadı.

Fakat  kuyruk her zaman dikti. Kendi kendinle yetinmek dünyanın öbür adıdır derler. Ne yıkıntıların başında oturup ağladık ne de düştüğümüzde birinin gelip kaldırmasını bekledik.

Ve bu gün ruhumun derin kuyularına doldurduğun mürekkebe kalemimi batırabiliyorsam senin sayendedir.Eyvallah Babam…

              

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yaşama tutunmayı başarıp, güçlü bir birey olabilmektir önemli olan.Ne mutlu ki siz bunu başarmışsınız.

bayram aslan 
 13.10.2018 20:44
 

Yazı bir iç dökümü, bir sağaltım, bir kırıklar toplamı gibi geliyor bana.O kırıkla halleşmek, sızıya bir yol vermek, babasız kızlar,anasız oğullar korosunda bir ses işte, hem öksüz hem yetimmişçesine kelimelerin başını okşamak kendini severcesine.Güzel yazmışsınız,nicelerine diyelim.Selamlar.

üç nokta 
 13.10.2018 10:48
Cevap :
Teşekkür ederim güzel yorumunuz için." Yaşamadığın bir şeyi nasıl yazarsın? Yazdığın şeyin kendi içinde bir karşılığı yoksa yazıda çıkmaz ortaya" diyor Sait Faik ...Ne kadar doğru bir söz.Sevgilerimle...  15.10.2018 10:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 66
Kayıt tarihi
: 01.07.18
 
 

Sosyoloji eğitimi aldı.. Ankara'da yaşıyor Çeşitli dergilerde kısa hikayeler yazıyor. ve şu an il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster