Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1745
 

Ezan Arapça mı, Rabça mı?

" Evvelce de işaret ettim, şu bir gerçektir ki, her Arap, her şeyden önce bir Arap milliyetçisidir, bunu gereğince takdir edemiyoruz.”

–Halil İnalcık (Tarihçilerin Kutbu, s:369)

Halil İnalcık’ın yukarıda alıntıladığım sözünü, onun çok yönlü bilgisine, ülkeleri görüp tanımasına bağlı olarak önemsiyorum. Kendisi, dünya çapında tanınan bir Osmanlı Tarihi uzmanıdır.

Önce olayı kısaca hatırlatmak isterim: “Sivil Dayanışma Platformu'nun organize ettiği programda, 18 yıl süren Arapça ezan yasağını sona erdiren Menderes ve dönemin parlamenterlerine dua edildi. Tarihçi Mustafa Armağan, konuşmasında "Ezan bir tanedir ve bildiğimiz şekildedir. Aslının dışında okunması şarkıdır, bestedir... Bu halk yıllar boyu büyük sıkıntılar çekti ama; buna hiçbir zaman ezan gözüyle bakmadı o ezanın altında namaz kılınamayacağını bildi ve bu suretle direnişini gösterdi." diye konuştu. Aralarında yazar Abdurrahman Dilipak, tarihçi Mustafa Armağan ve çeşitli sivil toplum kuruluşu üyelerinin de bulunduğu yaklaşık 50 kişilik bir grup, yasaklı ezanın Türkçe okutulduğu yılların anlatıldığı konuşmalarla duygusal anlar yaşadı. Ezan'ın Türkçe okunduğu yıllara ait yaptığı çalışmalarla da tanınan Tarihçi Yazar Mustafa Armağan da konuşmasında, Necip Fazıl'ın"Ezan Arapça değil Rabça'dır" şeklindeki sözlerini hatırlattı. Ezanın Türkçe okunduğu yıllarda çekilen sıkıntıları anlatan İlahiyatçı Mahmut Erdoğan, "Allah bu millete böyle bir acı bir daha yaşatmasın, Bu milleti ezan nidalarından mahrum bırakmasın" dedi.

Çok merak ettim şu Türkçe Ezan “zulmünü”. Çünkü iktidar sözcüleri son zamanlarda bu konuyu ve camilerin ahır yapılmasını, özenle Atatürkten ayırarak İnönü CHP’sine ve oradan da günümüz CHP’sine saldırmakta kullanıyor. Benim CHP’yi savunmak bir niyet ya da misyonum yok. Ben yalnızca işin tarihsel gerçekliğiyle ve mantığıyla ilgileniyorum. Efendim Mustafa Kemal Atatürk, zamanın bilginlerinden onay alarak, yani Türkçe Ezanın dinen caiz olup olmadığını sorarak 1932 yılında Ezan’ın Türkçe okunmasını bizzat istiyor ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kararıyla Ezan Türkçe okunmaya başlıyor.  Bu yıllar, aynı zamanda Türk Tarih  Tezi denen ve yeryüzüne uygarlığı götüren “milletin” Türkler olduğu ve bütün dillerin de Türkçe’den doğduğu gibi uçuk düşüncelerin zirvede olduğu yıllar. Sonuçta Ezan’ın yeniden Arapça okunmasına 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle dönülüyor. Aradan 60 yıl geçtikten sonra Ezan konusunda koparılan bu fırtına tam olarak takiyye kültürünün, abartının yeni bir dışa vurumu.

Ezan bundan yaklaşık 1400 yıl önce, henüz saatlarin herkes tarafından bilinmediği zamanlarda insanları namaza davet eden bir uygulama. Bugün herkesin saati ve takvimi bildiği bir zamanda sonunda kadar açılmış -desibali en yüksek noktada- hoparlörlerden canhıraş sesle okunmasını nasıl açıklarsınız? Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor. Türkiye'de  77.000 doktor var. Peki, kaç din görevlisi var ? 90.000.Türkiye’de 67. 000 okul, 1. 220 hastane ve 6.300 sağlık ocağı var.  Peki kaç cami var ?  85.000. Üstelik yüzlerce yıldır  bir Divriği,  bir Sultan Ahmet camisi gibi  bir cami bile yapamamışsınız. Ben söylemiyorum mimarlık profesörü Doğan Kuban söylüyor; dünyanın en kötü camileri bizim ülkemizde imiş.

Ben bu Ezan’ın Türkçe veya Arapça okunmasına dinsel kaygılarla değil de manıtksal/akılsal kaygılarla dahil olmak istiyorum. Önce Necip Fazıl’ın çok büyük bir keramet aranan sözüyle başlayayım. “ Ezan, Arapça değil, Rapça’dır”. Bunun Türkçesi, Allah yani Rab, Arapça bilir ve konuşur. Hiç kimse lafı dolandırmasın, inanan ama akıllı olan herhangi bir insanın soracağı sorular vardır:  “Rabça” diye bir dil olsaydı, onu “Rab”, yeryüzünde hakim kılardı ve böylesi laf ebeliklerine gerek kalmazdı! Şöyle bir mantık yürütülüyor. Kuran da Ezan da Arapça doğmuştur. Doğru. Peki şunu soralım o zaman? “Allah” yalnız Arapça mı biliyor? Öteki diller, kula olan mesajları iletmede yeterli değil mi? İbadetini Arapça yapanlar, Türkçe yapanlardan daha kıdemli olarak mı Cennet’e gidecek?

Türkiye’nin üzerinde bir takiyye kültürü dolaşıyor. Bu, yalnız muhafazakar olduğunu söyleyenlerle sınırlı değil; ama şu anda onlar egemen. Toplum, nefes alan bütün damarları tıkanmaya doğru giden bir kolestrol hastasına benziyor. Bir taraftan Enver Paşa Olayı, Ermeni Olayı gibi gerçekten daha genel olguların tarihiyle yüzleşmeyi göze alamazken daha spesifik olaylar üzerinde kıyametler koparıyoruz. Bakınız yeni bir zulüm ve acı türü yaratıldı: “Türkçe Ezan Zulmü”. Bundan tam 80 yıl önce o da bazı camilerde sözel olarak “Allahu Ekber” yerine “Tanrı Uludur” demenin bir zulmü! Böyle bir eylemi, dinsel, tarihsel  ve mantıksal yönden irdelemek yerine neden böyle bir “işkence” ya “zulüm” kavramına baş vuruluyor? Bunun bir kaç nedenini şöyle açıklayabilirim. Birincisi, bilinçsiz kitleleri öfkelendirmek, geçmişte bile yapılmış olsa bu öfkeyi bugüne taşımak. İkincisi ve bence temel olanı, din adına olup biteni ya da iktidarın sevaplarını Türkçe, günahlarını Arapça arkasına saklanarak açıklamaktır. Çünkü insanın inandığı dini, kendi ana dilinde öğrenme isteğinden daha kutsalı yoktur. Bir insan kendi ana dilini nasıl bu kadar küçümseyebilir?Üçüncü olarak Arap kültür emperyalizmine hayranlık diyeceğim. Çünkü bu anlayış, Arap kültürünü yüceltmede. Arapça yerine kafiyeyle Rabça teriminin konması, herhangi bir tarihsel ya da bilimsel temele dayanmıyor; tümüyle uydurma bir tanımlama. Çünkü açık açık Türkçe’nin bir ibadet dili olmadığı yargısı köpürtülmekte.

Aslında bundan  bin yıl kadar önce İslam dünyasında bilim rüzgarı, özgür düşünce pırılıtları esiyordu. Onun nasılını, nedenini konuşmamız gerekirken  yine keskin sözlerle hep gerilerde tutulmaya çalışıyoruz. İslam dünyasında özellikle 9. yüzyılda başlayan uyanışın zafere ulaştığı söylenemez. Bugün İslam dünyası yeni bir uyanışın içine girmiş durumda. Bizde ise tam tersine yol almaya çalışan zihniyet, başını kaldırmış, akla, mantığa, bilime hücum ediyor.

Volkan Aktas bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 393
Kayıt tarihi
: 18.09.11
 
 

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi (İzmir Yükseköğretmen Okulu) Kimya- Fizik Bölümünü bitirdim. Uzun ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster