Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '14

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
663
 

Facebook'ta yeni virüse dikkat !

Facebook'ta yeni virüse dikkat !
 

temsili resim


Flaş ! Flaş! Flaş!

Hülya Hanım’la birlikte Suadiye’de, elit bir kafede kahve içerken yakalıyoruz kendimizi. Kameralarımızdan kaçamıyoruz. Kahve fincanlarının yanına dizilmiş Türk lokumlarının fotoğrafları ‘az sonra’…

Magazin programlarının acar foto muhabirleri gibi çalışıyoruz. Her mutlu anımızı akıllı telefonlarımızla selfi çekip meraklılarımıza yetiştiriyoruz. Dişlerimiz görünecek şekilde gülerken çektiğimiz fotoğraflarımızı bir an evvel “paylaş”mak için acele ediyoruz. Öğle bültenine haber yetiştirecek kadar telaşlıyız. Mutsuzken, birileri tarafından  hazırlanmış jpg formatında özlü sözler kullanıyoruz. Kırılmışsak, kızmışsak muhatabımıza herkesin önünde önemli adamların sözlerinden alıntılanan mısralar yolluyoruz. Ruh halimizi ekliyoruz altına. Yorumlarını bekliyoruz takipçilerimizin. Kaç kişinin bizi izlediğini izliyoruz, gözümüz ekranda, kulağımız ‘çin’ uyarısında. Aklımız zaten hep orada… “Beğen”en  sayımız kaç oldu acaba?

Dünyanın neredeyse en mutsuz insanlarının yaşadığı ülkede en çok paylaşılan şeyin Mutlu insan fotoğrafı olması şaşırtmıyor. Bu bir yanılsama mı ? Yoksa eksik olan şeye bir  tepki mi? Herkes kendisinde eksik olanı mı bağırıyor acaba? Olmak istediğimiz şeylerin taklidini mi yapıyoruz dersiniz?  Görülmesini istediğimiz şeyleri mi abartıyoruz, yaşamak istediğimiz hayatın dizi filminde başrol mü oynuyoruz? Yüzünü dahi görmediğimiz, hiçbir zaman karşılaşmadığımız yüzlerce arkadaşımız var. Doğrudan ilişkiye giremeyen insanların bir çare olarak sarıldığı sanal ilişkiler ağı insanları mutlu etmiyor, oysa. Başkalarının zaman tünelinde paylaştığı mutlu insan tablolarını gerçek sanıp kendi hayatlarıyla kıyaslayarak daha umutsuz ve kaygılı oluyorlar. Endişe ve yalnızlığı pekiştirici bir bağımlılık yaratıyor.

Sanal bir tarlada, sanal tohumlarla, sanal ekinler yetiştiriyor, sanal ekmekler yapıyoruz. Karnımız hep aç kalıyor. Sanal bir dünyada “sansınlar” diye rolümüzü oynuyoruz. Yanımız hep boş kalıyor.

Mutlu çift fotoğrafları gerçekten mutlu bir çiftin fotoğrafı mıdır? Huzurlu bir fotoğrafta ne kadar huzur var ki, hemen paylaşma telaşı eşlik ediyor? Özlemlerimizi haykırıyoruz aslında, eksiklerimizi gösteriyoruz belki de… Ama paylaşıyoruz işte.

Mahrem değil hiçbir şeyimiz. “Kol kırılıyor”, instagram’da sergileniyor. Alçının üstüne twetler atılıyor.  “Yen içinde” kalmıyor artık, zaman tüneline giriyor.

“Arkadaşlarımız” “ilişki durumumuz” ile ilgili her şeyi biliyor. “Herkese açık” sayfamızda sergilediğimiz hayatımız o kadar korumasız ki aslında… Bir tek anti virüs programına bile sahip değiliz. Çoğu zaman nerede duracağımızı bilmeden “paylaş” butonuna basıveriyoruz. Mutlu oluyoruz paylaşıyoruz, mutsuz oluyoruz paylaşıyoruz. “sil” butonu her zaman geçmişi silemiyor.

“Başbaşa” ilişkiler yaşamıyoruz artık. Sırların tatlı heyecanı, sır taşımanın “özel” liği gidiyor. Gizem kayboluyor. Ne zaman, nerede, ne hissettiğimizi herkes biliyor şimdi. Bu bir facebook eleştirisi değil. Sadece yeni duruma göre ayarlarımızı yeniden yapılandırmalıyız diye düşünüyorum. Buna uygun, kendimizi koruyacak programlar geliştirmeliyiz. Pek çok ilişki geçiş dönemi kurbanı olacak. Halka açık ilişki mağdurları olacağız çoğumuz. Magazin dünyasına daldık hep beraber. Herkes artık star hayatı yaşıyor. Göz önündeyiz. İzleniyoruz. Takip ediliyoruz. Yorumlanıyoruz. Yüzlerce kaynanamız oldu, Farkında mısınız? Kendi Televole hayatlarımızın muhbirleri olduk. Yatak odamıza bile girebiliyor kameralarımız… Ne hissettiğimize kadar alt yazı geçebiliyoruz.

Ünlü hayatı yaşıyoruz. Eskiden yadırgardık. Her şeyi ulu orta yaşamak zorunda kalmalarına şaşardık. Ama izlemeden de duramazdık. Paparaziler vardı. Köşe kapmaca oynarlardı. Şimdi bu tatlı çılgınlığa biz de kapıldık. İzlenme büyüsünü tattık. Sahne tozu gibi. Artık kendi başımıza gülemiyoruz. Yediğimiz yemeği henüz sofraya oturduğumuz anda paylaşıyoruz takipçilerimizle. Tatillerimizi hele, hiç  sormayın. Mekandan mekana poz vermeye gidiyoruz. Yanımızdakiyle yanak yanağa duruyor, flaş patlayınca, siliyoruz yüzümüzü.

Şarjımız bitiyor. Çekmiyoruz bazen. Bu cümle bile tuhaf gelmiyor değil mi? Şarjımız diyorum. Telefonun veya bilgisayarın değil…  O kadar sahiplendik ki. Çekmeyen biz oluyoruz.

Ne ünlüler geçti bizden önce. Muhteşem düğünler gördük. Büyülü gecelerde izledik onları. Kaçamaklarını yakaladık. Bebeklerinin resimlerini bekledik, merakla. Ayrılmalarına şaşırdık. Yeni birlikteliklerini yorumladık. Dedikodularını yaptık aramızda.

Şimdi hepimiz birer magazin yıldızıyız. Fakat henüz acemi ünlüleriz. İlişkilerimiz takip ediliyor. Fotoğraflarımız “beğen”iliyor. Yorumlarımıza yorumlar yazılıyor.

Saman alevi gibi olmayın. “Özel”olana sahip çıkın. Mahreminiz olsun. Aşklarınız size kalsın. Kendinizi bu virüse karşı koruyun. 

Yıldız olmak zordur. Caner ile Tülin gibi olmayın. Filiz Akın'ı, Zeki Müren’i örnek alın. 

Hepiniz starsınız artık.

STAR kalın…

Alizarin’den sevgilerle… 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 302
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 6874
Kayıt tarihi
: 27.04.07
 
 

Ereğli - Konya Gazi Lisesi (yatılı) - İstanbul Üniversitesi İşletme (İng) Fakültesi - Ressam ve A..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster