Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
169
 

Faili meçhul terör mücadelesi

Faili meçhul terör mücadelesi
 

Yurdum insanı oldum olası yeraltına meraklıdır. Bir taraftan yeraltı örgütleri, bir taraftan hazine avcıları, mezar hırsızları, bir taraftan da öldürdüklerini gömenler Güzel Yurdumu yıllardır kazıp dururlar.

Yeraltından ceset çıkarılması vahşetine ilk kez Hizbullah davaları sonrasında şahit olduk. Elleri ayakları bağlı her türlü iskenceye maruz bırakılmış insan cesetleri kazılan evlerin altından çıkıyordu. Adamlar öldürmüş ve gömmüştü.

Son günlerde Diyarbakır ve Şırnakta yapılan kazılarda 30'a yakın kafatası ve cesede rastlanmış olması işin vehametini gözler önüne serdi. Diyarbakır'da kafataslarının bulunduğu yer  eski Jitem üssü olduğu ifade edilen bölge. İş bu şekliyle daha enteresanlaştı, bölgedeki faili meçhuller tekrar gündemde.

Devlet bir taraftan aynı eylemleri sergileyen Hizbullah'la mücadele ederken diğer taraftan da engel olamadığı güçler tarafından  aynı işlere alet mi olmuştu?  Elbette ki Devlet cinayet işlemez, bu Devlette bulunup işine geldiği gibi bazen Devlete bazen kendi kesesine çalışanların işi. Devletin suçu ise bu çürüklerin temizlenmemiş olması.

Yöredeki insanların Devlet sevgisi de haliyle, birilerini kaçırıp sonrada gömenlere endekslendi. Adamın gördüğü tek devlet yetkilisi Jandarma ya da polis, onlar da sürekli birilerini alıp sonra da meçhule karıştırıyorlar.

Adam kaçırma, şantaj, rüşvet  hesap soramamanın sonucu olarak özellikle 1990-2000 arasında Doğu ve Güneydoğu' da en büyük sorun halini almış. Bu tarz çalışan ve Devleti kurtarmaya değil aslında -bir kısmı da farkında olmadan-  yıkmaya  meyleden zatlar, terör bahanesiyle etmediğini bırakmamış.

Tabii bunlar emniyet, güvenlik camiasının yaptığı görevin kutsallığına, bu tür işlerde görevli insanların kötülenmesine ve lekelenmesine sebep değil. Ancak, belirttiğim gibi çürüklerin temizlenmemiş olması; Devleti kötülemek isteyen, Devleti bölmeye çalışanların ekmeğine yağ sürmüş.Bu devleti oluşturan fertler olarak, içimizde, iyimiz de kötümüz de var. Hırsızımız, kaçkınımız, sapığımız, teröristimiz,  hepsinden mevcut  Ülkemizde. Bunların temizlenmesi, ayıklanması için görev yapan Emniyet güçleri içerisinde de tek tük bu tiplerden olması doğal, çünkü burada görev yapanlarda bu halkın içinden. Hatalı olan kısım ise; bu tip insanların temizlenmesi gerekirken, yeterince mücadele edilmemiş olması. 

Görüntüleri izlediğinizde, yıllardır kayıp yakınlarını bulmak için kapı kapı dolaşanların nöbetlerine şahit oluyorsunuz ve yıllardır her gün, bir yerden çıkıp gelsin diye beklediği insanların -toprak altında bile olsa- artık bulunmasını istiyorlar.

Suçla  mücadele amacına ulaşabildiği gibi bazen de suç sahasını artırıp, suçluların zeytinyağı gibi üste çıkmasına sebep olabiliyor. Düşünsenize çok basitte olsa, trafikte sarhoş yakalanmış bir şoför, trafik polislerinin normal muamelesiyle  "bu şekilde trafiğe çıkılır mı kardeşim" diye söylenmemize sebep olurken, aynı vatandaşı polislerin itip kakması, belki de ettiği hakaretlerden dolayı darp etmesi tepkilerimizin trafik polislerine dönmesine sebep oluyor. Aslında suçlu olan şoför bir anda mağdur, işi bu vatandaşı yakalamak olan güvenlik güçleri ise suçlu haline dönüşüyor.

Terör bölgelerinde çalışan Güvenlik personelinin psikolojileri elbette çok farklı. Sürekli çatışma, yanınızda şehit düşen arkadaşlarınız, ailenizin güvenliği, sabah çıktığınız eve akşam dönebilecek miyim kuşkusu bu insanların parayla pulla ölçülemeyecek kadar ağır ve kutsal bir iş yaptığını gösteriyor.

Ancak en kutsal hak olan yaşama hakkının, suçlu bile olsa kimsenin elinden alınamayacak olması da ayrı bir gerçek. Yıllar Önce Umut Kitabevi baskınında yaşananlar gibi koruyacakken başka işlerle meşgul olanlar, o bölgelerde insanların bu işe bakışını tamamen değiştirmiş durumda. Bu durumu kat kat artıran ise terör örgütünün, ortak hareket ettiği bu güçler vasıtasıyla halka "bakın devlet size yaşama hakkı tanımıyor sizin yeriniz bizim yanımız" mesajının verilmiş olması. Ergenekon davasında bu tip provakatif eylemlerden örnekler oldukça fazla.

Şimdiden sonra güvenlik güçlerinin, bu hassaslaştırılmış bölgelerde kesinlikle göz önünde olmaması gerekli. Devir artık baskı ve faili meçhullerle terörle mücadele yapılacak zamanı çoktan geçti.  Doğu ve Güneydoğuda artık çocuklar bile  -haksız bir vaziyette olsa- güvenlik güçleri için sadece taş atılacak kimseler gözüyle baktırılmaya başlandı. Değişmesi gereken ilk aşama bu durum olmalı. Güvenlik güçlerinin kendi emniyetleri  için de, halkın içinde olmaları oldukça önemli. İnsanlar üzerinde, adım başı kontrol noktalarıyla "sınır geçiyorum" zannı uyandırırsanız onlar da sınırlarını çizerler.

Memleketimiz yanlış siyasi stratejiler ve güvenlik manevraları yüzünden çok çekti. Bu stratejileri; bölgeyi ve bölge insanını gerçek manada tanıyanların oluşturması, işin şeklini değiştirebilir. Masa başında, Ankara'dan adımını dışarı çıkarmamış o bölgelerdeki havayı teneffüs etmemiş zatların ekranlarda ahkam kesmesi inanın terör örgütünün bile hoşuna gidiyor. "Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" mantığını çocuklar bile alaya alıyor artık.   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 164
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 671
Kayıt tarihi
: 21.10.10
 
 

İnşaat Mühendisiyim, olaylara anlık değil öncesi ve sonrasıyla bakmaya çaba gösteririm. Dağ havas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster