Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '18

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
345
 

Faizi Yükselten Merkez Bankası mı Sanıyorsunuz?

Faizi Yükselten Merkez Bankası mı Sanıyorsunuz?
 

Bankadan geliyorum. Küçük bir birikimim var. Likit fonda tutuyordum.  Birkaç yaşında, küçük bir 2. el  otomobil almaya yeter sanıyordum, önce devalüasyon, ardından yükselen faizler, fiyat artışları, epeycesi buharlaştı.

Seçim öncesi bloglarımdan görülecektir ki devalüasyon bana sürpriz değildi. Ancak etik bulmuyordum, döviz trenine binmedim. Faizler yükseldi, likit fonda kalmak da akılsızlık, vadeli yapayım dedim.

Eski bankacıyım. Bilirim. Bir “tabela faizi” vardır, bir de, personelin aşağıdan yukarıya kademeli olarak yetkili oldukları bir “tezgah altı faiz” vardır. İlgilisine ulaşırsanız, tabela faizine “artı” puanlar alabilirsiniz.

Kapıdan girdim, içerisi ana baba günü… Sıramatikten sıramı aldım. Bankolarda işlemi yapılan müşterilerin sıra numaralarına baktım, önümde 20 kişi var. Sıramatiğin başındaki müşterilerden biri “iki saat buradasın en az…” dedi, gülümseştik.

Her memurun başında birileri var. Danışmaya müsait kimseyi göremedim, merdivenlerden bir üst kata çıktım, müdürün aralık olan kapısından başımı uzatıp bir husus danışmak istediğimi söyledim, alışkanlık, personeli şikayet edeceğimi düşündüğünü belli eder bir beden dili ve ses tonuyla “buyurun” dedi,  likit fondaki paramı vadeliye dönüştürmek istediğimi belirtmem üzerine ışıldayan gözlere eşlik eden gülümsemesiyle ve tatlı bir ses tonuyla, “hemen efendim” diyip yerinden kalktı, odasının karşısında işinin başından aşkın olduğu her halinden belli memurunun yanına gittik, “beyefendiyle ilgilen, işlemini maksimumdan yap” dedi.

İşlemin anında yapıldı. Aşağıdaki kalabalığın önüne geçirilmiştim. Bu kadarcık parayla bankanın imtiyazlı müşterileri muamelesi görmek beklediğim bir şey değildi… Göğsüm kabardı.

33 gün vadeye % 20 faiz aldım. Vade sonunda azamiden (yani tabela faizine müdürün yetkisindeki “artı”dan otomatik vade uzatımlarına da söz verdiler, teşekkür edip çıktım.

Ve düşünmeye, hesap yapmaya başladım.

Banka bana % 20 faiz veriyor. Bunun yıllık bileşiği[1] % 22’dir.  

Banka, yatırdığım paranın bir kısmını zorunlu karşılık olarak tutacak, bu tutarı ya hiç nemalandıramayacak, ya da çok düşük getiri elde edebilecek. Bu durumda yatırdığım paranın bankaya olan maliyeti % 22’nin de üstüne çıkacak.

Bankanın personeli var, kirası var, kırtasiyesi var, iletişim harcamaları var, amortisman giderleri var, reklam giderleri var, temizlik, yemek, servis, güvenlik… onlarca harcama kalemi var… Bunları da ilave et, benden aldığı mevduatı krediye dönüştürüp kar edebilmesi, yani, çarkın dönebilmesi için kredi faiz oranının en az yüzde 35 olması gerekir diye hesapladım kendi küçücük aklımla…

Nitekim, aynı bankanın bireysel kredi faizlerine baktım, bileşiği benim bulduğum rakamın da üstünde… Başka çaresi yok. Hesap, basit bir matematik probleminden ibaret… Aklın yolu bir. Kredi faizleri astronomik!

Ve banka burada iki açmazla karşı karşıya kalıyor.

Birincisi, bu faiz oranından kredi kullanmak isteyebilecek müşteri bulma güçlüğü…

İkincisi, velev ki, bu yüksek faiz oranları üzerinden kredi kullandırılacak müşteri bulundu, bu kez o müşterinin kredi borcunu vadesinde ödeyebilme güçlüğü…

Elinde parası olanın yükselen faizlerden nemalanabilmek için bankalara hücum ettiği, bankaların bu kaynakları krediye dönüştürebilme, dönüştürse dahi geri alabilme olanaklarının son derece kısıtlandığı bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Kredi faizleri yükseldiğinden yatırımlar azalacak, işsizlik artacak, arz düşecek, fiyatlar yükselecek,  talep azalacak, ekonomi daralacak… Buna stagflasyon diyorlar. Yani durgunlukla aynı anda enflasyon…

Faiz oranları, dövizdeki artışın önüne geçebilmek için yükseldi. Döviz artışı yükselen faizler nedeniyle durur gibi oldu.

Faizleri düşürsen bu kez döviz kuru yükselmeye devam edecek, ithalata dayalı üretim maliyetleri ve ithal ürün fiyatları yükselecek, yükselen fiyatlar nedeniyle talep azalacak, yatırım, hem talep düşüşü ve hem de maliyet artışı nedeniyle yine düşecek, işsizlik artacak, haliyle ekonomi daralacak, yani yine stagflasyon olacak.

Yani, yükselen faizlerin sorumlusu olarak Merkez Bankası’nı günah keçisi yapmak isabetli değildir. Faizi yükselten, koşullardır. Koşulların oluşumunda birinci sorumlu da karar meciinde olanlar, yani en başta siyasilerdir.

Sözün burasında bir fıkra anlatayım…

Nasreddin Hoca’nın iki kızı varmış.

Birini çiftçiye, birini çömlekçiye vermiş…

Hoca bir gün kızlarını ziyarete gitmiş.

Ne var, ne yok, haliniz nicedir… diye sormuş;

Kızlardan çömlekçide olanı; “çok çömlek döktük, yazın yağış olmaz da güzelce kururlarsa çok para kazanacağız, yağış olursa halimiz duman….” demiş.

Kocası çiftçi olanı ise; “bu yıl çok bağ bahçe ektik. Şöyle güzel yağışlar olursa durum çok iyi, yağış olmazsa halimiz fena…” demiş.

Dönüşte karısı kızların durumunu sorunca Hoca; “valla, bu sene bu kızlardan biri “b.ku yiyecek ama hangisi, bilmiyorum” demiş.

Bütün bunlar neden başımıza geldi, son söz onu da söyleyeyim de kapatayım konuyu…

Bütün bu açmazlar; Cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren Kamu İktisadi Teşebbüsleri eliyle geliştirilen sanayimizin “verimsiz, zarar ediyor, pahalıya üretiyor…” propagandası eşliğinde “özelleştirme” aldatmacasıyla yok edilmesi, hayvancılığımızın, tarım üretimimizin dışarıdan ucuza ithal edebilme aldatmacası eşliğinde imha edilmesi, stratejik kurumlarımızın yabancılara yok pahasına satılması, finans sistemimizin uluslar arası sermayeye teslim edilmesi, gümrük duvarlarımızın AB hayallerine feda edilmesi, dış ticarete sınırsız serbesti sağlanarak yerli üretime fırsat verilmemesi, planlamadan, denk bütçeden vaz geçilmesi, borçlanmaya dayalı verimsiz yatırımlara ve sınırsız harcamalara yönelinmesi, tüm bunların sonucunda yarım trilyon doları aşan borç yükü altına girilmesi… cari açık ve bütçe açığının kronik hale gelmesi ve tüm bunların bugün içine yuvarlanmış olduğumuz “döviz” – “faiz” artış sarmalına yol açacağı uyarılarına bugüne kadar hep kulak tıkanmış olması sebepleriyledir. 

Sebeplerin bunlar olduğunu bilirseniz, çözüm yolunu da kendiliğinden bulmuş olursunuz. Yok yine bildiğinizi okursanız, düşeceğiniz durumlara ilişkin yeni Nasreddin Hoca fıkraları da illa ki bulunacaktır.

Bunları düşünerek eve vardım, bilgisayarın başına oturdum, bu blogu yazdım… 

 

Kenan IŞIK



[1] Bileşik faiz: Bankanın, 33 günün sonunda bana vereceği faizi ana parama ilave edip izleyen ay ona da faiz vermek durumunda kalması ve bu durumun yıl boyu sürmesi durumunda katlanacağı maliyetin oranıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 432
Toplam yorum
: 639
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2684
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Mülkiye mezunuyum. Emekli müfettişim. Ankara'da yaşıyorum. S'oligarşi isimli kitabı yazdım. Kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster