Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
826
 

Fakirlik, Türkiye, minnet duygusu ve sömürü

Fakirlik, Türkiye, minnet duygusu ve sömürü
 

Azgelişmişlik sanayi alanında gelişmemiş ve Gayri Safi Milli Hâsılası (GSMH) dünya ortalamasının altındaki ülkeler için kullanılan bir tanımdır. Bu ülkeler sanayi anlamında sadece ara mal üretirler ve ihracat kalemleri büyük miktarda tarımsal ürünlerle ara mallardan oluşur. Bir başka bakışla temel sanayi ürünlerini üreten ülkelere bağımlıdırlar.

Türkiye’ye bu açıdan baktığımızda ülkemiz gelişmiş bir ülke değildir. Ekonomik ve sanayi alanındaki verilerden yola çıkarak ülkemizin gelişmemiş bir ülke yani az gelişmiş bir ülke olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gelişmiş ülkelerin süslü bir söyleyiş olarak geliştirdiği “Gelişmekte Olan Ülkeler” tanımı ise ara mal üreten ve gelişmiş ülkelere bağımlı olan arka plan ülkelerinin adeta gönlünü almak için yaratılmış bir senaryonun adıdır. Kaldı ki ülkemiz için gelişmiş bir ülke diyenlerin hatırlaması gereken bir başka şey ise ülkemiz nüfusunun %40’ının köyde yaşıyor olmasıdır. Sanayisini geliştirmiş ülkelerin çoğunda bilişim ve teknoloji alanında da çağ atlama olarak nitelendirilecek gelişmeler yaşanmıştır.

Kapitalist düzende gelişmiş ülkelerin diğer ülkelere daha fazla mal satmak ve kendine bağımlılığı arttırmak için oynadığı farklı oyunlar vardır. Mikro milliyetçilik de bu oyunların en önemlilerinden biridir. Fakirliği arttırarak devlet yönetimlerin eline güzel bir silah verir. Bugün ülkemizde gördüğümüz en çarpıcı örnekler mikro milliyetçilik ve ardından gelen fakirin fakirleştirilmesi, zenginin zenginleştirilmesi ile devletimizin sosyal devlet tanımı kapsamındaki tüm güvencelerini birer sadaka olarak vatandaşına sunmaktır. Aylık 150 YTL yardım ya da birkaç torba kömür ile fakirin minnet duygusu elinden alınarak oylar garanti altına alınmaktadır. İnsanların sömürüldüğü ve minnet duygusu altında ezildiği toplumlar hiçbir zaman gelişemez, insanca yaşayamaz. Ancak insan hakları da insan gibi yaşayan toplumlarda meydana gelir ve insan haklarından bu toplumlarda bahsedilebilir. İnsan için en önemli özgürlük ekonomik özgürlüktür. Ekonomik özgürlükten sonra diğer özgürlükler gelir.

Kapitalizmin temeli liberal akıma dayanır. İnsan özgürdür ve doğuştan hakları vardır. Sınıfsal dağılımlardan dolayı herkes eşit kazanç elde edemez bu sebepten dolayı adil değildir. İnsan hakları alanında uygar toplumlarla diğer toplumlar arasında ciddi farklar vardır. Birey düşünsel alanda gelişmiş ve haklarına sahip çıkmıştır.

İnsan haklarının batıda doğup kökleşmesi de, bu alanda sancılı dönemlerin hep batıda yaşanmasıyla gerçekleşmiştir. Rönesans, reform ve aydınlanma gibi olaylar ve sanayi devrimi insanla ilgili kavramları ortaya çıkarmıştır. Doğu da ise batı modelli insan hakları ne uygulanabilmiş ne de uydurulamamıştır.

Sanayi devriminin hemen ardından fabrika sayılarının artmasıyla beraber köylerden kentlere göçler artmış; işçi hakları ve sendikal haklar ortaya çıkmıştır. Asya ve Afrika’da ise halkın hala %50 ye yakını köylerde yaşamakta ve tarımla uğraşmaktadır. İnsan haklarının incelenmesi bireyden çok toplumsal olarak incelendiğinden Asya ve Afrika toplumlarında insan haklarından henüz bahsetmek mümkün değildir. Demokrasinin geliştiği yerde bireyler özgür iradeleriyle seçimlerini yapar ve düşüncelerini ifade ederler.

Ancak fakirleşen ve minnet duygusu geliştirilen yerlerde insanlar fakirliğin etkisiyle aşırı uçlara yönelirler. Fanatizm artar. Kadere bağlılık artar. Psikolojik olarak rahatlamak için hayatında ki din etkisi arttırarak öbür dünyayı düşünmeye çalışır. Bir anlamda muhafazakârlık artar. Şehre göç eden ya da daha önceden göç etmiş kitlelerde hiçbir zaman kente uyum sağlayamaz geleneklerini sürdürürler. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze tartıştığımız laiklikte özgürce inançların savunulması için yaratıldıysa da siyasi alanda dinin kullanılmasını ve sömürülmesini hala engelleyebilmiş değildir. İnançlar temelde tanrı ile kul arasında olmasına rağmen siyasetçiler yani üçüncü şahıslar tarafından kullanılmıştır. Tanrı ile kul arasında yaşanacak inanç sistemine kimsenin müdahale etmesi gerekmemektedir. Ancak bireysel hakların ve bilincin gelişmediği toplumlarda bu tür yaşananlar gün geçtikçe sürmeye devam edecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yoksulların ellerindeki tek varlık, inançları.gelişememiş ülkelerde bu duyguyu sömürmek daha kolay olmakta. Ekonomi ve toplum beyni paralel gidiyor galiba.

Hüseyin Seyfi 
 28.12.2007 22:51
Cevap :
Ülkemizde bu sömürü fazlasıyla yapılıyor...  29.12.2007 0:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 430
Toplam yorum
: 738
Toplam mesaj
: 99
Ort. okunma sayısı
: 2170
Kayıt tarihi
: 18.06.07
 
 

20 Nisan 1989'da İzmir'de doğdu. İlköğretim ve lise öğrenimini Karşıyaka'da tamamladı. 20..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster