Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '16

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
804
 

Fareler ve bazı insanlar

Fareler ve bazı insanlar
 

Kıyılır mı buna beee? Ne kadan da tatlı yaaaa!


Tek gözümü aralayarak duvar saatine baktığımda artık kalkmam gerektiğini  düşündüm. Vakit bir hayli ilerlemişti. Her iki gözümü açtığımda ise onu farkettim. Yorganın üzerinde keyifli keyifli o minik bıyıklarını sıvazlıyordu. Gözgöze geldik ve uzun uzun bakıştık. Her zaman görmeye alıştığım saçma sapan rüyalardan birini görüyorum sandım önce. Dizimi oynatınca zıplayarak kaçtı ve kitaplığın arkasına gizlendi. Rüya falan gördüğüm yoktu ama:


Bu hergele eve nasıl girmişti?


Hiç istifimi bozmadan olasılıkları bir bir düşündüm.


a- Birinci katta oturuyordum ve hava sıcak olduğundan balkon kapısını gece devamlı açık bırakıyordum, oradan girmiş olabilirdi.


b- Bazen, yine sıcaklardan dolayı açık bıraktığım daire kapısından girmiş olabilirdi.


c- Duş kabininin altındaki fayans kapağın köşesi kırıktı ve oradan teşrif etme olasılığı ise oldukça yüksekti.


d- Şöyle veya böyle içeri girmişti ve ben bu hergeleyi güzelliklle nasıl ittir edecektim evden.. Esas mesele buydu, dostlar...


Kitaplığın arkasına saklanan bu davetsiz misafire hiç aldırmadan duşumu aldım ve giyinerek sokağa vurdum kendimi. Karl Marx Caddesini bir güzel arşınladım ama "öldürmeyen" cinsinden bir fare fakı bulmak mümkün olmadı. Sorup soruşturdum, Karstad'ın altındaki "Haustierwelt" (Ev hayvanları Dünyası) isimli dükkanda istediğimi buldum.


Döşemesi tahta, telden bir kafes... El kadar bişi işte. Fare fakın içine konulan tuzak yeme dokunduğu anda kapısı şırrrak diye kapanıyor ve gerisi de bu satırların yazarının insafına kalıyor. Niyetim; biraz kulaklarını çekerek "şartlı tahliye" etmek hergeleyi.


Elimde minik zindan kasaya gelince, kasiyer hanım bana 19 Euro fiyat çekiyor.


İster istemez bir "ohaaa" çıkıyor ağzımdan. Kasiyer beni anlıyor ve "Ne yapacaksınız fakı, bakın şurada canlı canlı beyaz fareler var, tanesi 5 Euro, 3 tane alırsanız 10 Euro" diyor.


Çaresiz bayılıyoruz tabii 19 Euroyu. Beyaz fareymiş, pöh!


"Ulan fare, nah sana şartlı tahliye" diye söylene söylene evin yolunu tutuyorum. Eve varınca ilk işim fakı kurmak ve kitaplığın hemen yanı başına bırakmak oluyor. Söyleyin Allah aşkına; halis mulis ve de tam yağlı beyaz peynire hangi fare hayır diyebilir ki?


Cumartesi telaşesi işte, berber, alışveriş, hafta sonu temizliği, yemek, sevgiliyle saatler süren çen çen ve derin bir uyku.


Pazar sabahı kalktığımda yine gözgöze geldik hergeleyle... Yine yorganımın üzerinde bıyıklarını sıvazlıyordu küstahça. Ben yataktan fırlayınca o da hemen kitaplığın arkasına saklandı. Hemen faka baktım kurduğum gibi duruyordu ve o halis mulis tam yağlı beyaz peynirden eser bile kalmamıştı. Fakı yanlış kurduğumu anladım ve o tam yağlı peyniri ustruplu bir şekilde faka yerleştirerek evi terk ettim.


Rahat rahat yesindi işte peynirini fırlama fare.


İki sabah kahvesi içip eve döndüğümde kuş kafesteydi dostlar!


İçimden nedense "çökertme" oynamak geldi, dizlerimi yere vura vura...


"İpn....e.! Ne işin vardı ülen yorganımın üzerinde?" diyerek fakı aldım mutfak masasının üzerine koydum ve sorgulamayı başlattım.


Hırsızlık masası ekiplerine yakalanmış kapkaççı gibiydi mezevenk! Afrası tafrası falan kalmamıştı. Hani dile gelse "Mokunu yiyim abi ben ettim sen etme " diyecekti.


19 Euro evlat acısı gibi gelmişti bana ama sinirim de geçmişti artık.


Uzun bir konfreans çektim hergeleye, o da kös dinledi tabii:


"Ulan salak, sen kiminle dans ediyorsun" dedim... "Girecek başka ev bulamadın mı, ben kendime zor bakıyorum, sana nasıl bakayım? Hadi sen tek olsan neyse. Burayı mesken tutarsan çoğalırsın da sen. Hısım akrabalarını ve hemşolarını da çağırırsın! Evin altındaki pasta fırınından geldiğini biliyorum. Rahat mı batıyor evladım. Alooooooooooo! Hiiiiişşşşşşşşşşşşş! Akıllı ol len akıllı." dedim.


Boynu bükük beni dinledi!


İyi de yaptı yani!


Lagaluga yapsaydı kıracaktım kalemi! İnfazı an meselesiydi!


Elimde fak indim aşağı ve kapısını açarak tahliye ettim rezili.


Faktan kurtulur kurtulmaz kendini güvenli bir bölgeye attı ve geriye dönerek yüzüme manalı manalı baktı!

Bana nispet yaparcasına bıyıklarını da sıvazladı.


"Görüşürüz ulan Culduz" der gibiydi!


Bu da bana yetti!


Hemen yukarı çıkıp fakı yine kurdum. Fakın kancasına bir dilim sucuk taktım.(Yaptığım masrafa dikkatinizi çekerim.)


Bir kere daha yakalarsam "şartlı tahliye" kurallarını devreye sokacağım ve ona "müebbet hapis" cezası vereceğim. Acırsam namerdim.


Ömür boyu benimle yaşasın da görsün hergele!

 

MB Üyelerine Not: Bu sıcaklarda çekilmiyor derin mevzular. Sizlere örnek olma babında şey ettim işte.

Dostlara hediye bir türkü notu:https://www.youtube.com/watch?v=xtUTq7ESIQY   Kırmizi buğday ayrılmıyor sezinden./ Kim ayrılmış ben ayrılam eşimden.

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazının başlığı "İnsanlar ve bazı fareler" olmalıydı..Hem böylece Amerikalı Can Şeyettinbek'i çağrıştırmadığından hayranları üzülmezdi..Zaten Şekspirin Şeyh pir olma şek'inden şok şikayetçi olmuşlardı garibanlar :)..Selamlarımla

ali açıköz 
 11.07.2016 12:10
 

Allah Allah! Şaşırayım mı gülümseyeyim mi bilemedim. Eski Doğu tarafında mı oturuyorsunuz? Çok sevdiğim bir abim de Neuköllnische Allee’de Philip Morris sigara fabrikasının karşısındaki binalarda oturuyor. O da benzer hikayelerden bahsetmişti. Belki de fazla kalmayayım diye demiştir:)) Sorunu çözüş biçiminiz akıllıca, insaflıca ve “insanca.” Ama bence, sizi sevdiyse geri dönecektir. İyisi mi bir kedi alın, doğa kalıcı çözüm getirsin:) Görüyorum ki alan daraltmışsınız ve şimdi size yorum yapan tüm bayanlar mercek altında:) Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 10.07.2016 21:24
Cevap :
Tamam! İşin ince yanını yakalamışsınız. Fak ve fare bahane belki. Mevcut alanı bir hayli daralttığım da bir gerçek. O kumral sayılır ama "sarışın" bir yönü var. Sanırım beni de cezbeden bu! Bir önceki yazıya "resmiyle" gelmişti. Bu yazıya yorum yazarsa pek şaşırmamak gerekir, Ata bey. Bakalım ne yazacak? Selamlar:))))   10.07.2016 21:55
 

Labirent öyle büyük ki, bazen insan oluyoruz, bazen mouse ellerde çat kapı fare, kapı açık mı kapalı mı da demiyoruz, zaman öyle bir zaman ki tıkladığın anda açılıyor kapı. Öyle değil mi? Şu 1930’larda yazılan “Fareler ve İnsanlar” romanındaki ‘saf genç’ karakterinden tek farkımız, mouse’u cebimize koymuyoruz, masa üstündeki laptop ile labirentte dolaşırken kapıları açtırıyoruz ona. Fareli köyün kavalcısı da ne yapacağını şaşırdı: elleri mouse tutan fareler yeni bir dünya arayışında. Aman bu sıcakta bu söylediklerin derin mevzu deme, yaşananların gerçek resmi bu; labirenttin hangi hücresinden nasıl bir ses verirsek verelim, bu yolda kaç kilovat elektrik harcarsak harcayalım. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 10.07.2016 18:44
Cevap :
Ben bu kadar "Felsefi" olma niyetiyle yazmadım bu yazıyı Rıza Bey. Limonlu çay tadında bir şeyler karaladım işte. Steinbeck'in o sevimli kahramanı, okşarken öldürürdü o sevimli fareleri. Bu da yaşamın bir başka boyutu işte. Katkılarınız için teşekkürler efendim. Selam ve saygılarımla.  10.07.2016 18:52
 

:)))...tamam da "John Steinbeck diyorlar ama yok aslında öyle bir zat çünki gerçekte, Fareler ve İnsanlar'ı -Mersinli son durakta- Can Çitleemmbik yazmıştır...hani hatırlatayım dedim...eyvallayın...

nedim üstün 
 10.07.2016 18:01
Cevap :
Aynen öyle. "Gazap Üzümleri"ni de ben yazdım mesela... Nobel'i ise Steinbeck amcam aldı. ne diyelim kader utasın.  11.07.2016 0:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1567
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster