Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '17

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
176
 

Fark Et Fark Yarat

Fark Et Fark Yarat
 

İnsanlar ayna sevmez. En sevdiğini sandığı anlarda dahi, hoşuna gitmeyen bir tarafını düzeltmiş,  vereceği izlenime uygun imajını yakalamıştır. Bunu başardıysa sever aynayı.

Diğer yandan aynaya muhtaçtır. İşine gelmese, beğenmediği yanlarını görmekten sıkılsa da işte tam bunun için aynaya muhtaçtır. Kendisini kendi görür aynada, başkalarının dediklerine göre değil kendi gördüğüne göre imajını yaratma imkanı sağlar.

Görüntümüzü yansıtan aynalar, görüntümüzde düzenleme yapmamıza yarar. Peki ya iç dünyamızı nereye bakarak göreceğiz?

Aynaya bakıp da dişinde maydonoz parçası görsen onu temizlemez misin? Buna hayır diyecek kimse olduğunu sanmıyorum. Keşke aynı şeyi iç dünyamızı bize yansıtan aynalar, düzeltmemiz gereken yeri işaret ettiğinde de yapabilsek. Hemen duvar örüp, barajlar kurmasak. Nasılsa içimi kimse görmüyor deyip, karanlık yönümüzü görmezden gelmesek? Çünkü içimiz de dışımız kadar görünürdür aslında.

Sözlerimizle görünürdür, davranışlarımızla görünürdür. Niyetimizle ve eylemimizle görünürdür. Jest ve mimiklerimiz, ses tonumuzla görünürdür. Sağlığımızla ve sosyalliğimizle görünürdür. Yapabildiklerimiz ve yapamadıklarımızla görünürdür. Demiyormuş gibi dediklerimizle görünürdür.

Peki bunları gösteren aynalar nerede?

Yaşamımız boyunca karşımıza çıkan her insan, diğer canlılar, olaylar, durumlar birer aynadır. Yaşamımız iç dünyamızın yansımasıdır.

Bir çocuk ağladığında için mi parçalanıyor? O çocuk senin aynandır, çok derinlerinde bir yerde ağlamaktan hala içi dışına çıkmakta olan bir çocuk vardır. Belki üvey babanın sen birbuçuk yaşındayken ayaklarından tutup sarkıtarak dövmesinin korkusu taptaze orada duruyordur.

Bir yaşlı adam gördüğünde gözyaşlarını tutamıyor musun? O yaşlı adam senin aynandır, belki de kalbini çok kırdığın ve gönlünü alamadan hayattan göçen büyükbabanı hatırlatıyordur.

Komşu kadının şen kahkahalarını duyduğunda öfkeye mi kapılıyorsun? O kahkahaların sahibi senin aynandır, babanın anneni terkederek beraber yaşamaya başladığı ve istemediğin halde sana iki kardeş veren o kadına kızgınlığının yansımasıdır.

Bazı insanların ne kadar boş, ne kadar çirkef, ne kadar çirkin, ne kadar cahil olduğunu şıp diye anlıyor musun? Bu insanlar sana, senin içinde yola getiremediğin huylarını, belki otuz yıl önce çok kıskandığın ve çirkeflikle üzdüğün birine vicdan azabını, eğitemediğin yönlerini hatırlatıyor, yetersizlik ve değersizlik inancını tetikliyordur.

Önümüze çıkan her insan, her olay, her durum, her haber, söz, davranış, renk, sıcaklık, imaj, his, sükunet veya kaos aynamızdır. Elbette ki her an durup "acaba bu bana ne anlatmaya çalışıyor" diye kafa yoramayız ama bir yerden başlamalıyız fark etmeye. Belli tip veya davranıştaki kişilere öfkemizi, belli renklere gıcığımızı, belli ses tonlarına hasta olup kimisi naifçe gülümsese öfkeden deliye dönüşümüzü, hiç tanımadığımız insanlara neden sinir olduğumuzu, haberlerde belli kişileri gördüğümüzde çığlık atarak kanal değiştirişimizi, ille de onaylanma, takdir edilme arzumuzu, bir kelimeyle yıkılıp bir özürle hayata dönüşümüzü ya da on yıllarca affedemeyişimizi, korkularımızı... her şeyi ama her şeyi fark etme moduna kendimizi ayarlamalıyız. Aksi halde bir şekilde bilinçaltımıza kazınmış etkiler, aynalarımız yoluyla sürekli tekrar edecek ve bize aynı duyguları yaşatmaya devam edecektir.

O etkileri, kısır döngülerimizi fark ederek dönüştürme fırsatını kaçırdığımızda her kadın kahkahası, her yaşlı adam, her çocuk ağlaması, her kırmızı gül, her beğenilmeme durumu, her "o kelimeyi duyuşumuz" bizde aynı duyguları yaratacak ve zamanımızdan çalacaktır. Bunları fark edip dönüştürebildiğimizde ise yaşamın gereksiz tepkilerle harcanamayacak kadar güzel yanlarına odaklı, daha keyifli ve mutlu yaşamanın yolunu açmış oluruz.

Şart mıdır farkındalık moduna girmek?

Evren için doğru, yanlış, iyi, kötü  yoktur, enerji dönüşür, o kadar. O dönüşümün etkisi sana iyi gelir, diğerine yanlış gelir, bunlar her insanın kendi yaşam şartlarına göre değerlendirilebilir. İnanması zordur ama mutlu yaşamayı gereksiz bulan, acılardan tatmin olduğunu söyleyen çok insan vardır. Bu durum bana göre hastalıktır kimine göre normaldir. Her insan farkındalık yoluna girmeye mecburdur diye bir kural koyamayız. Öncelikle buna neden ihtiyaç olduğunu kavraması gerekir. Yaşamındaki kısır döngülerden bir biçimde nemalanan kişiler için dönüşüm ya da gelişimin sözünü etmek dahi felakettir.

Beynimizin ne kadarını kullanabiliyorsak, onu kendi yaşam kalitemizi artırmak için en etkili biçimde kullanabilmeye açık olursak, tekrar eden sorunlarımızın bozuk plağını fırlatıp atabilir ve onlardan kurtulabiliriz. Sorunlarla yaşamak için gönüllü olmak, çözüm gözetmeyip kurban rolünün rahatlığına sığınmak, “dünyada bunlar da var ne yapalım yani” kolaycılığı ile aynı cümlenin iyi şeyler için de kurulabileceğini bilmezden gelmek… en hafif tabiriyle art niyettir.

Ne kadar çok insan kendi içine yönelir ve farkındalığını geliştirirse, bunun getireceği yeni tutumlarla toplumsal yaşamın da kalitesi artacaktır. Durumları yönetebilmek, acıların kökenine bakıp gerçekten orada olması gerekiyor mu diye sorgulamak, her an dikkatimiz uyanık yaşamakla, doğuştan layık olduğumuz mutlu yaşamı emin adımlarla inşa etmiş olacağız.

Mevlana’nın dediği gibi; testinin içinde ne varsa dışına o sızar. Farkındalık, testinin içindekini arındırma, yenileme ve çoğaltabilme yetisi kazandırır. İsterseniz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 191
Kayıt tarihi
: 15.12.17
 
 

Evrensel enerjiler ve kişisel gelişim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster