Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '08

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1014
 

Farkettiğinizde aşk bitmiştir!

Farkettiğinizde aşk bitmiştir!
 

Tüm beraberlikler, pır pır eden kalplerin etrafa adeta bir sihir gibi yaydığı pozitif enerjiyle başlar. Bakışmalar, koklaşmalar, iple çekilen buluşmalar, heyecanla yapılan planlar, kendini güzel gösterme çabaları; hepsi hayatı anlamlı kılıp bizleri güzelleştirir, yaşama sevinci verir.

Ne yazık ki bu harikulade girişi izleyen gelişme bölümünde, tarafların egoları ve yaşamın cilveleriyle sağdan soldan darbe ala ala tatsızlaşan birliktelik; yavan, yemesi zor bir yemek gibi boğazımıza takılmaya başladığında ise, kaçınılmaz olarak sonuç bölümüne geçilmiştir. Heyecan bitmiş, özlemler sönmüş, arzular alışkanlığa dönüşmüştür. İşte o noktada, insan denen yaratık, tüm diğer canlılardan farklı olarak her şeyde, hatta duygularda bile bir mantık aradığından; “niye biz bu hale geldik” diye düşünmeye başlar. Mantığı o güne kadarki öğretileri çerçevesinde onu belki de doğru bir yerlere götürecekken, alttaki vahşi benliğine ait kendini koruma ve savunma iç güdüleri devreye girip, zihnini bulandırır. Birden fantastik bir terazi başında, “bu güne dek o benim için ne yaptı; ben onun için ne yaptım?”in hesabını ince ince tartarken buluverir. Açılır kara kaplı defter, dökülür eski hesaplar ortaya. Sanmayın ki aranan “yemeğini yaptım, çamaşırını yıkadım ya da aldığı kıyafetlerin parasını ben ödedim, her yaz beş yıldızlı otelde tatile götürdüm” türü gündelik yaşamın doğal paylaşımlarından başlanır; “futboldan nefret ettiğim halde televizyonun önünden ayrılmamasına bunca yıl sesimi bile çıkarmadım; sevimsiz arkadaşının bize gelip gelip kalmasına katlandım” gibi iki yetişkinin birbirinin yaşam alanlarına saygı duymasının göstergesi olan davranışlarla hesap kabartılır; “evlenmek için ailemi bırakıp buralara geldim, senin için yuvamı yıktım, kariyerimi mahvettim”. Tarzındaki kişisel tercihlerle yekun arttırılıp, son nokta konur.

İnsan için istemenin sonu yoktur; sevgileden beklenen ve ileride hatırlanan şeyler de bu yüzden daima en zor olanlardır. Hepimiz, belki de küçükken okuduğumuz masalların etkisiyle, bizim için denizleri, dağları aşacak, düşmanlarımızla çala kılıç savaşacak, aşkı uğruna sürgüne, ölüme gitmekten korkmayacak sevgililer, eşler hayal ederiz. Eski zamanın yüce ruhlu romantik sevgililerinin tersine, günümüz gerçekliğinde yapılan her fedakarlık ise ilk kavgada pişirilip önümüze konur. Oysa istemişsinizdir, yapmışsınızdır sonuçta; kimse başınıza bir silah filan dayamamıştır yani. Sevginizin büyüklüğünden, sevdiğinizi kaybetmemek adına attığınız bir adımdır, ortak çaresizliğinize bulduğunuz bir çaredir. Zaten aksi olsa yapmazsınız, yapmazsanız “biz” olamazsınız. Ortak yarınlara yapılan bir yatırımdır tam da bunu düşünmek. Diğer seçenekte anı yaşamak vardır; teminatsız, peşinatsız...

Bu bir yüzüdür madalyonu; diğer yüzünde başka bir gerçek vardır. Beraberliklerin sonuç kısmına gelince o kara kaplı defteri açıp eski hesapları ortaya dökmenin, kar zarar mantığı aramanın ne kadar yanlış olduğu gerçeği. Bilinçli insanların yaşanmışlığıdır hepi topu. Ya da bir kumardır üç koyup beş aldığınız. Asıl sorun bu hesaba oturmaktadır, asıl konu oraya nasıl gelindiğidir. İnsanoğlunun doğası derseniz katılırım; tabiki vermek kadar almak da ister ehlileşmemiş iç güdülerimiz, karşılık bekler biz itiraf etmeksek de yüreğimiz; bulamayınca da kızar, küser, uzaklaşır. Sonuç ise en yalın haliyle ortada olandır, hissedilendir; aşkın sevginin tükenişidir.

Bu kadar kolay ve çabuk varamayız sonuca; beynimizle ruhumuz çatışır o zamanlarda, kabul etmek istemeyiz duygularımızdaki değişikliği ve evrenin en eski mantık dizimine sarılıp, sebep sonuç ilişkileri çıkartırız. Banyo yaparken yerlerin çok ıslandığından girer, gece yorganı üstümüzden çektiğinden çıkarız ama yetmez elbet kendimizi bile ikna etmeye bunlar; o yüzden bir koşu gidip eski hesaplara bakarız. “Ben senin için şunu yapmıştım sen benim için ne yaptın karşılığında bu güne dek?” diyebileceğimiz bir durum varsa, muzaffer kumandan edasıyla dikiliriz karşısına; zafer bizimdir.

Unlu bir yazar, “farkettiğin an aşk bitmiştir” demiş; ne kadar da doğru söylemiş. Oysa, biricik sevdiğimizin ter kokusunu, horultusunu duyup da rahatsız olmaya başladığımızda “neden” diye sormalıyız kendimize; neden şimdi farkediyorum ya da neden şimdi dokunuyor bana? “Hep farkındaydım ama kendimi tutuyordum.” şeklindeyse cevap, zaten olmamanız gereken bir yerdesiniz demektir. Farklı göstermişsiniz kendinizi bunca zaman, olmadığınız bir kimlikle yer almışsınız onun yanında; yani kandırmışsınız; yazmaya değmez bu durumu. Yok, gerçekten yeni farkediyorsanız bazı şeyleri o zaman ister aşk deyin adına ister sevgi, bitmiş; ya da bitmek üzere. Şimdi yapmanız gereken, eski defterleri açıp bu insanca zaafııza kilıf aramak olmamalı; sizin için giden gitmiş çoktan zaten. “Saçımı süpürge ettim senin için ya sen ne yaptın” söylemlerinizi kolunuzun altına alıp toplayın pılınızı pırtınızı ve o hayattan göç edin dürüstçe. Hiç değilse ardınızda keşfedilmiş tüm silahlardan daha fazla acı bırakan çirkin sözler yerine, bir zamanlar yaşadığınız ortak güzelliklerin anıları kalsın terkedilene. Sevgi nasıl ve neden biter peki diyecekseniz, o başlı başına başka yazıların konusu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aksine, "fark ettiğinde başlamıştır aşk"... Biten aşk farkedilmeyendir. Aşk farkına varıldıkça kendisini tazeler, derinleştirir ve vazgeçilmez kılar. Farkedildiğinde biten suretlerdir. Aşka suret biçmekten kaçının... O suret kabul etmez. Aşk...

Davut BİLGİÇ 
 23.05.2008 2:29
 

Bence aşk çılgınlığı düşündüğünde, zaman zaman acı çekmende, bazen umuzsuzluğa kapışdığında ve kimi zaman da paramparça olduğuna aşktır. Neden mi biter çünkü büyü bozulmuştur ama en önemlisi aşkı hissetme duygusudur. Dileğim bu duygunun kimseden yoksun olmaması...

cemil... 
 22.05.2008 8:58
 

Saygıdeğer Hanımefendi, İnsanın yapısı mükemmel olmakla birlikte, işletimi basit bir varlıktır. Akıl bilgi-sevgi üretmemekte, sadece verilenleri değerlendirerek sonucu gitmektedir. Peki, Nasıl? İnsan; eşit ölçüde (30X3); aile, çevre ve eğitimidir. İlk yedi yaş içerisinde yeterli sevgi alabilmişse, (kalan on'u ile) kişisel değerleri tamamlanmakta ve insanın tüm yaşamı bu değerler ile devam etmektedir. İnsan ilişkilerinde kaliteyi belirleyen asıl etken, sevgi değerinin aile veya çevre ilişkilerine ilavesindedir. İnsanın mayası sevgidir. Tüm ilişkilerdeki (Aile, iş vb) sorunlar, bu değerin eksikliğinden kaynaklanır. Aşk, kapsamında maddi değerleri barındırmaz. İlahidir. İnsanların adına aşk dedikleri, herhalde hoşlanma veya beklentiler olsa gerekir. Bir annenin çocuğuna sevgisi bitmez, ancak eşine, arkadaşına olanı biter. Uzun birlikteliklerin temelinde denge varsa, sağlıklı, kaliteli olmaktadır. Değilse, ifade ettiğiniz gibi ilk sorgulamada, insanın gerçeğine dönülmektedir. Saygılarımla

Canmehmet 
 21.05.2008 22:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 47
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1616
Kayıt tarihi
: 14.10.06
 
 

Merhaba, Okumaya olan sevdam beni yazmaya yöneltti ve artık sevgili dostlarımın da yüreklendirmesiyl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster