Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
54151
 

Farkındalık

Farkındalık
 

Doğduğuna doğacağına pişman ederken, sonunda en duyarsız birini dahi “yandım Allah” demek zorunda bırakır...................................................


Neden farkında olmayı beceremiyoruz?

Niçin hiç kimse “farkına varalım, ezbercilikten kurtulalım” diyemiyor?

Bunu söyleyememek, cehalettir, hatta daha da kötüsüdür.

Uzun yıllar insanların üstünde süren baskı, “farkında olmak, değerlendirmekle” sona erer.

Farkında olmak isteyen birilerinin uyumasını engellemek, o insanları cehennem hayatından kurtarmak anlamına gelir.

Haberdar olmayan insan, bedeninde boğulur. Ana rahminde tohumları atılan ikinci beyne mahkûm kalır. Bu öyle bir bilgisizlik kapısıdır ki, insana asli yapısını unutturur.

Doğduğuna doğacağına pişman ederken, sonunda en duyarsız birini dahi “yandım Allah” demek zorunda bırakır.

Hâlbuki “farkındalıklı” olarak fikirleri paylaşmak veya savunmak mümkün olsa ve “kaynağına” ulaşmak söz konusu olsa ne kadar mantıklı olur.

Bu hal, ancak gerçeklerle anlatılır.

Belirsiz “bilgilere” ulaşma korkusu ortadan kalkar, bilgisizlik-cahillik düzeyi alabildiğine azalır.

Bu itibarla bütünlüğü yaşamak isteyen insanların “farkında” olması gerekliliği vardır.

Hatta hiçbir şeyden haberi olmayan uyurgezerlere nazaran, ezberi ön plânda tutarak yaşama durumunda bulunan insanların dahi, yepyeni, fark ettirici bu bilgilere istinaden, alışılmış özelliklerini terk etmesi beklenir.

Zira bilinçli olarak az şeyi algılamak, ezbere çok şeyi bilmekten evladır.

Ancak insanları zorla uyanıklığa davet etmek, bu maksatla bir arada tutmaya çalışmak, ya da “toplumdan kopacaklar” korkusuyla onlara mütemadiyen baskı yapmak, beyhude bir çabadır.

Aynı zamanda, kaçınılmaz sorunlar yaratır.

Çünkü onlar öyle –eskiye dönük şekilde- daha mutlu yaşayacaklarına inanırlar.

Programları, DNA’ ları öyledir.

Gelişim formatını böylelerine uygulamak imkânsızdır.

Bahsini ettiğimiz olaylara, yenilikçi insanlara [farkına varanlara] neler yapıldığına geçtiğimiz yüzyıllarda  tanık olduk.

Ama artık  öyle değil.

Bazı oluşumlar kökten değişime girdi.

Aslında bu bir mucize. Değişim mucizesi.

Bu değişime start veren Mücedditin işi.

Şimdi insanların “farkında” olması her şeyden daha önemli hale geldi.

İnsanlar bunu başaramayacaklarsa, ‘Ot’ gibi yaşamanın ne anlamı var?

Kuşkusuz bunu algılamak gerekiyor.

İnsanların asıl mutluğu işte burada başlıyor.

Zira bizler, nefislerinden daha önemli olduğuna inanan bir ‘Din’e’ yönleniyoruz, onun mensuplarıyız.

Bu bakımdan bizim için “bilgi ile birlikte”,“yaşamak da” önemli.

İnsanların mutsuz olup olmadığına aldırmak bir yana, her şeyden önce ilke olarak, farkında olmayı yeğlemeliyiz.

Paylaşım içinde olanların çoğu da, kendi çıkarlarından daha fazla önemser  “farkında” olmayı.

Oysa insanları perdeleyen her olayda mutlaka bir hata vardır.

O hatayı düzeltmenin yolu, ancak tartışılarak, muhakeme edilerek bulunur.

Bir araya gelenler, “biz bahsi edilen şeyleri değerlendireceğiz” diyorlarsa ve “bunu söyleyenler çoğunluktaysa” her şey daha net bir şekilde algılanıyor, fark ediliyor hale gelmiş demektir.

Bakın, toplumda “fark edenler” son zamanlarda diğerlerine nazaran daha çok dikkat çekmeye başladı.

Ayılmak istemeyenler ise, toplumun cahil kesimi olarak temayüz etti. Öyle kabul edildi.

Öyle ki yaptıkları hiçbir hareket gözlemlenmedi.

Şimdi onlarla bir arada olmak yani pek yaşanmak istenmiyor.

Daha değişik, atılgan “fikir üreten” yeniliğe açık olanlar tercih ediliyor.

Bilgilerini “eskiye dayanarak yaşamak isteyenlerle” paylaşmak istemeyen kimseler, bunu bencilliklerine dayanarak yapmıyor.

Aksine gerçeğe uygun, objektif yaklaşımlarla; “Hakikati bu şekilde yakalama imkânı varken”, onlara kapılıp kendilerini harcamak yoluna gitmiyorlar.

Bir anlamda, bunca uğraşıyı bozuk para gibi harcamak istemiyorlar.

Kimileri ise aynı tas aynı hamam, bildikleri yolda devam ederlerken, çok şeyleri kaçırdıklarının farkında olamıyorlar.

Yenilikçi olacakları için ve yandaşlarının kendilerinden “ayrılacağı” korkusuyla onlara baskı yapıyorlar.

Baskı yapılıyor, ama inanın, ne isteyip ne istemediklerini bile bilmiyorlar.

Bu şartlarda, yenilikçi olmayanlar azınlıkta kalıyor demektir.

Bir yerde önemli olan, insanların kendilerini güvende, özgür ve mutlu hissetmeleridir.

Ama “ayılmak”  isteyen bir kişi bile olsa, bunu söyleme ve fikirlerine taraftar arama hakkına sahip olmalı.

İşte esas farkındalık da burada yatıyor.

 

Ahmed F. Yüksel

SAYKO bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Farkındalıklı yaşam halini ortaya koyan; algılayıcısıyla,algılanan boyuttan algıladıklarıyla meydana getirdiklerini seyredendir. Nasibi olanlarada seyrettikleriyle paylaşandır farkedenler...diye bir düşünce aldı götürdü beni bu makalede...teşekkürler..

Yıldıray Ok 
 02.06.2013 0:36
 

Bizler yaşadığımızı, varolduğumuzu zannediyoruz halbuki bu sonu gelmeyecek bağlantılar bizi yönetiyor.Bu beyin olabilir,2.beyin olabilir,amigdala olabilir yada daha da ilerisinde, mutlak varlık biz adı altında kendindeki güzellikleri seyrediyor olabilir.Kirletilmiş bilinç kapalı malesef önümüzü göremiyoruz.Farkındalık sıfır.Ne gelse onu yaşıyoruz.Herkes bir yerden bir şeyler yapayım derken,başka yerden başka pislikler fışkırıyor.Bir el uzatıldı ama bu el kimleri yakalayacak.Yakaladığında zaten o el kendi eli olacak.Veren el tutan el bir olacak herkes ortadan kalkıcak.Sadece o...Konular açıldıkça açılıyor,genişledikçe genişliyor.Sayın Ahmet Fevzi Yüksel gene uçurdu beni bu yazısıyla.

Ozan Ardor 
 30.05.2013 21:46
 

Bu hafta medyada Burn out, Tukenmislik. "Yandim Allah" sendromu olarak nitelenen psikolojik bir terim ortaya atildi. Bir tarafta bu sendromu yasayanlar diger tarafta bunu yasayana tas atanlar..Farkindaliksiz degerlendirememeler.. Ahmed Beyin yazisini okuyunca daha bir kavradim sanki bu konuyu. Derin degerlendirmeden yoksun bilinc, "belirsiz bilgi" ile kendini ve digerini otelere atmaktan dolayi yaniyor. Alisilan kotuyu yonetmeye alisik zihin hep ayni yerde sayiyor.. Bir soz var Duru ( hareketsiz kendini degistirmeyen) suda balik olmaz. Su bulanmadan durulmaz; Anladigim hep duruda, hep bulanikta kalmamak icin once suyun durgun yada bulanik oldugunun Farkindaligi gerekli ki Yenilige gecis olsun, Su baliklara Rahmet olsun, Tesekkurler

Dilek Kuralim 
 29.05.2013 21:11
 

Sanal benliğimizin kullandığı yöntemlerin farkına varamadığımız sürece, farkındalıksız hayat devam edecek gibi...Düşündüren, sorgulatan yazılarınızın devamı dileğiyle..

Elvan Ergin 
 29.05.2013 15:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 612
Toplam yorum
: 1991
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10241
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster