Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
536
 

Farklı yazı, farklı düşünce

Farklı yazı, farklı düşünce
 

Santur bir müzik aletidir. Santurun resmini gördüm sadece. (Sabahattin Gencal)


Okurların, genellikle yazılarda kendilerini okuduklarını belirten sözler duymuştum.

Açık deyişle okuyucu kendi fikirleri savunan kitap, dergi ve gazeteleri okumak ister. Okuduğu dergi ve gazetelerde kendi fikirleri ile uyuşan yazarı okumak ister. Okuduğu yazarın yazısını kendi anlayışına göre yorumlamak ister. Bu savın doğruluğunu öylece kabul ettik.

Bu konuda bir araştırmam yok. Bu savı destekleyen birkaç gözlemim varsa da bilimsel olmadığı için yazmaya değmez. Yani, ne demek istiyoruz?

Şunu demek istiyorum. Okurların genel özelliklerinden söz edecek bilgiye sahip değilim. Bildiğim bir şey varsa o da şudur:

Şahsen “ Okur kendini okur” genellemesinin aksine ben hiç bilmediklerimi de, karşıt fikirleri de okuyan biriyim. Bunu Pazar günleri yaptığım alıntılardan da anlamak mümkün. Bin bir yazara, bin bir fikre yer veriyorum. Hepsinden yararlanmaya çalışıyorum. Yararlanıyorum da. Örneğin müzik aleti santuru ilk kez duydum. Müzikle aram pek iyi değil. Onun için bunun normal olduğunu düşünebiliriz. Bir de “ses sentezleme ve konuşturmacı dönüştürme” konusunu da ilk kez duydum. Bunu da güncel konuları yeterince takip edemediğime verelim.

Kendimizi eleştirmeyi az çok başarıyoruz da kendimizi yeniden yaratıp güzel uygulamalar yapamıyoruz. “Öğrendiklerimizi hayata geçiremedikten sonra okumaya ne gerek var.”demeden alıntılarımıza göz gezdirelim:

Ben caddelerde müzisyenlerin, enstrümanlarını istedikleri gibi çalmasından yanayım.

Kalabalığın gürültüsünü müziğe çeviren bu kişilerin büyük kentlerin, metropollerin, büyük caddelerin süsü olduğu kanısındayım.

(Doğan Hızlan, Santurun sesine aşık olmak, Hürriyet, 28. 08. 2011)

Harvard'da elektronik mühendisliği okuduktan sonra, Cambridge'de "ses sentezleme ve konuşturmacı dönüştürme" alanında çalıştı. Doktorası, "seslerin farklı duygulara dönüştürülmesi" ile ilgiliydi.
Bu anlattıklarımdan, belki de doktora konusunu tam olarak anlamamış olabilirsiniz. Ben de kendisinden rica ettim, "Biraz açabilir misin?" diye...
Açıkladı:
- Meselâ, 15 dakika sizi konuşturalım, 15 dakika da başkasını. Makine, sesleri modelliyor, sonra o modelleri birbirine dönüştürüyor. Sizin konuştuklarınızı bir başkası konuşabiliyor. Aynı prensipten yola çıkarak, duyguları da yansıtacak bir çalışma gerçekleştirdim. Gerekli vurguları yapmak suretiyle, konuşmaya mutlu, heyecanlı ya da sinirli bir hava verebiliyoruz.
Herhalde kimden bahsettiğimi merak etmişsinizdir. Cüneyt Özdemir'in eşi, Zeynep'ten.

(Nazlı Ilıcak, Bir başarı öyküsü, Sabah, 28. 08. 2011)

Türkiye’de ve muhtemelen başka azgelişmiş ülkelerde ailede, sokakta, mektepte eleştirel düşünce pek makbul bir şey olmadığından azgelişmişlik kendini yeniden üretip duruyor.

(Eser Karakaş, Hâlâ anlamayanlara, Star, 28. 08. 2011)

Bilmek yetmez, uygulamak gerekir. Uygulamak da yetmez, ihlâsla pratiğe geçirmeli. Üzerimize sel gibi yağan olumsuzluklar, ihlâsı da her an kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya bırakıyor bizi.

(Ali Ferşadoğlu, Temel problemimiz: Bilgi çok, amel yok!, Yeni Asya, 28. 08. 2011)

Bu alıntılardan sonra bir şeyler yazmamak gerektiğini biliyorum. Alışkanlıktan ötürü son paragrafları yazıyorsam da okuyucunun hayallerine, tasavvurlarına yön verecek fikirlere yer vermiyorum. Sergiliyorum o kadar.

Bu sergileme sırasını değiştirsek oluşacak düşüncelerde de değişiklik olur muydu acaba?

Bu sıralama konusu belkide yazının bütününden daha önemli olabilir. Bu konu ayrı bir araştırma konusu da olabilir.

Şimdi içinizden geçiyordur: “Hocam, ne yapmak istiyor. “Böyle alıntılara, böyle sergilere, böyle kapalı sözlere ne gerek var?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Böyle düşünenlere diyorum ki:

Ey, benim alıntılarımı, sergileme sistemimi, anlatım biçimimi eleştiren okuyucu, siz hiç bugünkü medyanın gündem yaratma alıntılarına ve de bu gündemlerin sırasına dikkat ettiniz mi? Siz kamu oyunun oluşturulduğuna, kamu oyunun meçhule sürüklendiğine dikkat ettiniz mi?

Dikkat etmeden yorulduk artık; gelin hayalen de olsa santuru dinleyelim. Sesimizi sentezleyip şarkı söyleyelim. Az gelişmişlikten kurtulmak için ihlâsla güzel işler yapmaya çalışalım.

Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 28. 08. 2011 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 167
Toplam yorum
: 285
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 626
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

1943'te Trabzonda doğdu. Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen okulunu bitirdikten sonra girdiği Bursa ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster