Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '18

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
74
 

Fasit Daireye Hapsolan Siyasal Sistem...

Türkiye’de halkın sorunlarından ve ızdıraplarından kopuk bir siyaset izleme anlayışı var. İnsanlar, 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde bir umut ile sandık başına gitmişlerdi...

Ülke içinde büyük sıkıntılar yaşanmaktaydı...

Ekonomik olarak sürekli gerileyen, banka mudilerinin arttığı, esnafın ekonomik darboğazdan ötürü psikolojik buhranlara gark olduğu süreçlerde, Ak Parti, medya güçlerinin desteğini alarak iktidara gelmişti.

İnsanlar, bunalmıştı, umut yelkenlileri, artık sonsuzluk denizinde/okyanusunda yol alamıyordu... Çıkış aranıyordu, bir kurtarıcı, bir el verecek yiğit arıyordu bu millet...

Siyasetçilerin birbirleriyle hırgürlerinden, didişmelerinden, askerin siyasete müdahale etmesi, balans ayarları yapmasından bunalmıştı.

Üstelik ülkenin cumhurbaşkanıyla başbakanı Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, kaosa neden olacak bir vakaya müştereken imza koyuyorlardı.

***

İktidarda Demokratik Sol Parti, Anavatan Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi üçlemesinden oluşan koalisyon hükümeti vardı. Cumhuriyet Halk Parti muhalefet sıralarındaydı.

Ne olduysa oldu ve sahneye Adalet ve Kalkınma Partisi çıktı...

Artık Amerika Birleşik Devletleri destekli, icazetli, güdümlü, finansal destekli bir parti miydi?! Birden ortalığı kasıp kavurdu.

Millet bunalmıştı...

3 Kasım 2002 genel seçimlerinde, kamuoyu, siyasetle yakından ilgilenen siyasetbilimciler, aydın entelektüel kesimler için sürpriz olmayan; fakat siyaseten esen rüzgârın neler getirebileceği hakkında fazlaca tahmin ve önsezi yetisi olmayanlar içinse, tam anlamıyla akla bile gelemeyecek bir gelişme yaşanıyordu...

Adalet ve Kalkınma Partisi, tekbaşına iktidar oluyordu...

Belki de Türkiye için bu zamana kadar elde edilemeyen büyük bir kazançtı...

Parçalı ve bölük yapıdaki sağ ve sol partilerin ülkeyi istikrarsızlığa sürüklediği uzun ve zor yıllardan sonra, bir ümit...

***

Ve böylece geldik işte 2002’den 2018’li yıllara...

Ümit ve inançla...

Bir şeylerin değişeceğine...

Haklının haksızdan ayrılacağına...

Mazlumun da adının ve sanının geçeceğine...

Daha mutlu ve refah bir ülkede yaşayacağımıza...

Ama, siyasetin ağır topları buna pek razı olmadı...

Siyaseti çözüm üretmek yerine sorun üretmek adına işlettiler, kullandılar, kutuplaşmanın önünü araladılar...

Evet, kutuplaşma, cepheleşme, saflaşma, ne derseniz deyin, aynı ülkenin aynı toprağın insanları birbirleriyle oturup konuşamaz hâle geldi/getirildi...

Ne adına?

İdeolojiler, görüşler ve kalıplaşmış, çağın ruhuna uymayan fikir sistemleri adına...

Biri, birine bir şey dayattı...

Diğeri, öbürüne bir şeyler dayattı...

İnsanların ırkı, dini, düşünceleri, etnik kökeni, bu dönemde daha fazla sorgulanmaya başladı...

Kutuplaşma öylesine kıyasıya yaşandı ki...

Halkın, toplumun tüm gündelik problemleri, sıkıntıları, acıları, geçim derdi, hayatta kalma mücadelesi, siyasetin şark kurnazlıklarına kurban edildi...

Fakirleşen vatandaş, umutlarını yeşertme derdinde olan “garip-guruba” yine dertlenmeye, kederlenmeye, terk edildi...

***

Muhafazakâr demokratlığa soyunanlar bir tarafa...

Cumhuriyet rejiminin değerlerini ve ilkelerini kendilerine kalkan yapanlar bir tarafa...

Mevzilendiler...

Halk dertleriyle başbaşa bırakıldı...

Kadercilik mi!

Cemaatçilik mi!

Mutaassıpçılık mı!

Dinin siyasete alet edilmesi mi!

Mutlu ve azınlık yeni bir “zümrenin” yaratılması...

Sağ eksene Ak Parti oturdu...

Sol eksene CHP’si oturdu...

İstanbul kurulu sermayesine karşı şahlanan Anadolu sermayesi parlatılmaya çalışıldı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 698
Toplam yorum
: 135
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 80
Kayıt tarihi
: 18.05.16
 
 

Ben, Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü mezunuyum. Şuan için öze..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster