Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '15

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
76
 

Faşizm olağanlaşıyor, kötülük sıradanlaşıyor

Faşizm olağanlaşıyor, kötülük sıradanlaşıyor
 

Faşizm toplumu şiddetle susturur


Türkiye Türklerindir etiketi ile 1948’den beri çıkan Hürriyet gazetesi her daim devletin resmi ideolojisinin taşıyıcısı oldu. 1984’de devlet ile PKK arasında başlayan savaşın adeta dezenformasyon merkezi işlevini gördü. Bir sürü çarpıtma haber yayınladı. İstihbarat haberleri ile kamuoyu yaratmaya çalıştı. Fazla uzatmayayım, sicilini nasılsa biliyorsunuz. Bu gazetenin de bağlı olduğu Doğan Medya Grubu 7 Haziran seçimleri öncesi, tüm partilere olduğu gibi HDP’ye de yer verdi ve havuz medyası tarafından komik bir biçimde, PKK yandaşı gibi suçlamalara maruz kaldı. Ondan sonra Doğan Grubu’nda HDP haberleri yer almamaya başladı. CNN Türk’te ambargo uygulandı. Aydın Doğan, Erdoğan’a biat ederken; ben doğma büyüme katıksız milliyetçiyim, diyerek bir gerçeği itiraf etti. Neydi o gerçek? Mesele Kürtlerse, hepimiz faşistiz. Ne var ki Doğan Grubu’na saldırılar devam etti. Ahmet Hakan 20 Haziran’dan sonra, HDP’yi kriminalize eden yazılar yazdı peş peşe. Kurtarmadı. Çünkü biat başlamıştı ve iktidar kayıtsız-şartsız teslimiyet istiyordu. Hürriyet’e yapılan saldırılar, ardından Ahmet Hakan’ın darp edilmesi doğrusu beni şaşırtmadı. Neden şaşırtmadı?
 
30 yıllık bir savaş süreci yaşadık. Yakılan köylere, bombalanan köylülere, yargısız infazlara tanıklık yaptık. Parçalanmış çocuk cesetleri, kulakları kesilmiş ve çıplak halde teşhir edilen gerilla resimleri gördük. Ku Klux Klan benzeri yapıların toplu linç ayinlerini unutmadık. Toplu katliamlar sıradanlaştırıldı. Gazeteler bombalandı, gazeteciler öldürüldü, parti binaları havaya uçuruldu. Bütün bunlar yaşanırken, bu ülkenin büyük çoğunluğunda doğru dürüst ve ahlaki bir tepki gördük mü? Aksine başta Hürriyet olmak üzere, medya bütün bunlardan devleti azade eten bir tutum sergiledi. Partiler bunu ‘elbette vatanı savunacağız’ pespayeliği ile savundular. Üniversite senatolarından çıt çıkmadı. Her şey devlet içinse, elbette bir gün devleti elinde bulunduran güç, sizin biatınızı yeterli görmeyip, devlet şefkati ile ısıracaktı. Hala mı olanlara şaşırıyorsunuz?
 
Siz hiç asgari demokrasisi olan ülkelerde, devletin tepesinde olan ismin; “bunun hesabını vereceksin”, “alçaksın”, “savcılara talimat veriyorum, gerekeni hemen yapsınlar”, “ananı da al git”, “ulan” “bak ya” gibi lümpen cümleler kullandığına şahit oldunuz mu? Biz de her muhtar toplantısında Erdoğan, bunlardan bir kaçını bir konuşmasına sığdırıyor. Her haberi nefret suçuna giren; Alevi, Ermeni, Yahudi, LGBTİ gibi kelimeleri küfür olarak kullanan bir gazetenin yazarları, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık uçaklarında başmisafir muamelesi görüyor. Bu gazetede, yaptığı küfürleri yazı zanneden biri Ahmet Hakan’a saldıranlara ‘kardeşim’  deme cüretini bu iklimden alıyor.
 
On yıl öncesine kadar işsiz güçsüz dolaşanlar, nefesi açlıktan kokanlar bugün devlete verdikleri hizmetin karşılığında, devasa mal varlıklarına ulaşmış durumdalar.  Medyası, bürokrasisi, siyasetçisi ile en tepeden bize bakıp, parmak sallıyorlar. Yeri geldiğinde küfürleri, tehditleri sıralıyorlar. Sonra işi pratiğe dökmek sadece bir an meselesi oluyor. Hannah Arendt Kötülüğün Sıradanlığı kitabında, bir zamanlar Nazilerin en önemli adamlarından olan Otto Adolf Eichmann’ın yargılanmasını anlatır. Bunu yaparken Eichmann’ın psikolojisine odaklanır. Eichmann sorgulamaları boyunca sığ, bayağı ve hiçbir derinliği olmayan cümleler kurar. Yaptığı kötülükleri sıradanlaştıran bir dildir bu. Eichmann, yaptığı katliamları iyi bir vatandaş, iyi bir bürokrat olmak, devletine hizmet için yapar. Bunu yaparken de kişisel vicdanı devre dışı bırakır. Arendt, gücü elinde bulunduran sıradan insanların, nasıl bir canavara dönüşeceğini Eichmann’ın cisminde bize gösterir. Yaptığı kötülükleri, devlete (iktidara) hizmet olarak algılayan bu yaklaşım, şimdi ülkemizde onlarca Eichmann yaratmış durumda. Bunlar her yerde konumlanmışlar ve gücü ellerinde bulunduruyorlar. Böylece kötülük sıradanlaşıyor, hayatımızın olağan bir parçasıymış gibi normalleşiyor.
 
Buna faşizm deniyor. Mikhail Romm Sıradan Faşizm adlı belgeselde, faşizmin devlet-millet-tarih gibi argümanların içinde nasıl hayat bulduğunu, bu hayatın zamanla nasıl normalmiş gibi yaşandığını belgeler ile gösterir. Yaşanan bunca kepazelik karşısındaki suskunluk ne yazık ki; kötülüğün sıradanlaştığını, faşizmin olağanlaştığını gösteriyor. 1 Kasım buna itiraz olsun.
Ohannes bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 533
Toplam mesaj
: 128
Ort. okunma sayısı
: 1575
Kayıt tarihi
: 11.08.07
 
 

Adıyaman'da doğdu. ilk ve ortaöğrenimimi yatılı bölge okullarında okudu. İzmir 9 Eylül İktisat Fa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster