Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '12

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
117
 

Fatih'de bir küçük Fatih

Her gelen yeni yıla kavuşurken umutlarımız, beklentilerimiz, hayallarimiz yoğunlaşır. Sanki bu sefer daha güzel bir yıl beni bekliyor, diye düşünür, hep birlikte daha keyifli, daha bereketli, daha sağlıklı bir yıl dileriz birbirimiz için.

Dileklerimiz tüm yakınlarımız ve tüm çevremizle o bir günün, sadece yılın son gününün telaşı ve yoğunluğu içinde, aynen ve karşılıklı tekrarlan cümlelerle birbirini kovalar. Sonra kendimize birkaç dakika olsun zaman ayırabilirsek eğer, kendimiz için yepyeni kararlar almak isteriz.

Bu yıl şunu yapacağım,

Artık şunu yapmayacağım,

Hayatım için şunu şunu yapmak istiyorum,

Daha çok gezeceğim,

Daha çok birikim yapacağım,

Daha az yorulacağım,

Daha az yiyeceğim,

Spor yapacağım.... v.s v.s

Bu liste düşünce hızıyla uzar gider, her yıl ve her diğer yeni yıl.

Ben de bir karar aldım.

Bana kalan  günlerde, hava da uygunsa, İstanbul'u bir turist gibi gezmek.

Ve ilk olarak;

02 Ocak Pazartesi günü Fatih camisini ve Fatih Sultan Mehmet'in türbesini gezdim.

Güneşli ve güzel bir gündü, havada nem oranı düşük, üşümeden yol alabiliyorum. Günün güzelliği gezme isteğime destek oluyor adeta.

Fatih Camii onarılmış, tertemiz işlenmiş, onarım bazı bölümlerde devam etmekte.  Fatih'in türbesi, caminin içi ve tüm çevresi pırıl pırıl olmuş. Gezerken Fatih Sultan Mehmet'in yetişme biçimini, eğitimini, cesaretini, inançlarını ve kendine güvenini düşündüm hatta düşledim diyebilirim. Benim için etkileyici bir gerçek eserin içinde bir sanal gezi gibiydi bu ziyaret.

Caminin bahçe kapısından çıkar çıkmaz önüme eski kasabaları andıran bir çarşı çıktı. Bir yanda tereyağ dolu vitrinler, diğer yanda peynirciler, yanıbaşında kasaplar, fırın ve baharatçılar. Neşeli bir günde neş'e katan bir güzel çarşı, üstelik iştah açıcı. Bir o dükkan bir bu dükkan derken yöresel tatlar, esnafların bilgi ve ilgi ile ikramları alışverişin hızını arttırdı. Biraz ondan, biraz bundan, biraz da şundan ellerim doldu. Bunca malzeme alınca fırına uğramak şart oldu. Elimdekileri bir kenara teslim edip fırına girdim. Mis kokulu ekmek çeşitlerni seyrederken kapıdan onbir oniki yaşlarında bir çocuk girdi.

Başında bir sarık, üzerinde yere kadar gri renkli bir pardesü gibi giysi, kocaman kara gözler, tertemiz pırıl pırıl bir yüz. Öyleki bir tiyatronun sahnesinden henüz inmiş, müsamere çocuğu gibi, sempatik duruşlu ve doğal, ciddi bakışlı bir çocuk.

Onu görünce bakakaldım, bana çok tatlı göründü hali. Yüzüne baktım ve  ''Küçük Fatih'' diyerek gülümsedim, aynı anda doğal bir refleksle omuzuna dokundum. Birden irkildi, son derece ciddi ve soğuk bir bakışla sırtını döndü. Buzzz gibi ve öfkeli bakışlar ...

Tanrım! '' Nefret ediyor ''diye irkildim.

Annesi gibi, teyzesi gibi göremiyor. Ne gibi gördüğünü sanmaya dilim varmıyor. Ağlamaklı oldum birden ve dükkandan çıktım.

Bu küçüklere eğitimlerinin en yüksek performanslı yıllarında, hangi tohumlar ekiliyor ki sevgisiz dikenler büyüyor, anlamak ve bir olmak, şefkat ve sevgi ile varlığımızı kucaklamak için hangi putları yıkmak, hangi değerleri inşa etmek gerek?

İlk bilgilenme yeri ana kucağı, baba evi ise ve bizler gelecekte çok ihtiyaç duyduğumuz barışık bir yaşam inşa edecek olan çocuklarımızın mürebbisi isek ve hatta bu genç toprakların çiftçisi denebilirse bizlere aileler olarak; çocuklarımızın mutluluğu için ve bizden sonraki tek başlarına yol alacakları hayatlarında coşkuyla ve sevgi ile evrensel dostluklar örebilmeleri için daha dikkatli ve özenle sevgi ile tohumlar ekebilmemiz gerekmez mi???

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 615
Kayıt tarihi
: 15.01.11
 
 

Ankara doğumluyum. 1959 ODTÜ İşletme bölümünde eğitimi ile iç içe psikolojiye olan ilgi, davranış bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster