Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
907
 

Fatih'in nesli olmak!

Fatih'in nesli olmak!
 

BELLİNİ VE FATİH (netten alıntı)


(Bu yazım; 23 Ağustos 2014 tarih ve"Geçmiş olsun Ülkeme, Cumhuriyetime, Gençliğime!" başlıklı yazımın devamı niteliğindedir.)

Bir önceki yazımda; kendi yok edilmiş, sadece adının yadigâr kaldığı Millî Eğitimimizde geldiğimiz son noktayı sizlerle paylaşmıştım. Şimdi sizi biraz eskiye Fatih Sultan Mehmed zamanına götürmek istiyorum.

Hep; "Evlad-ı Fatihan" (Fatih'in Nesli) olmakla övünürler ya, bende Sultan    II. Mehmet'in gerçekten nasıl yetiştiğini, hangi dersleri gördüğünü, hangi hocalardan dersler aldığını ve nasıl Fatih olduğunu biraz araştırdım. İşte tarihi gerçekler:

Beylikten İmparatorluğa Geçiş

14. asrın başlarında Söğüt'te, Anadolu'nun en küçük ve mütevazı beyliği olarak kurulan Osmanoğulları iki yüzyıl sonra üç kıtaya hâkim bir cihan devleti olmayı başarmıştı.

Beylikten devlete uzanan bu süreçte, Osmanlı sultanları, kendisinden evvelki Türk-İslâm devletlerinde olduğu gibi bir yandan sınırlarını genişletirken, diğer yandan da ilmî ve kültürel faaliyetlere önem vermişlerdi. Osmanlı sultanları, devletin devam ve bekasının ancak bu sayede mümkün olacağının şuurundaydı. İlk defa Sultan Orhan döneminde başlayan ve I. Murad, Yıldırım Bayezid ve özellikle de II. Murad dönemlerinde kurulmuş olan eğitim kurumları bu anlayışın sonuçlarıdır.

Yükselme döneminin bânisi Sultan II. Mehmed (Fatih) dönemine gelindiğinde ise eğitim ve kültür faaliyetlerinde zirveye ulaşılmış; devletin yeni merkezi İstanbul, Doğulu ve Batılı âlimlerin akın ettiği bir bilim ve kültür merkezi hâlini almıştı. Fatih Sultan Mehmed'in gösterdiği şahsî alâkanın ve kurduğu eğitim kurumlarının tesiriyle müspet bilimler, matematik ve astronomi, felsefî ve ilmî düşünce gelişmişti. Bu çalışmaları ile Fatih, Osmanlı maarif teşkilâtının temellerini atmıştı.

Fatih'in Yetişme Şekli

Sultan II. Murad, oğlu Şehzade Mehmed'in yetişmesine büyük bir özen göstermiş ve devrin en meşhur hocalarını onun eğitimiyle görevlendirmişti. Manisa'ya sancak beyi olarak gönderilen şehzadenin yanında, başta büyük bir büyük mutasavvıf ve tıp alimi olan Akşemseddin ve Molla Gürani olmak üzere ilim, irfan, hikmet ve sanat erbabından oluşan seçkin bir hoca kadrosu vardı.

Sultan II. Mehmed; şehzadelik döneminde hocalarının refakatinde bilgisini genişletmiş, felsefe ve matematik okumuş, Arapça ve Farsçayı ana dili gibi öğrenmişti. Aynı zamanda Lâtince, Yunanca, Sırpça öğrenmişti. Tarih, coğrafya ve askerlik bilgisini de fevkalâde ilerletmiş olan şehzade, bir yandan da dünya cihangirlerinin hayatlarını dikkatle tetkik ederek her birinin doğru ve yanlış taraflarını anlamaya çalışmıştı.

İstanbul'un Fethi

Fetih yaklaşırken Sultan Mehmed, önündeki surların o günün teknolojisiyle yıkılmasının neredeyse imkansız olduğunu biliyor ve çok sıkılıyordu. Top döküm ustası Macar Urban imdadına yetişti. Fatih Urban için; 'Hıristiyan'dır, bizden değildir, kafirdir' demedi. Teknolojiye ulaşma uğruna hazineyi önüne serip, emrine yüzlerce işçi verdi.

İstanbul'un fethi esnasında; Donanmanın karadan yürütülmesi, hesaplamalarını bizzat Fatih'in yaptığı dik mermi yollu  silahların (havan) kullanılması, atış esnasında çok ısınan ağır topların soğutulmasında zeytinyağından yaralanılması gibi o çağın teknolojik yenilikleri kullanıldı.

Sonrası malum, ayrıntıları tarih kitaplarında okuyabilirsiniz. Ama özetle; bilim, teknoloji ve akıl, köhnemiş Bizans zihniyetine galip geldi, İstanbul alındı.

Fetih Sonrası

Fatih İstanbul'u aldığında, burada gelişmiş bir bilim hayatı yoktu. Uluğ Bey döneminde Bursalı Kadızâde'nin öğrencisi olarak yetişmiş olan matematikçi ve astronom Ali Kuşçu'yu Semerkant'tan İstanbul'a davet etti. O zamana değin Osmanlılar'ın en büyük külliyesi olan (Cami, Tetimme ve Semaniye medreseleri, kütüphaneler, hamamlar, Darüşşifa, ve imarethaneden oluşan) Fatih Medresesi'ni kurdurdu.

Sultan Mehmet, caminin kuzey ve güneyine iki sıra halinde sekizer yapıdan meydana getirdiği Semaniye medreselerinde sekiz ayrı müderrisin ders okutmasını istedi. Bunların arkasına da, yüksek derecede öğretim kurumu olan Semaniye'ye öğrenci yetiştirmek amacı ile de Tetimme medreselerini yaptırdı. Medreselerin yapımında Veziriazam Mehmet Paşa'yı derslerin düzenlenmesinde Molla Hüsrev ile Ali Kuşçu'yu görevlendirdi. Ayrıca, bu okulların eğitim programını yeni düzenlemelere tâbi tuttu ve kendisi de buraya imtihanla girdi.

İlk olarak İznik'te Sultan Orhan'ın temellerini attığı Osmanlı medreselerinin bugünkü manada ilk yüksek öğrenim kurumları olarak daha sistemli hâle gelmesi bu şekilde oldu.

Cami, Tetimme ve Sahn-ı Seman'ın ayrı birer kütüphanesi vardı. Bilimin ve kütüphanelerin gelişmesini isteyen Fatih kendisinin zengin kütüphanesinden bu kütüphanelere kitap gönderiyordu. Külliyenin Ali Kuşçu ve Molla Hüsrev tarafından hazırlanmış olan müfredatında, onun temayülleri doğrultusunda aritmetik, geometri, astronomi gibi bilim dallarına daha çok yer verildi. (1, 2)

Bu sırada Fatih birçok Bizanslı ve İtalyan danışman kullanıyordu. İtalyanca hocası Ancona'lı Ciriaco ile 1526 yıllarına kadar yaşayan meşhur İtalyan tarihçisi Giovanni Maria Angioello bunlardandır.

Fatih, 1460'lı yıllardan ölümüne kadar birçok sanatçıyı da sarayına davet etmiştir. Pisanello'nun öğrencilerinden madalyon ustaları Matteo ile Constanzo da Ferrara, Venedikli ressam Gentile Bellini bunlardan bazılarıdır. 1479'da İstanbul'a gelen ve 18 ay kalan Bellini, sarayda padişahın ve yakınlarının portreleri de dahil olmak üzere pek çok resim yapmış, Fatih'in sarayda kendisi için yaptırdığı bir bölümü fresklerle bezemiştir.

Fatih'in Tevazusu

Fatih, fetihten sonra Beyazıt'ta bugün üniversite merkez binasının bulunduğu yerde bir saray (Eski Saray) yaptırdı ve bir süre orada oturdu. Bilâhare, 1468'de, bugünkü Topkapı Sarayı'na çekirdek teşkil edecek ilk yapıların inşasına başlandı.

Fatih, Topkapı'ya 1479'da geçti. Adı köşk olan bu yapı aslında tek bir odadan ibaretti. Fatih'in bu tevazu ve sadeliği dört yüz yıl boyunca devam ettirilmiştir. Her padişah tek bir oda yaptırmış; bu odalar, çalışma ve okuma odası gibi bir fonksiyon görmüştür. Kanunî'den II. Mahmud'a kadar bütün padişahlar elçileri Fatih'in kullandığı aynı Arz Odası'nda kabul etmişlerdir. Üçyüz sene saltanat makamı değişmeyen bir koca devlettir Osmanlı!

Mimarî olarak çok sade bir yapı olan Topkapı'nın en önemli özelliklerinden birisi, birçok tarihçinin de belirttiği gibi, mimarinin insanı aşmaması ve korkutmaması olmuştur. Saray, buraya gelen elçileri ve yabancıları mimarisiyle değil, insanıyla etkilemiştir.

Fatih'in bilimsel çalışmaları

Sultan Fatih özellikle 1465 yılını, seferlerine ara verip yaklaşık bir yıl kadar yeni yaptırdığı Topkapı Sarayında yoğun bir entelektüel faaliyetle geçirir. Bunlardan en belirgin olanı Batlamyus'un (İskenderiyeli Cladius Ptolemios) MS II. yy da yazdığı Geografia adlı coğrafya eserini Türkçeye çevirtmesidir. Bu eseri çevirtmek için Trabzonlu Rum bilgin, -ki kendisi aynı zamanda Fatih'in sadrazamı Mahmut Paşanın kuzeniydi- Georgios Amiroutzes'i saraya çağırtır. Bu bilginden fizik, din, matematik, stoacılık (Felsefe) dersleri alır. Amiroutzes, Batlamyus'un kitabını çevirir ve kitaptaki parçalar halinde yer alan haritaları birleştirerek Fatih'e sunar. Fatih'in tüm yaz boyunca bu eseri incelediği ve eserin Arapça çevirisinin yapılarak çoğaltılması için Amiroutzes'e yüklü miktarda para verdiğini tarihçilerden öğreniyoruz. 

Yine aynı sene Batlamyus'un diğer bir eseri olan Almagest'i çevirmesi için Trabzon'dan gitme bir Giritli olan Georgios Trapezintios'u İstanbul'a davet eder. Trapezintios, Roma'dan himayesinde çalıştığı kardinalin özel izniyle İstanbul'a gelir ve burada bir yıl kalarak eseri Yunancadan Latinceye çevirir. Trapezintios, elbette sadece çeviri yapmamış, Sultanla din, Roma'daki sosyal hayat, felsefe gibi birçok konuda sohbetler etmiştir.

Sonuç

Bir Fatih'in bilim ve sanata verdiği değere bakın, bir de günümüze. 04-06 yaşından itibaren çocukların eğitiminin neredeyse tümünü Diyanet İşleri Başkanlığına bırakmış bir hükümet, geleceği inşa edebilir mi? Çağımızın istediği gençlik, anlamını bile bilmeden sadece Kur'an'ı ezberlemiş olan hafızlar, mollalar mıdır? Sultan II. Mehmed, çağın teknolojisi yerine sadece din alimleriyle çalışsaydı Fatih olabilir miydi?

Çok övünürler ya hani, Evlad-ı Fatihan (Fatih'in nesli) olmakla, elinizi vicdanınıza koyun ve şu sorulara yanıt verin:

"Mustafa Kemal Atatürk'ün; 'Dünya'da her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir.' sözünü kendine düstur edinmiş bir gençlik mi Fatih'in neslidir, yoksa bunlar mı?"

"Ankara'nın çorak arazisini zamanın teknolojisini kullanarak örnek bir tarım ve orman alanı yapan mı, yoksa bu araziyi ve ormanı yok ederek kendisine saray yaptıranlar mı, 'Yaş kesenin başını keserim' diyen Fatih'in neslidir?"

"Sanatın içine tükürüp, ucube deyip aşağılayanlar mı, yoksa 'Cumhurbaşkanı bile olabilirsiniz ama, sanatçı olamazsınız' diyen Atatürk mü, İtalya'dan ressam getirtip resmini yaptıran Fatih'in neslidir?"

"Soruları şifreleyip yandaşlara dağıtan ve hafızları sınavsız liseye alanlar, Sultan olduğu halde kendi yaptırdığı üniversiteye sınavla giren Fatih'in nesli olabilir mi?"

"Geometri kitabı yazan, bilimsel eğitimin önünü açan Atatürk mü, yoksa genç dimağları matematik, fizik, felsefe gibi bilimlerden uzak tutanlar mı, Ali Kuşçu'yu Semerkant'tan getirten Fatih'e daha layıktır?"

"Atatürk'ten yadigar olduğu için Çankaya Köşkü'nü kasvetli bulanlar, üç yüzyıl aynı Arz Odası'nı kullanan Osmanlı'ya layık olabilir mi?"

Siz; Fatih'in ilim, sanat ve yetişme tarzını anlamadan bırakın Evlad-ı Fatihan olmayı,  tırnağı olamazsınız kardeşim!

 

İZMİR, 27 Ağustos 2014.

 

(1) Uzunçarşılı, İ.H., (1988) - Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı. TTK Yayınları, VIII. Dizi, Ankara.

(2) Tekeli, İ. ve İlkin, S., (1993) - Osmanlı İmparatorluğu'nda Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Oluşumu ve Dönüşümü. TTK Yayınları, VII. Dizi, Ankara.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yan baktı diye sadrazamını ve kardeşlerini katleden anlayışa sıcak bakmıyorum. Fatih değerli bir insandı. Ancak Türkmenlikten ve Alevilikten uzaklaşarak Osmanlının sonunu hazırlayan padişahlardan biriydi. Onun ve diğerlerinin zamanında Osmanlı önce Bizanslaştı, sonra Araplaştı ve Sünnileşti. Dil bozuldu. Hayal gücü -ki insanın en önemli özelliklerinden biridir- sıfıra indi ve bugüne geldik. Saygılar.

Mehmet Sinan Gür 
 26.05.2016 17:51
Cevap :
Tespitlerinizde haklı olabilirsiniz Mehmet Bey, ben bu yazımda Fatih'in en azından bilime ve sanata bakışını bir nebze inceledim. Yoksa Fatih dönemini tüm yönleriyle incelemek ve yorumlamak, çok boyutlu ve geniş hacimli bir iştir diye düşünüyorum. Saygıyla  27.05.2016 17:55
 

EVLAD-I FATİHAN için Wikipedia'nın verdiği tanım: "Osmanlı İmparatorluğu’nda Balkanlar’ın fethine katılan beylerin, fatihlerin soyundan gelenlere verilen addır. O dönemden bugüne kadar Balkan Türkleri için bu tabir de kullanılır." Sizin ki de çok yanlış olmamakla birlikte bunu da vermeyi uygun buldum. MAKALENİZ, bir başvuru kaynağı niteliğinde... Tebrik ederim. Twitter'da ve Facebook'ta paylaşıyorum. Tavsiye ediyorum, öneriyorum. Emeğinize sağlık. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 31.08.2014 9:25
Cevap :
İsmail Bey, hem katkınız hem de güzel sözleriniz için çok teşekkürler. Saygıyla  01.09.2014 0:21
 

Açıklamalarınız zaten çok değerli ama yazınızın sonunda yer alan o sorularınız öyle güzel ve çarpıcı ki, bizzat bir gazetecinin, bir açık oturumda bu soruları direkt onlara sormalarını ve yüzlerinin aldığı hâl ile birlikte beden dillerini izleyip, yanıtlarını duymayı çok isterdim doğrusu. Ama nerde tabii o yürekli gazeteci?!:)(:! Çünkü o yürekte bir gazeteci çıksa ya da varsa bile zaten nerde bu sorulara yanıt verebilecek yürek, izan, dürüstlük, iyi niyet ve demokratik ruh!! Hele de son cümleniz, izin verin ben de imzamı atayım, yürekten katılıyorum. Selamlar, saygılar...

Filiz Alev 
 28.08.2014 0:31
Cevap :
Filiz Hanım, beni çok mutlu eden ve bundan sonraki yazılar için yüreklendiren yorumunuz için çok teşekkür ederim. Saygıyla  28.08.2014 1:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 159
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1254
Kayıt tarihi
: 19.06.12
 
 

1963 yılında Balıkesir'in şirin ilçesi Erdek'te doğdum. Yüksek lisans eğitimimi Dokuz Eylül Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster