Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
891
 

Fatih Terim, Sabri ve Batuhan

Fatih Terim, Sabri ve Batuhan
 

İnönü'deki maçta tribünler kırmızı beyaza boyandı.


1-1 berabere bitirdiğimiz Belçika maçı sonrası yazımızı “Son dönemlerde dikkat çekici bir grafik çizen Bosna'yı da evimizde yenemezsek işte o an başımıza büyük bir dert açtık demektir.” cümlesiyle bitirmiştik. Açıkçası İstanbul İnönü Stadındaki maçta başımıza dert açmaya ramak kala büyük bir uyanışın altına imza atarak maçı kazanmayı bildik. Böylelikle Estonya deplasmanına da öz güven içerisinde çıkma fırsatı yakaladık.

2-1'lik galibiyetimizle sona eren maçı iki bölüm olarak değerlendirmek gerekiyor. Şahsi fikrim bu bölümlerin “Batuhan'lı takım” ve “Batuhan'sız takım” olarak ayrılması gerektiği yönünde. Maça 4-4-2 dizilişinde başlayan Fatih Terim, hem Aurelio'nun hem de Ayhan'ın top kesebilen ve top yapabilen oyuncular olmasına güvenerek, santrfor arkası tercihi yapmadı. Zaman zaman Arda'nın serbest adam gibi dolaşmasıyla organizasyon sıkıntısının yaşanmaması amaçlanmıştı. Futbol kamuoyu uzun süre “Türk Milli Takımı'nın Hakan Şükür'süz oynamayı öğrenmesi gerekiyor.” şeklinde bir görüşe sahipti. Bosna maçı gösterdi ki, Hakan Şükür'süz oynamayı öğrenmişiz ama bu zaman zarfında Hakan Şükür'le oynamayı da unutmuşuz. Fatih Terim sakatlıklardan dolayı maçın kilidini duran topların çözebileceğini düşünmüş ve belki de bu sebeple Batuhan'ı ilk on birde sahaya sürmüştü. 90 dakika sonunda gelen gollere bakarsak, gerçekten de duran toplar oyun içinde etken oldu. Peki, biz Batuhan'ı kullanabildik mi? Kesinlikle hayır. Genç golcü 38 dakika sahada kaldı ama millilerimiz topu onun hakimiyet bölgesine (kafasına) yalnızca bir kez o da 30.dakikada ulaştırabildiler. Geri kalanı amaçsız şişirmeler. Hal böyleyken maçı yorumlayanların Batuhan'a yönelik eleştirilerinde biraz da olsa kantarın topuzunu kaçırmalarının mantıkla bağdaşır bir tarafı yoktu. Yoksa Batuhan'dan 86 Dünya Kupasında Maradona'nın neredeyse bütün İngiliz takımını çalımlayarak attığı golü mü bekliyorduk? Hatırlayacaksınız, Belçika maçının günah keçisi de bir başka genç oyuncu Çağlar Birinci olmuştu. Çağlar acaba bu maçı nasıl bir psikolojiyle izledi?

Bosna takımı defansta 3'lü gibi dizildi ama kanat oyuncularını savunmaya çakarak maçın büyük kısmını 5-4-1 gibi oynadı. Bu da onlara ilk yarıdaki şişirme topları toplayarak oyunu kontrol etme fırsatı doğurdu. 26'da en büyük hastalığımız nüksedip duran toptan golü yiyince Bosna'nın oyun stratejisi de taçlanmış oldu. 38.dakika aynı zamanda maçın da dönüm noktası sayılabilir. Sakatlanan Batuhan'ın yerine Nuri'yi sahaya süren Fatih Terim, bu hamlesiyle santrfor sayısını bire indirmiş gibi gözüküp tepki çekti ama onun amacı hücumda 4-3-3'e dönmekti. İlk yarının kalan 7 dakikasıyla birlikte ikinci yarının büyük bölümü millilerimizin ofansif etkinliğine sahne oldu. Bunun sebebi olarak defansta kalabalık gözüküp, savunma ile en uçtaki Dzeko arasındaki mesafeyi kısa tutan Bosna'nın derinlik anlayışındaki zaafları gösterilebilir. Fatih Terim buradan hareketle Mevlüt'ü hedef santrfor gibi kullanıp sağdan Kazım'ı soldan ise Arda'yı gol bölgesine sokunca ilk yarıda kale gibi duran Bosna defansının sallanmaya başladığını gördük. Eğer defansınıza derinlik kazandıramazsanız bir oyuncunun çalım yemesi tüm hattı oyundan düşürebilir ki, Bosna bize karşı bunun acısını çekti. Üstelik Kazım ve Arda'nın içe kat etmesiyle Sabri ve Hakan'ın bindirmeleri çok daha etkili oldu. Tüm bu gelişmelerde imzası olan Fatih Terim'in klasını konuşturarak maça ağırlığını koyduğunu söylemek hiç de yanlış bir tespit olmaz. Takımını A planından B planına hiç aksamadan ve başarıyla geçiren Terim, bu bakımdan alkışı hak etti. “Bizce formsuz olduğunda” hocayı nasıl eleştiriyorsak, böyle bir performanstan sonra da övgüde cimri olmamak gerektiğini düşünüyorum.

Son paragrafı bence maçın yıldızı olan Sabri'ye ayırmak gerek. Hem A planında hem de B planında takımın en hareketli ve en çok çalışan oyuncusu olmayı başaran Sabri, millilerimizin attığı gollerde pay sahibi olduğu gibi defansta da çok kritik müdahalelere imza attı. Maça 3-5-2 gibi başlayan rakipti ama Sabri belki de Bosna'lı kanat oyuncularının toplamından fazla kilometre yaptı. Bir de oyun içinde zaman zaman gösterdiği motivasyon kaybını en aza indirgeyip hakemlerle daha az diyaloğa girse işte o zaman sağ kanattan yana hiç başımız ağrımayacak. Dünya üzerinde bugünkü Sabri ve geçen sezonki Gökhan Gönül gibi iki sağ beke sahip olmak için dişini kıracak milli takım çalıştırıcıları var.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bosna Hersek maçının güzel bir analizini yapmışsınız, elinize sağlık. Ancak Fatih Terim ile ilgili tespitinize katılmak mümkün değil. Evet, A planından B planına geçiş bence de maçın dönüm noktası olmuştur, buna bende katılıyorum. Ancak ne var Fatih Terim A planıyla başladığı için bence çok hatalı davranmıştır. Batuhan'ın sakatlanması onun adına bir talihsizliktir ama milli takım adına da büyük bir şanstır. Çünkün ancak ondan sonra ve mecburen B planına geçilmiştir. İyi teknik direktör neyin olup neyin olamayacağını önceden bilen teknik direktördür. A planıda tutmadığına göre Fatih Terim bence hiç bir övgüyü hak etmemiştir. Terim yatsın kalksın Sabri'ye dua etsin yoksa Bosna Hersek'in attığı gol sayısının 3 e çıkması işten bile değildi. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 12.10.2008 9:23
Cevap :
Sayın Matilla, Biz ikinci yarıda attığımız gollerle maçı çevirdik. Batuhan Sağlam olsa da Fatih Terim ikinci yarıda B planına geçecekti. Yani "Batuhan iyi ki sakatlandı" diyenler 8 dakikanın muhabbetini yapıyorlar. Bizim spor basını biraz böyle. Biri ne derse herkes arkasından gidiyor.  12.10.2008 12:41
 

4lü dfans daha uygun. Dünyada 3lü defans pek tutmuyor. Karşı taraf 2 şi gelse bile aradan sızıp gol atabilir. Onun için riskli bir oyun seçimi bence.saygılar...

Selim Bayraktar 
 12.10.2008 0:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 235
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 716
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Yazar 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Tüm eğitim ve öğretim hayatını burada tamamlayarak, 1999 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster