Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
599
 

Fatih ve fetih

Fatih ve fetih
 

Stratejik açıdan bakıldığında, medeniyetlerin merkezi olarak kabul edilen coğrafyanın kilidi olan ve boğazların anahtarı sayılan İstanbul, büyük ülküler peşinde koşan Osmanlı Türkleri için mutlaka fethedilmesi gereken yerlerin başında gelmekteydi.

“Konstantiniye mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne mutlu, onu fetheden asker ne güzel askerdir”. Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vessellem) Müslüman asker ve komutanlara yol gösteren bu mübarek hadisine mazhar olmak için başta muhteşem sahabe kadrosu olmak üzere bütün Türk hakanları, İstanbul’un fethedilmesini başlıca hedefleri olarak görmüşlerdi. İstanbul’u fethettikten sonra “Fatih” unvanını alan 7. Osmanlı padişahı Sultan II. Mehmet Han’ın (Allah ondan razı olsun) 1453 yılındaki kuşatmasına kadar İstanbul 12 defa Müslümanlar tarafından muhasara edilmiş, ancak fethedilememiş-tir.

Peygamberimizin (sav) övdüğü kumandan ve asker olabilmek arzusuyla Bizans surlarını kuşatmaya alan Müslümanların ilk fetih hareketi, Halife Hazreti Osman (radiyallahu anh) döneminde Hicretin 34. yılında (Miladi 655) Dımaşk (Şam) valisi Muaviye’nin kumandasında başlamıştır. 15 yıl sonra ikinci defa kuşatılan Doğu Roma başkentinin surları önünde, yaşı 80 olan büyük sahabe Eyyubi’l Ensari’de (r.a.) bulunmaktaydı. Kuşatma sırasında şehadet şerbetini içen Eyüp Sultan’ın kabri 8 asır sonra Fatih Sultan Mehmet ve hocası Akşemseddin (r.a.) tarafından keşif yolu ile ortaya çıkarılacaktır.

3 ve 4. kuşatmalar da Emeviler döneminde yapılmış, ancak bir netice elde edilememiştir. En uzun süren kuşatma 3. kuşatma olup, 7 yıl aralıksız devam etmiş, bu savaşlar sırasında binlerce İslam askeri ve pek çok sahabe şehit düşmüş, bu mübarek şehitler, 8 yüzyıl sonra İstanbul’u fethedecek olan Türk askerine, ruhaniyetleri ile destek olmuşlardır. Müslüman Arapların İstanbul’a karşı yapılan son fütuhat hamlesi, Abbasi halifesi Mehdi döneminde (M. 782) geleceğin meşhur hükümdarı Harun Reşit komutasındaki ordu ile yapılır. Müslümanları İzmit yakınlarında karşılayan Bizans ordusu buradaki savaşta yenilir, daha sonra İstanbul surları çevresinde de muharebe devam eder, ancak fetih gerçekleşemez.

Osmanlılar dönemindeki gazaların başlıca hedefi de, İstanbul etrafındaki Bizans kalelerinin ele geçirilmesinden sonra Doğu Roma’nın kalbiydi. En büyük saldırılar Yıldırım Bayezid döneminde yapılmış, İstanbul surları bu devirde 4 defa kuşatmaya alınmıştır. Yıldırım’dan oldukça çekinen imparator, padişahın emri üzerine İstanbul içerisinde Türk mahallesi ve bir cami inşa ederek Osmanlıya hoş görünmeye çalışmış, ancak, Yıldırım Bayezid 1402 Ankara savaşında nursuz Timur önünde mağlup olunca buradaki Türklerin tamamını katletmiştir.

Musa Çelebi ve Sultan II. Murat döneminde de İstanbul surları sonuçsuz kalan muhasaralara sahne olur. İkinci Murat’ın 1422 yılındaki kuşatmasına, devrin büyük evliyalarından olan Emir Sultan’da dervişleriyle birlikte orduya katılarak çarpışmalara katılmıştır. Osmanlı öncesinde de Selçuklular ve Sultan Alp Arslan İstanbul’u fethetmeyi düşünmüş, fakat Malazgirt zaferinden bir yıl sonra Alp Arslan’ın şehit edilmesi ve üst üste gelen Haçlı Seferleri, Selçukluların bu yöndeki faaliyetlerini engellemiştir.

Miladi 5. yüzyılın başlarında Avrupa’yı kasıp kavuran Hun Türkleri de Balkanların tamamını ele geçirdikten sonra İstanbul önüne gelirler. İstanbul’u alamayan Hunlular, atlarının üstünde boğazı geçerek Anadolu tarafına ulaşırlar ve buradan da Kafkasya yoluyla kendi yurtlarına dönerler. İslam öncesinde Avrupa üzerine akınlar yapan Avar ve Peçenek Türkleri de, birkaç defa şehri almaya teşebbüs etmişlerdir.

Osmanlılar, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun başkenti olan Konstantinopol’ü kolayca elde edebilmek amacıyla, öncelikle Marmara Denizi çevresindeki bütün kale ve şehirleri ele geçirdikten sonra Bizans’a yardım gelmemesi için Çanakkale Boğazı ve çevresinde de mutlak hâkimiyet kurmuşlardır. Türkler tarafından dört etrafı çevrilen Bizans, muhteşem yükseklikte ve sağlamlıktaki surlarına güveniyor, Hıristiyan Avrupa’nın kendisini yalnız bırakmayacağına inanıyordu. Günümüzde uzunluğu 22 kilometreye düşen surların boyu ve uzunluğu fetih döneminde daha yüksek durumdaydı ve surların içinde 100’den fazla bir bölük askeri barındırabilecek kışlalar bulunmaktaydı.

Çevresi tamamen Türkler tarafından ele geçirilen Konstantinapol, aynı zamanda Hıristiyanlığın merkezi olarak kabul edildiğinden Avrupalı devletler için hassasiyet arz etmekteydi. Osmanlıların harekete geçtiğini öğrenen papalık, 4 savaş gemisini Bizans’a yardım etmesi amacıyla gönderir ve bütün kiliselerde de Hıristiyanların galip gelmesi için dua edilerek çan çalınmasını emreder.

2 Nisan 1453 sabahı, Akıncı birliklerinin İstanbul kapılarını dış merkezlere bağlayan güzergâhlar üstündeki Bizans karakollarını fiilen ele geçirmesiyle kuşatma başlar. 6 Nisan günü Fatih Sultan Mehmet Han, şimdiki adı Topkapı surları olan Aziz Romanüs Kapısı önüne gelerek kumandanlarından son durum hakkında bilgi alır ve aynı gün surlar top ateşiyle dövülür. Devam eden günlerde Türk birlikleri ile Bizanslılar arasında Haliç tarafı ile sur diplerinde şiddetli çarpışmalar yaşanır.

12 Nisan sabahı Haliç ağzında Türk ve Bizans savaş gemileri arasında savaş meydana gelir. Aynı gün havan topu ateşiyle bir Bizans gemisi batırılır. Fatih tarafından icat edilen havan topu ilk defa İstanbul’un fethinde kullanılmış, bu vesileyle batırılan Bizans gemisi de, dünya tarihinde havan topu ile batırılan ilk savaş gemisi unvanını kazanmıştır. 18 Nisan sabahı başlayan şiddetli taarruz sonucunda Türkler surlara çıkmaya muvaffak olmuşlarsa da, Bizanslılar tarafından üzerlerine dökülen kazanlar dolusu, bugün bile nasıl yapıldığı bilinmeyen ve adına Rum Ateşi denilen kızgın yağın etkisiyle binden fazla Osmanlı askeri şehit düşer.

22 Nisan gününe uyanan Bizanslılar, Haliç’in boydan boya zincirlerle kapatılmış olmasına rağmen, 70 adet Türk savaş gemisinin dağlardan aşarak Haliç’e indiğini gördüğünde savaşın akıbetinin nasıl olacağını kestirmeye başlamışlardı. Bizans surları top ateşiyle sarsılmaya başladığında, deniz üzerindeki hâkimiyet Osmanlılara geçmişti.

1453 yılı Mayıs ayı başlarında Türk kuvvetleri Bayrampaşa, Edirnekapı ve Tekfursarayı istikametlerinden surlara yönelik büyük saldırılara geçer, ancak netice alınamaz. Osmanlı topçusunun ateşiyle surlarda açılan gedikler, Bizanslılar tarafından kısa süre içerisinde kapatıldığından, Osmanlıların ani bir taarruz ile açılan gediklerden girerek şehri ele geçirme hesapları işlemez hale gelir.

26 Mayıs günü Avrupalı devletler tarafından teşkil edilen büyük bir donanmanın Bizans’a yardım için yola çıktığı, ayrıca karadan da yardıma gelindiği haberlerinin Osmanlı karargâhına ulaşması üzerine paşalarını toplayan Sultan Fatih, bu ölüm kalım vaziyeti hakkında topyekûn saldırıya karar vererek komutanları askerlerin başına gönderir.

Osmanlı ordusunda yer alan evliyalar, âlimler, dervişler, fakihler ve imamlar asker arasında dolaşarak Kur’an-ı hâkimden sureler okuyor, vaaz ediyor ve Allah yolunda toprağa düşeceklerin şehit olacaklarını müjdeliyorlardı. 27 ve 28 Mayıs günleri askere moral verilmesi ve surların toplarla dövülmesi ile tamamlandı. 28 Mayısı 29 gününe bağlayan gece Türkler, Peygamber Efendimizin (sav) Mekke’yi fethettiği gece yaptığı gibi surların etrafında her askerin elinde bir mum veya meşale yakılarak her taraf aydınlatıldı ve o gece Türk askeri sabaha kadar tekbir ve salâvat getirdi, mehter dinledi.

29 Mayıs sabahı Bizans, gün ışıyana kadar devam eden tekbir ve ilahi seslerinden dolayı büyük korkuya kapıldığından, nefesini tutmuş olacakları bekliyordu. Sabah erkenden savaş düzenine geçen Osmanlı ordusu, Fatih’in “hücum” emri üzerine Allah Allah sesleriyle birlikte şimşek misali saldırıya geçti. Mehterin çaldığı Hücum Marşı Türk askerinin moralini oldukça yükseltmişti, hiç durmadan çalan 70 davul, 100 zurna, toplam 300 kişiden oluşan Mehteran Bölüğü Bizans’a ise korku salmıştı. Dalga gibi gelen Osmanlı birliklerinin öncüleri ve akıncılar, hemen şehit olmayı dilediklerinden, merdivenlerle surlara tırmanmaya ve top mermilerinin surlarda açtığı gediklerden içeri korkusuz bir şekilde girerek Bizanslılarla çarpışmaya başlamışlardı.

Kasırga misali esen Türk akınları sonunda, merdivenle sura tırmanan yeniçeri kuvvetleri, Bizans surları üzerinde göğüs göğse yapılan mücadelelere girişmişler, Ulubatlı Hasan adındaki Osmanlı neferi tarafından burçların en üst kulesine dikilen şanlı Türk bayrağını gören diğer askerler de, büyük bir coşku ve heyecanla tekbir getirerek şehir kapısından içeri girmeye başlamışlardı.

Türklerin hakanı ve Müslümanların koruyucusu Sultan II. Mehmet Han, bu zaferinden sonra dost düşman herkes tarafından kabul edilen “Fatih” unvanı ile anılacak, Konstantinopol şehri ise “İslambol” diye bilinecek, zaman içerisinde halk ağzında “İstanbul” olarak değişime uğrayacaktır. Topkapı’dan şehre giren Fatih Sultan Mehmet Han, Hıristiyanlığın en kutsal mabedi olarak bilinen Ayasofya kilisesini camiye çevirip askerine Cuma namazı kıldıracak ve 1.250 yıldan beri devam eden Orta Çağ’ı tarihe gömecektir.

Yüce Allah’ın rahmeti bu mübarek toprakları bize yurt yapan kahraman ecdadımızın üzerine olsun.                         

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 63
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2730
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Ercişliyim. 2012 yılı içerisinde "Van Gölü Havzası ve Erciş Tarihi" 2015 yılında "Doğu ve Güneydo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster