Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '14

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
219
 

Fazıl Say'ı hissetmek...

Fazıl Say'ı hissetmek...
 

(Şu an… ‘SES’ çalıyor Fazıl SAY’dan… Okurken dinleyebilirsiniz.)

Evet… Fazıl SAY’ı hissettik 22 Nisan akşamı.
Sevgili SAY’ı görmek, dinlemek ve hissetmek o kadar güzel ve özel ki…

‘Hissetmek mi…? Peki ama nasıl?’ gibi soru cümleleri geziniyor olabilir zihninizde, anlatmaya çalışacağım.
Öncelikle, konser öncesindeki birkaç durumdan bahsetmek istiyorum.

Konser öncesi… ‘bilet serüveni’

22 Nisan Fazıl Say Resitali ile ilgili bilgi, günler öncesinden Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi(aas|sm)’nin sitesinde yer almıştı, bilet satışının 18 Nisan günü saat 11.00 başlayacağı detayı da. Bir önceki konsere -yoğun ilgi nedeniyle- bilet bulamadığım için, bu sefer tedbirli davranacağım kesindi.
18 Nisan sabahı erkenden çıktım yola. Saat 07.20 gibi aas|sm’ye vardığımda, bilet sırasının oluşmaya başladığını gördüm. Sırada 6. kişiydim. Huzur evinde yaşayan biri 83 diğeri 85 yaşında iki çok tatlı hanımın, benden önce, sıradaki yerlerini aldıklarını gördüm. İmrenilesi ve ‘dilerim, ben de onlar gibi dimdik ayakla olurum’ denilesi duruşları o kadar muhteşemdi ki! Beklerken Atatürk’ü ve devrimlerini, Türkiye’nin şu andaki durumunu, ülkemizin geleceğini konuştuk endişe, hüzün ve her şeye rağmen ‘ümit’ içinde. Ardından yanımızda getirdiğimiz kitapların sayfaları ile vakti ilerlettik. Ben bi’ ara izDSO’nun genel provasını izlemek için Büyük Salon’a geçtim.
Konuşmalar, kitap, müzik derken… bilet satışının başlamasına yakın sıralanmaya başladık. Sıra yaklaşık 300 kişiye ulaşmıştı.
Sistemdeki yoğunluk nedeniyle zamanında başlayamayan bilet satışı 15 dk. içinde, biletlerin 20. kişide tükenmesiyle, son buldu.
Tabi ki itirazlar oldu bilet alamayanlar tarafından. İsyan ettiler, hüsranla sonuçlanan bekleyişleri nedeniyle.
Azınlıktaki ‘bilet alan şanslılar’ ve ‘bir dahaki konsere artık’ diyenler eşliğinde serüven sona ermişti.

Bu sefer azınlıkta olan ‘şanslılar’dandım ve çok mutluydum tabi ki.

Ve… 22 Nisan

Fazıl SAY sahnedeydi ve alkışlarımız yükseldi salonda uzun uzun. SAY’ı alkışlamak bile o kadar güzel ki.
Programa baktığımızda, program da Fazıl SAY’dı.
‘Nietzsche ve Wagner, Op. 48’ eseri ile başlayan konserde, seslendirilen ikinci eser Dört Şehir Sonatı’ydı. Piyano ve Viyolensel Sonatı olan bu eserde, Fazı SAY bizi genç yetenek Dorukhan DORUK ile tanıştırdı. Sahneye çıkmadan önce sevgili DORUK hakkında kısaca bilgi verdi. ‘Katıldığı tüm yarışmalarda birincilik kazanan…’ vb. başarı cümlelerinin ardından Dorukhan DORUK sahneye çıktı ve performansıyla hepimizi mest etti.
En sevdiğim ve birbirine en çok yakıştırdığım enstrümanlar piyano ve viyolonseldir, benim. Dolayısıyla bu sonat ve Fazıl SAY ile Dorukhan DORUK’un muhteşem performansının yeri ayrıydı benim için.
Baladlar ile devam eden konser, Jazz Fantasies eserleri ile, ne yazık ki, son buldu.
Alkışlar… dinmeyen ve bitmeyen. Fazıl SAY, harika bir bis ile son noktayı koydu. Yine de ellerimiz durmak bilmedi, istemedi. Alkışladık, sesimizle de sevgimizi sunduk Fazıl SAY’a.
Biz 22 Nisan akşamı, sadece piyanist Fazıl SAY’ı alkışlamadık. Duruşunu, çizgisini, aydınlığını, yaptıklarını ve yapmak istediği daha birçok şeyi alkışladık. Vatandaş Fazıl’ı alkışladık, baba Fazıl’ı, dost Fazıl’ı; sesini ülkesi için yükselten, yükseltmekten sakınmayan ve korkmayan, ülkesini ve geleceğini korumak için çabalayan Fazıl’ı da alkışladık.

‘Fazıl SAY’ı hissetmek…

‘Hissetmek’…

Esas önemli olan nokta bu aslında, bence.

Anlatılmayıp yaşanacak bir durum aslında. Hatta ‘hissedilecek’…

Fazıl SAY o gün sahneye çıktı, her konserde olduğu gibi piyanonun başına geçti ve başladı notalara dokunmaya.
Duyduğumuz notalar Beethoven, Bach, Mozart, Shostakovich, Prokofiev, … gibi bestecilerden değildi.
Tuşlar eşliğinde yükselen notalar Fazıl SAY’ın bestelerindendi.
Eserlerde anıları vardı.
İz bırakan acıların yaşandığı Sivas vardı, o acının sesiydi yükselen. Doğduğu şehir Ankara vardı, memleketine ait hüzünleri. Anıları vardı, Hopa’daki bir düğüne ait. Bodrum vardı, keyifli sesleri ve çakırkeyf  geceleri barındıran.
Biricik kızı ‘Kumru’ vardı… kızına sevgisi, özlemi, şefkati ve belki söyleyemedikleri.
Aşık Veysel’e olan sevgisi de notalarına düşmüştü ‘Kara Toprak’ ile…
Peki ya Nazım… Nazım’ın yaşadıkları, mısralarının izleri ve bize hissettirdikleri. Fazı SAY notalarıyla anlattı bize Nazım’ı, isyanını, düşünceleriyle ve satırlarıyla Nazım’ı hep hissettiğini.
Sevgisini, duygusallığını, derinliğini sundu ‘Sevenlere Dair’ ile.
Günümüze eserleri, görüşleri ulaşmış; hala günümüze ışık tutan, değer katan besteciler, düşünürler ruhuna notalarla ilham sunmuştu Fazıl SAY’ın.
Kimi zaman onların hissettirdiklerini eserleştirmiş, kimi zaman da onların notalarını kendi hisleriyle birleştirip yeni bi’ ruha büründürmüştü.

Fazıl SAY, o akşam, eserleriyle kendi ruhunu açtı bize. Hislerini hissettirdi, bizim hislerimize de dokundu. Başka bir bestecinin hissiyle, anısıyla, notasıyla değil, kendi ruhu ve iç sesiyle bizimleydi.
Salonda yükselen notaların, hislerin, ruhun ete kemiğe bürünmüş haliydi ‘Fazıl SAY’! Fazıl SAY’ı en çok yaşadığımız konserdi, en çok hissettiğimiz.

Evet… Biz o akşam Fazıl SAY’ı sadece dinlemedik, hissettik! Kumru’nun babası, okuyan-sorgulayan, aşık olan, hüzünlenen, her şeye rağmen gülümseyen, eğlenen, anılarını yaşatan, iç sesini susturmayan Fazıl’ı hissettik o gün. Bizim gibi nefes alan, bu ülkede yaşayan‘birey Fazıl’ı hissettik, piyanist Fazıl SAY’ın tuşlara dokunuşuyla, iç sesinin ve ruhunun eseri besteleri eşliğinde. Fazıl SAY bize içini açtı, duygularını sundu, ruhunu ruhumuzla buluşturdu.

Bu durum ve dolayısıyla 22 Nisan akşamı o kadar özeldi ki… Kalbimizin ve zihnimizin ‘hiç unutamayacağımız zamanlar ve hisler’ sandığındaki yerini aldı.

Fazıl SAY…
Yeri her zaman başka ve değişmez.
Ruhumuza ruhuyla dokundu ve kalp kalemizi fethetti.
Mümkün değil artık… başka ‘dokunuş’a, başka ‘iç ses’e teslim olmamız.

Sevginin adı artık, sonsuz kere, ‘Fazıl SAY’!



Başak GÜZEL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sanatçılar düşündüklerimizi, duyumsadıklarımızı söyleyemediğimizde bunları sese, görüntüye, renklere, çizgilere, maddeye, sözcüklere dönüştüren insanlar olarak saygıyı sevgiyi hakediyorlar. Bazen tepki veriş tarzını yadırgasam da, sanatçı kimliğiyle Fazıl Say bizim gururumuzdur. Tüm dünya sanatçıları aslında sınırların ötesine taşarak tüm insanlığın zenginliği olarak kabul edilmeli. Nice konserlerde sevgi ve keyif almanız dileğiyle.

Güz Özlemi 
 26.04.2014 20:22
Cevap :
Sanat ve sanatçılarımız, her zaman, bizlerin sesi, sözü, nefesidir. Değindiğiniz gibi, saygı ve sevgi duyulası, dünyaya ve dünyamıza ışık tutan 'değerler'dir. Ülkemizde de, sanata ve sanatçılarımıza hak ettikleri gerçek değerin sunulması dileğiyle... Güzel yorumunuz ve ilginiz için çok teşekkürler. Sanat&Sevgiyle  29.04.2014 16:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 476
Kayıt tarihi
: 12.07.11
 
 

Yazan & Okuyan & Sorgulayan   Burç : Başak Yükselen burç : Koç İlk nefes: 22 Eylül 1983, Perşembe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster