Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Aralık '20

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
182
 

Felsefenin anası: "Hayret"

 

Felsefe ve “HAYRET”…

Bilgelik, hayretle başlar der Sokrates…

Hayret, Arapça kökenli bir kavram…

Türkçemize taşınan anlamıyla; şaşmayı, şaşkınlığı belirten bir duyguyu ve duygu halini ifade eden eylemin adı oluyor…

Bu duygu hali, hal ve hareketlerimize, mimiklerimize kadar yansır.

İlk kez gördüklerimiz, karşılaştıklarımız veya ilk kez öğrendiğimiz bilgiler karşısındaki tepkili şaşkınlığımızın adıdır hayret… Özellikle küçük çocukların gelişme sürecine şöyle bir bakınız veya gözlemleyiniz. İlk kez gördükleri duydukları karşısında duygusal hareketlenmelerine dikkat ederseniz; gözlerinin daha çok parladığını, ağızlarının daha çok açıldığını ve dudaklarının sündüğünü görürsünüz. Hayret duygusuna neden olan nesneye, eyleme doğru hareket etme veya kaçma-korkma- gibi bir davranışa yöneldiklerini de görürüz… Ağzı ayrık olmanın yolu da hayretten geçiyor olmalı…

İnsanoğlu çevresinde hayret ettiklerine karşı şaşkınlığı geçtikten sonra bir eylemde bulunur elbette… Şaşkınlığına aklıyla bir yorum getirmeye çalışır, yorum getiremiyorsa, araştırmaya, öğrenmeye yönlendirir kendini… Prof. Dr. Nevzat Tarhan, eğitim ve öğretimde   “Kişinin merak ve hayret duygusunu harekete geçirmek gerekir” der.

Platon’a göre felsefe, hayretten ve hayreti çözmek için yapılan zihin gayretinden doğmuştur. Bu gayret, İnsanoğlu’nun felsefe yapmasının yolunu açıyor… Felsefe; hayret ettiklerimize karşı, bir düşünsel eyleme geçiş halimizdir… “İçimizdeki, hayret duygusu, anlam ve anlamlandırma açlığımız bizi felsefeye yönelttiği gibi, bir şeyin doğruluğunu veya yanlışlığını gösterme çabamız da bizi doğal olarak felsefeyle buluşturur. Felsefe, bizim doğruyu bulmamızı, yanlışı ayırt etmemizi sağlayan sistematik bir düşünce yöntemi olarak fonksiyonelliğini gösterir. Felsefe, bilgisel merakımız yanı sıra, kişisel doyumumuza zevk ve ilham veren bir unsur olarak, büyüleyici, heyecan verici bir özellikte taşır.” ( Stanley,1996:9; Saruhan,2010:5)

Felsefenin anlamı bilgelik sevgisidir. Her ne kadar  "felsefe" kavramını ilk kullanan  Antik Yunan'dan Samoslu Pitagoras-Pisagor-(M. Ö 570–495) ise de; ilk felsefi anlamda düşünce eyleminin Pitagoros’tan yüz yıl önce Miletoslu –Didim- Thalesle (M.Ö 650–548) başladığı Felsefe tarihçileri tarafından kabul görür… Thales’in yaşadığı çağda her taraf tanrılarla doluydu. Tanrılar, insanların hayret ve merak duygularını esir alıyor gibiydi bir ölçüde… Mitoslar, insanların sorgulayıcı aklının sorularına da zaten yanıt veremez durumdaydı. Herakleitos(M.Ö 540-480), mitolojik düşüncenin ustaları sayılan Homeros ve Hesiodos gibileri, halkı uyutan masalcı aptallar olarak görüyordu. Mitosların egemen olduğu bu masal dünyasında kimse tanrıları, yaşamın anlamı nedir, ölüm nedir diye sorgulamıyor, aklını bu yönde kullanmaya cesaret ve akıl edemiyordu. Thales, aklını ve mantığını kullanarak,  hayret ve merak duygularının peşinden gidiyordu.  Kurduğu Miletos Okulu da bir ölçüde sorgulamanın merkeziydi. Thales, her şeyin kendisinden meydana geldiği, türediği şey (arkhe) nedir diye merak ediyor ve hep bu konuyu düşünüyordu. Thales’e göre, her şeyin kaynağı (arkhe) su idi. Felsefe tarihçileri, Thales’in her şeyin kendisinden meydana geldiği ana maddenin “su” olduğu düşüncesini ve bunu açıklamaya çalışmasını, mitoslardan-masallardan- kurtuluş ve akıl mantığın kullanışına-logos- geçiş olarak yorumlamışlar ve ilk felsefi düşüncenin Miletos Okulunda Thalesle başladığını kabul etmişlerdir…

Felsefe yapmak akıl sahibi olmayı ve aklını kullanmayı gerektirir… İnsan aklını besleyen, yönlendiren en önemli duygular hayret ve merak duygularıdır… Felsefe, insanın olduğu ve düşündüğü her yerde vardır… Felsefeyi en çok besleyen de “şüpheciliktir-kuşkuculuktur-

Felsefi düşüncenin yolunu açan hayret, merak ve kuşkuculuk toplumumuzda pek iyi karşılanmayan duygulardır. Bu duyguların dini zayıflatacağı da düşünülür. Bu yüzden İslam ülkelerinde felsefeye iyi gözle bakılmaz. Bizim ülkemizde olduğu gibi okullarımızda felsefe derslerine göstermelik olarak yer verilir. Bu da; İmam Gazali gibi aklı öteleyen bir durumdur… Bu da; İslam ülkelerinde bilimin geliş(e)memesinin bir nedenidir.

Siz öncelikle hayret, merak ve kuşkularınızın üzerine gidin, düşünün ve sorgulayın… Kalıplaşmış bilgilerden şüphe edin ve sorgulayın…

Çocuklarınızın hayret duygularına, merak ettiklerine öncelikle saygı gösterin, düşünmesinin yolunu açacak ipuçları verin… Felsefe yapmasını sağlayın… Çocuklara yönelik felsefe kitaplarından yararlanın…

Felsefe yapmanın yolu olarak “hayret” duygusundan başladık, felsefeye bir “merak” uyandıra bildik mi bilmem.  Bilimin, bilimselliğin ve felsefi düşüncenin diğer bir yolu olan şüphecilikten- kuşkuculuktan biraz bahsettik…

Hayret ve merak etmeye, hayret ve merak etiklerinizin üzerine gitmeye devam edin…

Görüşmek üzere…

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O kadar güzel özetlemişsiniz ki...ben küçük yaşta bir çocuğun yüzlerce kitap okumasını doğru bulmuyorum örneğin, gözlemleyip deneyimleyerek öğrenmeli..Burnunu karıştıran çocuk örneği gibi, deneyimler hayrete düşer tadına bile bakar yadırgamayın ayıplamayın ki gelişsin...Sevgiyle kalın

jale kasap 
 29.12.2020 10:37
Cevap :
Mutlu yıllar dileklerimle, teşekkür ederim.  01.01.2021 21:22
 

Öyle hayretler yaşıyoruz ki! Donduk; Çözülür müyüz bilinmez. Selam ve saygılar. Canan

Canan Gökdemirel 
 26.12.2020 23:07
Cevap :
Sağlıklı ve mutlu yıllar dileğimle teşekkür ederim.  28.12.2020 13:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1410
Toplam yorum
: 1908
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1043
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster