Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
2710
 

Felsefik bir yazı

Felsefik bir yazı
 

''Tufandan sonra nuh, çifter çifter gemiden inen insanlara, bitkilere baktı. yorgun ama umutlu görünüyorlardı. herkes ve her şey aşağıya indiğinde, onları selâmete çıkaran gemiyi son bir kez dolaşmak istedi. kendi elleriyle diktiği ve kırk yılda büyüttüğü çınar ağacından yaptığı geminin güvertesinde dalgın dalgın dolaşırken, köşede tir tir titreyerek birbirlerine sarılmış bir dişi ile bir erkek gördü. ötekilere katılıp gemiden inmeye, bilmedikleri hayata yeniden başlamaya cesaret edemedikleri âşikardı. yaklaştığında bunların mana ile akıl olduklarını anladı. onları gemiye ne zaman aldığını hatırlamıyordu. dikkatlice baktığında, mananın kat kat kabaran eteklerinin altında kıpırdayan bir bebek olduğunu fark etti. henüz gözleri açılmamış bebeği kucağına aldı ve adını "felsefe" koydu. böylece felsefe, geçmişin felaketleri ile geleceğin vaatleri arasında ve her ikisine de değmeden yüzen bir gemide dünyaya gelen ilk ve son bebek oldu.''

Elif Şafak "Şehrin Aynaları"

Philo "sevgi",sophia "bilgi" Yunanca kelimelerin karışımı ile oluşmuştur.Felsefe, aslında kişinin düşünmesidir. Madem ki insanlar bir akla sahiptir, bunun doğal bir sonucu olarak da düşünürler. Her nekadar tarih boyunca "en çok düşünenler", eski Yunanlar olmuşlar ise de, sadece onlar düşünmemiştir. Batı'nın Aristo'su varsa ,doğunun da (Buda)Buddhaa'sı vardı.

Buddha sözcüğü Sanskritçe "uyanan" veya "aydınlanan" anlamına gelmektedir.Birçok ülkede Budizme inan varsa da bunlardan halkının yarısından fazlasının Budist olan ülkeler de vardır.(Tayland%94,Kamboçya%93,Moğolistan%93,Myanmar&90,Bhutan%74,Japonya%71,Sri Lanka%70,Laos%60).Bir din ve felsefi sistemin olarak Budizm kurucusu Buda'nın asıl adı Siddharta Gautama olup Hindistan'ın kuzeyinde yaşayan varlıklı Gautama kabilesinin oğludur.Tam tarihi bilinmemekle beraber M.Ö. 563'de doğup 80 yıl yaşamıştır.Buddha, açgözlülük ve cahilliğin ve öfkenin üzerinden gelmiş, dünyevi acılardan tamamıyla kurtulmuştur bunun sonucunda da Nirvana'ya( en üst mertebe) ulaşmıştır...

Felsefe'de asıl önemli olan soru sormaktır.Cevabın bulunup bulunmaması ikinci planda kalır.Mesela Buda felsefesinde ise, kişi "acı"larından arınması için, "isteklerinden" arınmalıdır.Batı felsefesinde ise soruyu sormak daha önemli olup bazen soruya verilen cevaplar da şaşırtıcı derecede doğrudur.Mesela maddenin atomdan oluştuğu sonucuna varılabilmiştir.Bunun bilimsel ispatı ise seneler sonrasında ispatlanmıştır.

Felsefenin tanımı "felsefe, din ile bilim arasında bir yeri tanimlar. din gibi kesin bilginin olmadigi seyler hakkinda spekulasyonlari icerirken bilim gibi gelenek veya devlet otoritesinden ziyade insan mantigina hitap eder." şeklindedir Bertrand Russel'e göre.Birçok kimse, felsefe hakkında birçok tanımlama yapsa da,özünde tek bir şeyin olduğunu kimse yadırgamaz:soru sormak

Soru sormak günümüzde önemlidir.Kişi eğer bu yetiyi kazanmışsa, sıradan olaylara farklı bir gözle bakmayı da bilecektir.Felsefe'nin "cevap verememesi"ndeki boşluğu ise bugün "bilim" doldurmaktadır.Hatta bilim, felsefe gibi soru sorup,felsefeden farklı olarak da cevap da bulmaktadır.Bu yüzden günümüzde,felsefenin üstlendiği tarihsel rol,bilim tarafından "kapılmıştır" demek yanlış olmaz sanırım.Ancak bugün, felsefenin pabucu da tam olarak dama atılmamıştır.

Bir benzetme yapacak olursak, felsefe "televizyonun icatı ile haberleri herkes televizyondan izleyecek dolayısıyla gazetelere gerek kalmayacak bu da gazetelerin pabucu dama atacak" kaygısının bilim ile olan benzerliğine sahip olup,bugün, ne felsefe'nin ne de gazete'nin pabucu dama atılmıştır.

Tarih buyunca,farklı kişiler farklı şeyler düşündüler ve farklı felsefik akımlar yarattılar.Kuşkusuz,bunlardan bazıları önemini zamanla yitirdi(modernizm),bazıların önemi sadece akımın çıktığı yıllarda önemli oldu (varoluşculuk),bazıları ise doğduğu günden bugüne kadar önemini korudu(budizm).

Önemini koruyanlardan ise,beni en çok etkileyen "diyalektik materyalizm" oldu.Marks ve Engels'in öncülük ettiği bu felsefe akımı temel alan, komünizm adı verilen bir rejime dönüştü.Benim hayretim ise burada başladı çünkü insanlık ilk defa sahip oldukları beynin ürettiği düşünceler sayesinde, kendi kendilerini yönetecek bir rejimi yoktan varettiler.

Bu yönetiliş biçiminin(rejimin) yoktan varolması, bir anlamda "insanlığın Tanrı'ya bir oyunu" idi.Çünkü insanlık, o ana kadar varolmayan, tamamen kendi düşüncelerinin ürünü olan bir yönetiliş biçimi ile insan topluluklarını yönetecekti.Ve bu düşüncenin temelinde,Tanrı'yı kabul etmemek,tüm insanları eşit saymak,ruhun olmadığını onun yerine maddenin esas olduğunu düşüncesi hakim olacaktı.

Peki büyük balığın küçük balığı yediği bir doğa sisteminde nasıl herkes birbirine eşit olabilirdi ki? Olamadı da zaten ve bu rejimin başına gelenler, bu rejmi amacından saptırttılar,bu rejmin yöneticileri rejmi"aşırı güç" kullanarak devam etmesini sağladılar, tamamen insana ait olan nedenlerle(hantal bürokrasi,teknolojinin halktan uzak olması,ekonomik sebepler vb.) yıkımını hazırladılar.Her ne kadar bu rejim yıkılmış olsa da, insanlar kafalarında tam olarak "yıkılmadı" farklı şekillere girerek varlığını sürdürüyor.

Ve sanırım,her ne kadar insanlık kendi düşünceleri sonucunda ortaya çıkmış felsefi bir akım temelli bir rejim yaratıp, güç sayesinde devam ettirdilerse de bir tek şeyi unuttular: Dörtdörtlük olan ve hata yapmayan Allah idi, insanlar değil.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 142
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 3519
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

İstanbul'da doğdum. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunuyum. Felsefe, sanat tarihi, müzik özel i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster