Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '12

 
Kategori
Futbol
 

Fenerbahçe Onur Karabudak ve Emre

Fenerbahçe sezonun en iyi oyununu oynadı. Sarı lacivertlilerin sezonun geneline oranla olumlu anlamda farklı olmalarının en önemli nedeni otuz dört haftalık periyotta vasat görüntüden kurtulamayan Mehmet, Gökhan ve Ziegler gibi isimlerin viteslerini bir dişli büyütmeleriydi. Christian, golü ve asisti ile takiminin en iyisi olurken Volkan maçtaki ilk ve tek ama bir o kadar da önemli kurtarışıyla rakibin umutlarını başlamadan söndürdü ve Sow, attığı gol ile maçın iki hafta önce olduğu gibi sarı lacivertliler adına türbülansa girmesini engelledi.

Takım halinde kayıplarda olan Trabzonspor, Fenerbahçe'nin sahayı istediği gibi parsellemesine, dilediğince paslaşmasına ve neticede pozisyonlara girmesine çanak tuttu. Ne savunmaya ne hücuma destek verebilen Colman, Zokora ikilisinin, kanatlardan hiç bir etkili atak geliştiremeyen Alanzinho ve Olcan’ın, istedikleri topları alamamakla birlikte rakip savunmayı rahatsız edecek hareketlerden de son derece uzak duran Burak ve Halil'in etkisiz oyunları bordo mavili taraftarların maç içerisinde en ufak bir umut sahibi olmalarına dahi engel olurken bu kötü tablo aslında iyi bir maç çıkaran Giray ve Mustafa'nın emeklerini de beyhudeleştirdi.

Velhasıl doksan dakika boyunca ev sahibi takım topa ve oyuna hâkim oldu, istediklerini sahaya yansıttı ve final maçlarına haklı bir galibiyet ile başladı; konuk ekip ise son haftalarındaki formsuzluğunu zirveye taşıdı, rakibi karşısında hiç bir varlık gösteremedi ve camiasını karamsarlığa sevk etti.

Fakat bir futbol maçında yaşanan bir olay nedeniyle canının derdine düşen biri olduğunda yukarıdaki detaylar, galibiyetler, mağlubiyetler ve dahi şampiyonluklar bir anda anlamını yitiriyor.

Hangimiz maça gitmedik? Hangimiz tuttuğumuz takımı bir camın arkasından ve bir yönetmenin izin verdiği kadarıyla değil de canlı canlı izlemek, hatta tezahüratlarımızla ona destek, oyuna da dâhil olmak için tribündeki yerimizi almadık?

Onur Karabudak bu anlamda herhangi birimizdi. O da birçoğumuz gibi sevdalısı olduğu renkler için yaşadığı şehirden kalkıp bin bir zorlukla stadının yolunu tutmuştu. Bir başka deyişle şu an onu hastane kapılarında canıyla uğraşmak, kendini bir cerraha teslim etmek zorunda bırakan o demir makara bizim de başımıza isabet etmiş, bizi anında yere sermiş ve kötü haberi alan ailemiz apar topar hastaneye koşmuş olabilirdi.  

Neyse ki bu yazı hazırlanırken Onur'dan iyi bir haber geldi, ameliyatının iyi geçtiği ve hayati tehlikesinin bulunmadığı söylendi; umarım okunurken de kendisi eski sağlığına hızla kavuşuyor olur.

Fakat bu olay bu kadar basit kapatılmamalı. Zira yaşanan trajedi bir güvenlik eksikliğinden kaynaklandı, hem de Türkiye'nin en modern statlarından birinde. Maçtan önce yapılmak istenen koreografi ister taraftarın isterse doğrudan kulübün çalışması olsun, ev sahibi yönetim yapılanlar ile ilgili her türlü kontrolü yapmak ve o stattaki herkesin sağlığını korumak için gerekeli tedbirleri almak zorunda.

Bugün İngiliz statlarının her açıdan son derece güvenli olmasının nedeni Hillsborough veya Heysel gibi geçmişte yaşanmış çok acı tecrübelerden çıkarılan dersler. Fakat bu bizim de aynı standartlara ulaşmamız için aynı acı tecrübeleri yasamamız gerektiği anlamına gelmiyor. Statlarımızın en az konforu ve modernliği kadar güvenliğine de önem vermeli, önlemlerimizi iş işten geçmeden almalı ve her şeyi anlamsızlaştıran yeni üzücü olayların yaşanmasına asla izin vermemeliyiz.

Emre Belözoglu

Süper Final'in bir damgası da Emre-Zokora tartışması ve Emre'nin Fil Dişili oyuncuya ırkçı bir hakaret ettiği iddiası oldu. Emre'nin maçtan sonra yaptığı açıklamalar, dinleyenlerde onun bu talihsiz sözleri söylediğini itiraf ettiği izlenimini uyandırdı.

Sözü hiç uzatmadan söylemek gerekir ki Emre şayet iddia edilen sözleri sarf ettiyse bu durum UEFA'nın futbolun en büyük sorunu olarak ilan ettiği "ırkçılık" suçu kapsamına girer. Kaldı ki UEFA’nın belirlediği kapsam bir tarafa, kullanıldığı söylenen ifade, Türk futbolunun yasal ve toplumumuzun geleneksel kurallarına da aykırı bir davranış olup ceza gerektirir. Burada Emre'nin maçın heyecanına kapılmış olması, yabancı bir kelime olması nedeniyle sarf ettiği sözün anlamını tam olarak bilmemesi veya Zokora ile daha sonra barışıp sarılmaları verilecek ceza için hafifletici nedenler olsa da onu ortadan kaldırmaz, kaldırmamalı.

Bu noktada Fenerbahçe teknik heyeti ve yönetiminin, federasyondan gelecek herhangi bir yaptırımı beklemeden futbolcusu ile görüşmesi ve içinde bulunulan dönem ne kadar kritik olursa olsun Emre’ye gerekli cezayı vermesi hem doğru bir uygulama hem de herkes için örnek bir davranış olacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Fenerbahçe gerekli ceza(!)yı vermiş zaten! Yobo ile birlikte basın toplantısı düzenletmiş! Bir şeyi merak ediyorum.. Siz Emre'nin hangi ifadesine inanıyorsunuz? Maç sonu sıcağı sıcağına söylediğine mi; yoksa yöneticiler, avukatlar, bilir kişilerle çokça görüşme imkanı doğabilecek bir 20 saatin sonunda yaptığı basın toplantısında söylediklerine mi?

Kemal Taşan 
 19.04.2012 13:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 774
Toplam yorum
: 416
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1433
Kayıt tarihi
: 11.11.07
 
 

Çoğu çocuk gibi ben de futbolcu olmak istedim, olmadı. Bu oyundan kopmamak adına üniversite yılla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster