Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '07

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
336
 

Fenerbahçe ve şampiyonlar ligi macerası

Fenerbahçe ve şampiyonlar ligi macerası
 

Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi macerasını bugüne kadar gelinen noktada ele almak faydalı olur diye düşünüyorum. Geçen sezon Turkcell Süper Ligi şampiyon olarak bitiren Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne üçüncü ön eleme turundan itibaren katılmaya hak kazandı ve bu turda eşleştiği Belçika'nın Anderlecht takımını iki maçta da yenerek Lig'e girmeye hak kazandı.

Şampiyonlar Ligi'ne dördüncü torbadan katılan Fenerbahçe; ne olursa olsun, zor bir kura çekerek ayrılacaktı. Seribaşı Inter bir kenara; PSV ve CSKA Moskova da Avrupa'nın güçlü ekiplerindendi ve Fenerbahçe'nin bu takımlardan en fazla birini geçebileceğini düşünüyorduk. Fenerbahçe gruba iyi başladı ve ilk maçta kendi sahasında seribaşı Inter'i yendi. Diğer tarafta ise PSV, CSKA ile berabere kaldı ve bu, Fenerbahçe için iyi haberdi. İkinci maçta deplasmanda CSKA Moskova ile karşılaşan Fenerbahçe, geriye düştüğü maçta bir puanı kurtardı ve bir puandan öte CSKA'nın iki puan kaybetmesiyle tur yolunda önemli bir avantaj sağlamış oldu. PSV'yle oynanan iki maçta mağlup olmayan Fenerbahçe, çok rahatlamış oldu. Inter'e yenilmeleri sadece birinciliğin kaybedilmesine neden oldu.

Fenerbahçe'nin ilk turdaki istatistiklerine objektif olarak bakalım: Fenerbahçe, oynadığı altı maçın yarısını kazanmayı başarmış. Bu üç galibiyet de Kadıköy'de kazanılmış. Şampiyonlar Ligi'nde bu istatistiği sağlayan diğer takımlar ise Real Madrid, Milan, Celtic, Barcelona, Manchester United, Inter, Sevilla ve Arsenal. Görülüyor ki, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde oynamanın gerektirdiği en önemli kriterlerden birini yerine getirmiş ve kendi sahasında rakiplerine karşı müthiş bir üstünlük sağlamış. Fenerbahçe'nin bir diğer başarısı tur yolundaki rakipleri CSKA Moskova ve PSV'yle dışarıda berabere kalması. PSV'ye kaybedilmiş olsa idi son maç öncesi geriye düşülecekti ve tur riskte olacaktı. (Dört puan farkla bitmesi sizi yanıltmasın)

Fenerbahçe'nin tur atlamasıyla ilgili medyamızda en fazla bahsedilen konu ''Gruplarda en fazla puan toplayan takım olması ve Galatasaray'ı geçmesi'' Bu noktada medyamıza kibarca ''Hadi ordan'' diyorum. Fenerbahçe'nin grubunda 11 puan toplamış olması, elbette ki iyi bir sonuçtur. Ama; tek anlamı Galatasaray'ı geçmiş olmak mıdır? Bu konudan bahsedenlerin çoğu Galatasaray'ın hangi yılda, ne kadar puan elde ettiğini bile bilmemektedir. Ben hatırlatayım; Galatasaray Şampiyonlar Ligi gruplarını iki kez 10 puanlı bitirmiştir. Bunların birincisi; 2000/01 sezonunda olmuştur. Malum; Şampiyonlar Ligi o yıllarda ikinci turda da gruplarla oynanmaktaydı. Galatasaray; B Grubu'nda Deportivo, Milan ve PSG'nin olduğu grupta 10 puan toplamıştır. İkincisi ise bir sezon sonra ilk tur grubunda alınmıştır. O grupta ise Nantes, PSV ve Lazio vardı. Sonuçta; Fenerbahçe'nin 11 puan toplaması Galatasaray'ı küçük düşürecek bir olay değildir. Her sonuç, o dönemki dinamiklere bağlı olarak değerlendirilmek zorundadır.

Bu yılki puan tablosu sonuçlarına bakıyoruz: 11 puan esasen ortalamanın altında kalmaktadır. Öyle ki, yedi takım 11 puanın üstünde puanlara sahiptir. Beş takım 11 puana sahip, dört takım ise altında. Yine de, bütün sonuçlar grupların içinde değerlendirilmelidir ve bu nedenle bu konu üzerine konuşmak yanlış olacaktır.

Fenerbahçe'yi yazdıktan sonra; gelelim muhtemel rakiplerine...

Yıllardır dediğimiz gibi, Şampiyonlar Ligi'nde bu turdan sonra kolay rakip olmaz. Hele hele siz grubunuzu ikinci bitirmişseniz, işiniz iki kat değil, beş on kat kadar daha zor olacaktır. Fenerbahçe'nin muhtemel yedi rakibi var: Porto, Chelsea, Real Madrid, Milan, Barcelona, Manchester United ve Sevilla.

İlk bakışta Porto ve Sevilla diğerlerinden daha iyi tercihler olarak duruyorlar. Lakin, ben öyle düşünmüyorum. Özellikle kendi sahasında çok iyi oynayan Porto, son derece teknik ve tecrübeli futbolculara sahip. Porto'nun dezavantajı ise ligde arayı açmış olması ve Şubat döneminde rehavete kapılacak durumda olmasıdır. Porto, son iki sezonda kendi sahasında hiç maç kaybetmedi ve ikinci maçı kendi sahalarında oynamaları da onları birkaç adım öne getiriyor. 2003 UEFA Kupası, 2004 Şampiyonlar Ligi şampiyonluklarını kazanan Porto, bu başarılardan dört sene sonra tamamen yenilendi ve başarıya aç oyunculardan kurulu bir kadroya sahipler. Geçen sezon Chelsea'ye çarpıp elenen Porto, ikinci turda Fenerbahçe'yle eşleşmesi durumunda kolayca tur atlayabilir.

Gelelim Sevilla'ya. Son iki sezonun UEFA Kupası şampiyonu olan Sevilla'nın bu sezon ligde kötü durumda olması kimseyi şaşırtmasın. Sezon başında sol kanat oyuncusu Mariano Puerta'nın kalp krizi geçirip hayatını kaybetmesinden sonra büyük travma geçiren Sevilla, bu olaydan sonra daha da bir kenetlendi ve takımın en önemli futbolcusu Dani Alves ayrılmaktan vazgeçti. Teknik direktör Juande Ramos'un Tottenham'a kaçmasından sonra göreve gelen Manuel Jimenez döneminde de hiçbir şey değişmedi. Arka arkaya beş maç kazanan ve kendi sahasındaki maçları da bol gollü geçiren Sevilla, özellikle hücum hattıyla korku salıyor. Freddie Kanoute-Luis Fabiano-Alex Kerzhakov-Arouna Kone; bu dörtlüye Dani Alves'in de formda olduğu bir maçı eklersek Sevilla çok tehlikeli bir rakip haline geliyor.

Geriye kalan beş takıma bakıyoruz: Bu takımlardan Barcelona gerçekten çok güçlü, yarı finalden önce veda etmelerini beklemek hayal olur. Milan ligde kötü gitse de çok tecrübeli ve rüya orta sahaya sahipler. Manchester United da mükemmele yakın bir kadroya sahip, grupların da en başarılısı. Chelsea az atıp, az yiyor; son dört yılın üçünde yarı finalden döndüler ve Abramovich'in tek isteği artık Şampiyonlar Ligi'nin kazanılması. Son olarak Real Madrid kalıyor. Bence, bu takımlar arasındaki en zayıfı. Real Madrid'in hiç öyle müthiş bir takım olduğunu düşünmüyorum. Geçen sezon lig şampiyonluğunu neredeyse kaybedeceklerdi. Capello'yu kovarak tarihe geçecek bir hata yaptılar. Kendi sahalarındaki Olympiakos maçını izleyen varsa, neden bahsettiğimi bilecektir. Kendi liginde arayı açan Real Madrid, bu puanların çoğunu da ya geriden gelip kazandı, ya da maçların son yarım saatinde aldı.

Yedi potansiyel rakibin hepsi tehlikeli ve çok güçlü. Bir seçim yapmak gerekirse; Sevilla ile Real Madrid'den birinin gelmesini isterim. Sevilla gelmesi halinde Roberto Carlos'un Dani Alves'i kilitlemesi beklenmeli ve hücum hattı beslenmemeli. Real Madrid gelirse ise orta saha kilitlenmeli, topun Raul'e gelmesi engellenmeli. İyi bir strateji olması durumunda bu tur geçilebilir, hayal değil ama çok zor, unutmamalı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 641
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 307
Kayıt tarihi
: 16.12.07
 
 

Bir uluslararası ilişkiler öğrencisinin gözünden dünya ve bonusu olarak da futbol... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster