Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '18

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
159
 

Ferhangi Gülüşler, Ferhangi Zaman ve Hüzün

Ferhangi Gülüşler, Ferhangi Zaman ve Hüzün
 

İmzayı bilerek kapattım.


Sene 1991. İzmir Fuar Açık Hava Tiyatrosu tıklım tıklım. Ben ve a’bim heyecanlıyız. Birimiz 19 birimiz 21 yaşındayız. Daha saf, daha temiz ve her şeye daha hayran olduğumuz, yaşama sevincimizin zamanın törpüsüne uğramadığı ve kendimizi daha özgür hissettiğimiz zamanlar. Birazdan Ferhan Şensoy sahneye çıkacak. Merakla neredeyse dekorsuz ve aksesuarsız sahneye bakıyoruz. 

Nihayet vakit gelip de oyun başlayınca kulaklarımızı sonuna kadar açıp kahkahalarla, alkışlarla adeta nefessiz izliyoruz oyunu. Neler yok ki oyunda gündeme dair. Siyasetin bütün köşebaşları ince ince işleniyor; Özallar, Demireller, askeri darbeler… Gazeteler aracılığıyla ülkenin genel haline dokunduruluyor, toplumsal ön yargılarımız, değer yargılarımız, alışkanlıklarımız, sosyal hayatımız vs. her şey irdeleniyor alkış kıyamet… Ve tabii ki oyun sırasında “kola isteyen, su isteyen, mısır isteyen” diye satış yapmaya çalışan “emekçi” de Ferhan Şensoy’un azarından nasipleniyor. Oyunun bitiminde seyirciler gülerek tiyatroyu terk ederken sahne önünde upuzun bir imza kuyruğu oluşuyor. Ben de Düşbükü adlı kitabını alıp imzalatıyorum. Önce ben sonra a’bim elini sıkıyoruz. Pırıl pırıl gözleri ve o bildik sevimli gülüşüyle tokalaşıyor bizimle.

“Zamanla nasıl değişiyor insan” diyor ya Tarancı; sadece aynadaki suretimiz değil değişen, malum. İnsan değiştikçe her şey değişiyor. Toplum değişiyor, dünya değişiyor ve insan ve toplum birbirini sürekli tetikleyerek sürekli değişim çemberinde yani zamanın değirmeninde öğütülüp duruyor.

Geçen akşam yine aynı Ferhangi Şeyler'deydik. Bornova Ayfer Feray Tiyatro’sunda. Bu kez 19 yaşın coşkun heyecanı, yerini seneler sonra aynı oyunu izleyeceğim için tatlı bir heyecana bırakmıştı. Oyundan önce dilimde günün ucuz müzik anlayışını yeren “caa cuppap cuppap caa” dolandı durdu. Salonun tıklım tıklım dolmasını arzu ederek ikide bir göz gezdirdim. Evet dolmuştu. Ama insanlar biraz keyifsiz miydi ne? Bir süredir böyle miydiler zaten yoksa da ben boşuna mı alınganlık gösteriyordum acaba? Ve acaba metin günümüze uyarlanmış mıydı? Zira bu oyun günceli yakalamasıyla da bunca yıldır ayaktaydı ve bu iddiadaydı.

Vakit geldi, alkışlar… Ferhan Şensoy sahnedeydi. Geçen yıllar iz bırakmıştı üstünde. Ben 19 değildim o da o zamanki yaşında değildi elbet. Üzüldüm. Oyun başladı. Bir gözüm sahnede, bir gözüm salonda. Nerede Fuar’da izlediğim oyun, nerede bu oyun! Nerede o zamanki seyirci, nerede bu seyirci. “ Zamanla nasıl da değişiyor seyirci!” Ama metin aynı. Burada doğru bağlaç “çünkü” olmalıydı. Evet çünkü metin aynı. Hâlâ Özallar, hâlâ Ecevit… Gazeteleri çıkardığı sahnede “Hah, diyorum şimdi işte kopacak salon” Fakat sukutuhayal… Eski gazeteler gündeme ne kadar denk gelebilir de çoğunluğu genç olan bu kitleye hitap edebilir? Oyunda gündeme dair hiç dokundurma yok diyemeyiz. Bir iki sağlam eleştiri oldu ki bu da beni daha fazla üzdü. Demek ki yapılabiliyor, demek ki gündemi yakalayıp korkusuzca eleştirebiliyor; o zaman neden bütün metin güncellenmesin ki! Böyle parlak bir zekâ ve kıvrak bir kalem, böyle büyük bir birikim neden yapmasın ki bunu!

 Oyun bitiyor. Bazı seyirciler ayakta alkışlıyor fakat bis olmuyor. Kuyruğa giren de yok. En azından biz çıkana dek yoktu. İçimde bir yenilmişlik hissi, bir hüzün. Benim bir zamanlar yaşadığım dönem, tanıklıklarım, yargılarım alkış almadı bu gece. Devir başka, zihniyet başka. Evet insanı insan yapan temel değerler aynı ama bizi biz yapan pek çok sanatçı aramızdan ayrıldı, pek çok fikir değişti, değiştirildi. Değer yargılarımız farklılaştı. Ve sanatsal anlamda bir zamanlar mecaz ve espri olan kelimler durumlar, komiklikler sıradan gerçeklik halini aldı.  Zamanın ruhu bambaşka…

Orhan Boranları, Hali Kıvançları falan apayrı bir ekolde tutarsak günümüz stand up/ one man show ‘unun – artık ne derseniz- önderi, Türk Tiyatrosunun Kavuk sahibi oyuncusu, Ferhan Şensoy’a sevgi ve saygıyla…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nerde o eski günlerin başını doğudan kaldırıp da geliyorum dediği o canım aydınlığı bekleyen heyecanlı,güleç ve meraklı yüzlerimiz.Birbiriyle hiç uyuşmadı ki yenidoğanların hesap kitap işleri.Kara dumanlar sakladı da iyilerin o yağız görkemini,düşünce yerine bedbaht arzuları bastı mirasları har vurup harman savuran çıkar peşinde koşan varisleri...Ben çok giderdim öğrenciliğimde As'a.Hiç unutmam Uğur Muncu'nun Pulsuz Dikçe'sini.Bir de Havana Duruşması'nı...Selam ve saygılarımla sağlık içinde kalınız Aykar hanım.

Abbas Oğuz 
 28.09.2018 11:44
Cevap :
Katkilariniz, duygudasliginiz ve ziyaretiniz için çok teşekkürler Abbas Bey. Selamlar, sevgiler...   28.09.2018 16:05
 

İlk izleyişin tam yılını hatırlamıyorum meşhur "SES TİYATROSU"nda Salon, balkon, localar tıklım tıklım dolu, muhteşem bir coşkuyla izlemiştik, ikinci kez Nazım Hikmet Kültür Merkezi bahçesinde yine kalabalık, yine coşkuluydu insanlar fakat sayı olarak düşünmeye kalksak çeyreği dahi olamaz her şeye rağmen bir oyunu bunca yıl ayakta tutabilen usta sanatçı Ferhan Şensoy'u saygımla selamlıyorum. Paylaşım emeğinize sağlık Aykar hanımcığım, nice doyurucu seyirler diliyorum

Cemile Torun 
 28.09.2018 0:53
Cevap :
Güzel olan ne varsa eksiliyor gibi Cemile Hanım. Katkınız ve ziyaretiniz için çok teşekkürler... Selamlar, sevgiler...   28.09.2018 15:29
 

Yaklaşık 25 yıl kadar önceydi... Ferhangi şeyleri izleyeli ne kadar uzun zaman olmuş... Denk gelmedi nedense tekrar izleyemedim... Bu yazının üstüne tekrar izlemek için çaba harcayacağım... Uzun zamandır siz de yazmadınız, sizi okumak güzel. Dostlukla...

yeşilsoğan 
 17.08.2018 20:51
Cevap :
Bir de siz izleyin bakalım. Belku güncellenmiş olur o vakte. Yazacak şevk yok sanki. Teşekkür ederim yorumunuza. Selamlar, sevgiler...   17.08.2018 23:12
 

Hemen hemen o yıllarda,ben de izlemiştim o oyunu İzmir'de.Bir on yıl kadar sonra da Uşak'ta... Gündeme göre düzenlenmesi gereken bir oyun.Tulûat tiyatrosunun önemli bir örneği.Yıllardır sürmesi,güncellenmesinden.Ama dediğiniz gibi,halâ eskileri anlatıyorsa,bir anlamı kalmamış demektir.Gerçi,artık eleştiri yapmak da,mangal gibi yürek istiyor ama,bu iddiayla yola çıkıldıysa,gereğini yapmak,ya da oyunu bitirmek gerek...Bir zamanlar güldüklerimize bakıyorum da,ne saf yürekli imişiz.Zaman bizi kirletmiş,komplo teorileriyle beynimiz kilitlenmiş...Doğalca,kendiliğinden gülmeyi unutmuşuz.Yazık bize,çok yazık...Yazınızı bunlar aklımdan geçe geçe okudum sevgili Aykar hanım.Elinize,emeğinize sağlık.Saygı,sevgi ve selamlarımla,sağlıcakla kalın...

fisun gökduman kökcü 
 16.08.2018 1:45
Cevap :
Hem de ne yürek! Mangal gibi, kor gibi bir yürek. Oyuna yaptığım eleştiri bir yana, değişen, baskalasan hayat ve bu hayatta eskinin yeri ve öneminin yok oluşunu hissetmek üzdü sanırım beni Fisun Hanım. Her şey gelip gecici diyen bir tokat daha. :) Teşekkürler... Selamlar, sevgiler...   16.08.2018 15:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 670
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 930
Kayıt tarihi
: 06.07.12
 
 

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamlamış bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster