Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1089
 

Fethiye'den dönüş

Fethiye'den dönüş
 

Dün akşam Dalaman’dan İstanbul’a uçtum sonunda.

Bir önceki gece, İstanbul’daki Lodostan mı Dalaman civarındaki rüzgârdan da mı olduğu tam açıklanmadan Türk Hava Yolları’nın uçuşu iptal olmuştu. Fethiye’den Dalaman’a kadar gidip uçuş iptal olunca Fethiye’ye geri dönmüştüm.

Yağmurlu bir akşamda bu defa İstanbul’a varmayı başardım.

Burada Fethiye’ye göre daha soğuk bir hava karşıladı beni. İstanbul’da da hafif de olsa yağmur vardı.

Uçak yolculukları yaşamımın ayrılmaz parçası. Genelde olağan geçen bu yolculuklarda bazen heyecanlı an’lar da olur. Kimileri kısa süreli olarak akılda kalır; kimileri çok uzun yıllar sonra hatırlanır.

Dün akşam önceki akşam iptal edilen sefer nedeni ile ben dâhil tüm yolcular son ana kadar biraz tereddüt içindeydik, uçuş yine iptal olur mu diye. 20 dakika rötar haberi gelince bunu ben pek hayra yormamıştım. Oysa beklediğim gibi olmadı, önce İstanbul’dan gelen uçağın Dalaman’a iniş anonsu yapıldı ve kısa bir süre sonra da bizi uçağa almaya başladılar.

Heyecan uçak kalkıp 9000 metrelere çıktıktan sonra oldu. Önümdeki sırada cam kenarında oturan bir yolcu önce yüksek sesle derin derin nefes almaya başladı, sonra da heyecan ile nefes alamadığını, çok kötü olduğu söylemeye başladı ve yardım istedi.

Daha biz yerimizden kalkamadan hosteslerden biri hemen koştu ve oksijen tüpü ve maske getirdi. Bu sırada uçakta doktor var mı diye anons yapıldı. Hostesler anonsu yapalım diye aralarında konuşurken uçakta benim oturduğum 8. sırada koridorun diğer kenarındaki bir bey ayaklandı ve rahatsızlanan yolcunun yanına gitti. Ve bir dakika kadar sonrada Aile Hekimi olduğunu belirten başka bir doktor bey geldi yanımıza.

Bu sırada verilen oksijen ve ilk gelen sonradan diş hekimi olduğunu öğrendiğimiz beyin sakin konuşmaları ile rahatsızlanan yolcu kendine geldi ve sakinleşmeye başladı. Diş hekimi bey sorular soruyor ve yolcunun anlatmasını sağlıyordu. Tesadüfen bu rahatsızlanan yolcu ile Fethiye’den Dalaman’a Havaş servisinde beraber gelmiştik. Konuşmalardan ses sanatçısı olduğu anlaşılan bu bey uzun uzun telefon ile konuşmuştu. Biraz sıkıntılı bir dönem geçirdiğini ve kötü hava şartları nedeni ile uçak türbülansa girip sarsılmaya başlayınca birkaç yıl önce de yaşadığını panik hissine tekrar hissetmiş, bir an için nefes alamamış ve fenalaşmıştı.

Bu olay bana geçen Mayıs ayında Osaka’dan İstanbul’a dönüş uçuşumu hatırlattı. Bineceğim uçak ile bir Türk firmanın bayileri de Japonya’ya yaptıkları bir geziden sonra İstanbul’a dönüyorlardı. Kalabalık bir gruptu ve uçak tamamen doluydu. Uzun yolculuklarda uçağın biraz boş olması büyük bir nimettir. Şanslıysam bazen boş olan 3-4 koltuk bulmak, yatarak uyumak mümkün olur. Bazen bir koltuğun boş olması bile ayaklarımı rahat uzatarak dinlenmemi sağlar. Ama o Osaka uçuşunda bir tane bile boş koltuk yoktu.

Ben önce uçağın arka taraflarında bayi grubunun arasında koridor kenarında bir yerde oturuyordum. Ancak kalktıktan çok kısa bir süre sonra gruptan beylerin bazıları çok hızlı olarak içmeye, alkol tüketmeye başladılar. Çok yüksek ses ile konuşuyorlar ve biraz da uygunsuz espriler, konuşmalar yapıyorlardı. Bayi grubunun başında olan ana firma yetkililerinden bir tanesi tesadüfen yanımda oturuyordu. Bu bey uçaktaki yolcuları rahatsız etmemeleri için gruptaki kişileri uyarıyordu ama bu uyarı ve ricaların etkileri çok kısa süreli oluyordu. Doğrusu gece yarısı kalkan bu uçuşta biraz uyumaya çok ihtiyacım vardı.

O sabah 5 civarında yola çıkmış, Okayama’dan Shiga bölgesine geçmiş, toplantılara katılmış ve oradan da Türkiye’ye uçuşum için Osaka’ya gelmiştim. Gerçekten çok yorgundun. 2. saatin sonunda 13 saat süreceği açıklanan uçuşun geri kalan 11 saatini nasıl geçireceğimi kara kara düşünürken, yanımdaki firma temsilcisi bey sıkıntımı görüp “<ı>Hanımefendi bizim firmamız elemanlarından uçağın ön taraflarında yine koridor kenarında oturan bir arkadaşımız olacak. Ben kendisi ile konuşayım, sizinle yer değiştirsin, kusura bakmayın gruptaki arkadaşları susturamıyorum” dedi. Sağ olsun, gerçekten beni çok rahatlattı.

Uçağın ön tarafına geçtikten sanırım 1, 5-2 saat kadar sonraydı ki sendeleyerek bir bey yanımdan geçti. Bu arkada yakınımda oturan yüksek sesle konuşan beylerden bir tanesiydi. Kalbinin sıkışmakta olduğunu ve çok kötü olduğunu söylüyordu. Derken yere yığılıverdi. Hemen hostesler yanına koştular ve doktor anonsu yapıldı.

Aralarında ufak tefek bir Japon hanımında bulunduğu 4-5 kişi uçağın farklı yerlerinden hemen geliverdiler. Şansımıza uçakta bolca doktor varmış. İlk müdahale yapıldı. Başta uçakta ağır bir hastanın olabileceğine dair bir panik havası esti, ama beyin durumu kontrol altına alınınca hepimiz rahatladık. Uçuşun takriben 4. saatindeydik ve müdahale için dönmek veya mecburi iniş yapmak söz konusu olabilirdi. Ne kadar sakin olmaya çalışsam da olay hemen gözlerimin önünde yaşandığı için korkmadım dersem yalan olur. Kendimce hastaya uzaktan enerji gönderdim ve yardım diledim. Allah’tan bey de yarım saat içinde oldukça toparlandı. Sonrasında ne oldu çok takip edemedim. Yol yorgunluğu ve çok hızlı ve çok miktarda tüketilen alkol bir spazma neden olmuş.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, Türk Hava Yolları’nın Japonya uçuşlarında genelde Türk hosteslerin yanında bir de Japon hostes olur, Japon yolcuların iletişimine destek vermek için. Arkada otururken ilk servisimi bu Japon hostes hanım yapmıştı. Üzülerek söylemeliyim bu hanım servis yapmak için bir yana döndüğünde bayi grubundan beyler servis tepsisinden onlarca küçük içki şişesini alıyor ve torbalara koyuyorlardı. O 13 saatlik yolculuk, özellikle de ilk 1-2 saati benim için hem yorucu, hem de bir Türk olarak biraz utanç verici olmuştur.

Daha uçağa binmeden önce Osaka Havalimanında biniş işlemlerini yaparken bu büyük grubu görmüştüm. Havaalanına beni geçirmeye 3 Japon dostum gelmişti, ve check-in biniş işlemleri sırasındaki Türk grubun davranışları doğrusu çok da gurur verici değildi. Ben Japonya’ya biraz fazla eşya ile gitmiştim. Çok alışveriş yapmadım ama toplantılarım, konuşmalarım var diye takım elbiseler vs. derken yanıma aldığım eşyalarım daha İstanbul’dan giderken valiz kilo sınırındaydı. Dönerken sınırı 2, 5-3 kg civarında aştığım ortaya çıktı.

Check-in işlemimi bir Japon hanım yapıyordu ve bana fazla bagaj 3 kg için ödeme yapmam gerektiğini söyledi. Ben de yazdığı evrakı aldım ve gösterdiği bankoya ilerledim. Önümde Türk gruptan işlem yapan insanlar vardı ve işlemleri bir türlü bitmiyordu, zaman zaman sesler yükseliyor, sonra duruluyordu. Sanırım yarım saate yakın bekledim, beni geçirmeye gelenler de benimle beraber bekliyorlardı; daha pasaport kontrollerinden geçerek içeri girmek gerekiyordu. Banko da Türk Hava Yolları amiri olarak Türk bir bey görev yapıyordu.

Yarım saat kadar sonra bana sıra geldi. Bu arada zaman zaman içimden isyan etmek gelse de sakinliğimi korumaya ekstra özen gösterdim. Etrafta yeterince keşmekeş vardı, bir de ben ilave etmek istemedim. Sıra bana gelince Japon hanımın yazdığı fazla bagaj ödeme kağıdını amire uzattım ve “<ı>3 kg<ı> fazla bagaj ücretimi ödemek istiyorum” dedim. THY’nin Türk amiri kâğıdı aldı, yazılana baktı, sonra bana baktı, tekrar kâğıda baktı ve sonra başını kaldırıp bana bakarak bir süre sessizce durdu.

Ben artık lütfen işlemim bitsin de gideyim diye içimden geçirirken, “<ı>Hanımefendi şimdi siz bu sırada yarım saattir sadece 3 kg fazla bagaj ücreti ödemek için mi sesinizi çıkarmadan beklediniz?” dedi. “<ı>Evet, ödemem gerektiğini söylendi” diye cevap verdim. Yurtdışında fazla bagaj konusunda daha titiz olduklarını biliyordum. “<ı>Hanımefendi buradaki talepleri, durumu siz de görüyorsunuz. Bizimle onlarca kilo fazla bagajın ücreti için kavga ediyorlar. İlk defa bu kadar az miktarda bir fazla bagaj kilosu için itiraz etmeyen bir Türk yolcumuzu görüyorum. Sizin gibi Türkleri görmek ne kadar güzel bir şey. Bu kadar sakin, terbiyeli, ince bir insana biz böyle bir ücret falan ödetmeyiz. Lütfen kusura bakmayın sizi bu kadar bu sırada beklettik, ben bankodaki ilgili arkadaşa hemen söylüyorum, siz uçuş kartınızı alın içeri geçin” dedi.

Bir yandan çok mutlu oldum, ama bir yandan da etrafta olan biteni duyan gören Japon arkadaşlarımın yanında utandım. Biri hariç diğer iki arkadaş Türkçe biliyorlardı.

Çocukluğumdan beri yüzlerce defa uçağa bindim. Her uçuşum bir macera olmasa da bakıyorum da oldukça çok uçak yolculuğu hikayem birikmiş. Birkaç tanesini düşününce aklıma onlarca uçuş geliyor. Yolculuklar belki başka hiçbir zaman bir araya gelemeyecek insanları farklı hikâyelerde buluşturuyor.

Ah, bir de dün akşam Dalaman’dan İstanbul’a gelen uçak körüğe yanaşmadı ve havalimanının içine gitmek için otobüse binmemiz gerekti. Yağmurlu bir akşam olduğu için uçağın merdivenlerinden inip hızla otobüse yürüdüm. Ancak her nedense bilinmez otobüs hareket etmek üzereyken geldiğimiz uçağın ismini merak ettim. Sık yaptığım bir şey değil ama arkaya dönüp yolcuların arasından yükselip uçağın ismine baktım. Dün akşam beni İstanbul’a “Fethiye” taşımıştı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1083
Kayıt tarihi
: 04.11.07
 
 

Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Amerika Birleşik Devletleri'nde Cornell Üniv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster