Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '08

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
614
 

Fetus

Fetus
 

Her korku ölümü çağırır ve insan sonsuza dek yaşayacağını bilmek ister. Tek çare vardır; seni korkutsa da değişimi sevgiyle kucaklamak ve böylece yeni bir hayata yer açmak. Ve bu yazgıdır; kaçamazsın. Çünkü zaten hayat değişimdir. İstemesen de değişirsin çünkü yaşıyorsundur. Ve hayata izin vermezsen ölümü çağırırsın. Ve en ilginç olanı da ne kadar çağırırsan çağır; sen asla ölemezsin… Değişime izin vermezsen ve eski kendini tekrar ederse cenneti yaşamak dururken aslında olmayan bir cehennem yaratacak ve onun dışında “bir hayat” olmadığını sanmaya başlayacaksın. Doğumuna izin verinceye ya da cehennemin seni kusuncaya kadar fetus kalacaksın. Ve belki de bunu, sonsuz defa yeniden yaşayacaksın.

Bir yandan güzel bir gelecek istiyor ve sipariş ediyorsun diğer yandan da çok daha önce bir zaman, o güzel gelecekten vazgeçmişsin. Belki de kendinden vazgeçmişsin. Zaten içinde biryerlerde muktedir olmadığını ya da hak etmediğini kendine söylemiş ve inandırmışsın. Kendine iki farklı şey söylüyorsun ve biri diğerinden daha inandırıcı görünüyor… Sonra da olmayacağını kabullenmiş halde umut ediyorsun. “Belki ilerde bir gün herşey farklı olabilir.” Umut ederek geleceğe kaçıyorsun. Aynen pişman olarak geçmişe kaçtığın gibi. Her iki durumda da ölü bir zamanı yaşayan bir zamanın yerine koyuyorsun.

Geçmiş senin ona verdiğin anlam sayesinde şu an yaşıyor. Bugün geçmişini yeniden yorumlarsan başka bir geçmişin olur. Geçmişin hakkını teslim ettiysen ve hepsini o anda yaşadıysan bugün yorumlanmaya zaten ihtiyacı yok. Gelecek sen onu çağırdığın için var. Ve plan yapmak, geleceğinden emin olmak istiyorsun. Böylece geleceği şu ana davet ediyorsun. Plan yap, hayal kur ya da geçmişini hatırla; ziyanı yok. Hayatta hepsinin yeri var. Ama hepsinin üzerine şu anın örtüsünü ört. Hepsini şu andan kör, sağır ve uykuda geçmeden yap. En nihayet mezardaki ölüyü ne yapacaksın; inatla çiçek açan hayata bak. Hikayeler yazmayı bırak. Ana teslim olamayışının hikayesini yazdığında bile andan ve aslında elindeki tek gerçekten kaçıyorsun. Biliyorum. Hikaye yazmazsan hiçlikte kaybolacağını düşünüyorsun. Böyle düşündüğün için hiçliğin güzelliğini ve kaybolmanın aslında bulmak olduğunu göremiyorsun. Hikayeler yazacaksan illa ki, yaşadığını sandığın hikayenin dışına çık. Hikayenin ne kadar küçük bir hikaye olduğunu gör - yazarken dahi. O zaman hikaye de senindir, an da senindir. O zaman korku kenara çekilir ve artık tekrar tekrar ölmezsin. O zaman cehennem dağılır ve cennet ayaklarına serilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1314
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

1970 Mersin doğumluyum. 1988 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1994 yılında da Ortadoğu Teknik Ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster