Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '06

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
2291
 

Fight Club

Fight Club
 

Dönem: 90’lı yılların sonu. İnsan emeğinin yerini makinelerin almasıyla insanın içten içe hiçleştiği bir dönem. Makineler insanlar yerinde düşünmeye başladıkça, düşünen insanı sayısı azalıyor ve düşünceleri uygulayan insan sayısı fazlalaşıyor. Yaptığımız şeyleri neden ve niçin yaptığımızı bilmiyoruz. İlerlediğimizi sandıkça, bir yandan da sistem olarak geriliyor ve bir nevi yeni bir kast sınıfı oluşuyor. Yönetenler ve yönetilenler. Zaman ilerledikçe yönetenlerin güçleri artıyor, yönetilenlerin gücü azalıyor. Teknoloji ile boşalan ruhlarımızı TV, tüketim eşyaları ile doldurduğumuz yıllar. Sistem alt sınıfın ne kadar çok tüketmesiyle ilgileniyor, tüketiyoruz ve tükettikçe boynumuzda aslı olan zincirden bir halkayı daha eksiltiyorlar. Çünkü tüketim bizde bağımlılık yapıyor. Tek özgürlüğümüzün tüketmek olduğunu sanırken bir aldanış içine düşüp uçuruma doğru bir adım daha atıyoruz. İşte film tam olarak bunların yaşandığı bir dönemde geçiyor.

Yer:

Kültür endüstrisinin merkezi Amerika. Suç oranının dünyadaki en fazla olduğu yer. Kadınların iş dünyasındaki başarılarının gökdelenler gibi yükseldiği bir ülke. Erkekler güçlerini kaybediyor, diğer ülkelerde ise -özellikle doğu ve üçüncü dünya ülkelerinde- hala erkekler egemen olduğu için bu film Amerikan erkeğinin sorunlarıyla ilgilidir. Ve bu film, standart Amerikan yaşamına bir eleştiri, bir başkaldırıdır.

Zaman :

Filmde zaman, Jack’in yaşadığı tatminsizlik ve huzursuzluk anlatıldığı için kısa bir dönemi kapsıyor. Filmde Jack’in hayatındaki dönüm noktalarını genellikle anlatıcının sözsel ifadeleriyle değinildiği için bu olayların görselliği verilmemiş. (babasız büyümesi vb...) Filmin ilk sahnesinde, anlatıcı çok gerilere dönmeliyiz dediğinde sadece birkaç ay öncesine dönülmektedir. Film sürekli flash-back, olarak ilerliyor. Sondan en başa dönüp, tekrar sona doğru ilerliyor. Filmin son sahnesi ile ilk sahnesi aynı. Flash-backler oldukça başarılı, zamanda ve zaman sıralamasında bir kopukluk olmuyor. Filmin sonlarında Jack’in Tyler’ın peşine düştüğü anda; Jack zamanı çok iyi değerlendirmek zorunda. Kredi kartı merkez binalarının patlamaması için zamanla yarışıyor ve bu izleyicide heyecan uyandırıyor. Filmin ilk sahnelerinde Jack’in uçakta Tyler’a rastlaması, o gece evinin yanması, bavulunun hava alanında rehin kalması vb... Zamanın filmde ne kadar önemli olduğunu belirtiyor.

Filmdeki karakterlerin yaşama alanları :

Jack’in evi : Konformizmin yuvası diyebileceğimiz bir mekan. Eşyalar Jack’in tüm yaşamını iyice özetliyor. Evdeki tüm eşyalar oldukça pahalı, apartmanın bir güvenlik görevlisi var. Komşular birbirini çok iyi tanımıyor. Jack, o harika eşyalarıyla tatmine ulaşamıyor ve hala tuvalette alışveriş dergileri okuyarak yeni siparişler veriyor. Jack evini yangında kaybettiğinde her şeyini kaybetmiş gibi hissediyor kendini. Çünkü yaşamındaki tüm tatminsizliği evindeki eşyalarla doldurmaya çalışmış, eşyalar yok olduğunda Jack’in hayatındaki her şey de eşyalarla yok oluyor sanki.

Tyler’ın evi : Tüm dünyaya meydan okuyan birinin evi olarak oldukça başarılı. Faturaların postacı tarafından bırakılacağı bir posta kutusu yok. Sular çoğu zaman kesik, aksa bile musluklardan paslı bir su geliyor. Yağmur evin içinde yağıyor. Eşyalara yer yok, yatak odasında eski paslı bir yatak’tan başka bir şey yok. Çevrede komşular yok, istediğiniz zaman çığlık atabilir, evde olay çıkarabilirsiniz, hatta bahçeye ceset bile gömebilirsiniz. Komşularınız rahatsız olacak diye yaşamınızda kısıtlamalara yol açmak zorunda değilsiniz. Evde sanki buğulu bir ortam var bu da o evi gizemli kılıyor.

Marla Singer’ın evi : Marla’nın odasına girdiğinizde ilk gözünüze çarpan yatak oluyor. Bu da filmde Marla’nın cinsel obje olarak kullanıldığını düşünürsek iyi bir seçim. Ve bunu odadaki bir penis objesi de destekliyor. Marla’nın yatağının tam karşısındaki ayna, öteki sembolünün filmde hissettirildiği nesnelerden biri. Marla, Jack’e göğsünde bir kitle olup olmadığını kontrol ettirirken aynanın önündedir. Kendini ve Jack’i aynadan izler, bu da Jack ile Tyler’ın aynı kişi ve Marla’nın yaşadığı ilişkinin iki yüzü olması olarak da irdelenebilir. sürekli beraber olduğu insanı keşfetme ihtiyacı ve ilk keşiflerin aynadan çıkmasını düşünürsek, bu obje görevini yerine getirmektedir.

Filmde kullanılan mekanlardan, sürekli değişen uçak ve otel odalarının sembolize edilişi ise tek kişilik ürünlerledir. İnsan hayatında yerleri kısa sürelidir. Hiçbir zaman oraya ait olamazsınız ve otel işletmecileri ve uçak şirketleri size bunu sürekli olarak hissettirir. Kısa süreli kullanımlar için verdikleri, sabunlar, şampuanlar ve tek kullanımlık havlular, yakında buradan gideceksiniz demektedir. Ve bir yandan da insanın yalnızlığını vurgulamaktadır. Gittiğiniz şehirde eğer dostlarınız varsa, otelde kalmak zorunda olmazsınız, ama eğer dostunuz yoksa gidebileceğiniz tek yer otellerdir. Filmde kullanılan tüm mekanların filmle organik bir ilişkisi vardır. Yönetmen kullandığı her mekana film ile ilgili bir anlam yüklemiş. Filmde patlama sonucu yıkılan binaların seçimi ise mükemmel bir seçim. Jack, dedektife şöyle der : “eğer borç kayıtlarını silerseniz, hepimiz başa döneriz” bu durumda patlatılacak daha güzel bir bina olabilir mi?

Çatışmalar:

İğdiş edilme - Erkeklik
Homoerotik çağrışımlar – Sert erkek imajı
Anarşizm –Kapitalizm
Tüketim çılgınlığı - Tatminsizlik
Konformizm – Postmodernist yaşam tarzları
Özünü yitirmiş erkekler – Dövüşerek özüne dönen erkekler
Sıradan olmak - Tanrılaşmak
Hiçlik - Metalaşma
İletişimsizlik - Yabancılaşma
Seyirci olmak – Dövüşün içinde olmak
Özgürleşme - Kurtuluş

Düğümler :

Filmdeki ilk asal düğüm, Jack’in evinin yanmasıdır. Tyler’ın evinde kalması ile çözüme ulaşır.

Diğer düğümler;
-Tyler’ın “bana vur” demesi. Bu dövüş kulübünün başlangıcı olur.
-Tyler’ın Marla ile olan ilişkisi, bu Jack için bir sorun teşkil eder.
-Kundaklama masasından dedektifin arayıp, evinin kundaklandığını söylemesi. İzleyici ve Jack’in kafasında acaba bu işi Tyler mı yaptı sorusunu akla getirir.
-Lou bara gelir.Mekanın kendisine ait olduğunu söyler. Tyler ile dövüşür.
-Project mayhem ; izleyici bu projenin sonunun nereye gideceğini merak eder.
-Jack, Angelface’i kıskanır.
-Jack ve Tyler arabada giderken, Tyler’ın arabayı takla attırması.
-Tyler’ın gitmesi
-Jack’in Tyler’ın peşine düşmesi
-Jack kıyamet projesini engellemeye çalışır
-Jack olayı polise bildirir. Kendi üç adamı Jack’i hadım etmeye kalkar.
-Jack bombayı etkisiz hale getirmeye çalışır

Son asal düğüm noktası : Jack silahı kendi ağzına dayayaraak Tyler’ı yok etmeye çalışır.

Kamera – Işık – Kurgu

Filmin bütününe yayılan video klip estetiği, hızlı ve şok edici kurgusu, özel efektlerden yararlanılması, filmin sinematografisi filmi görsel bir şölene döndürüyor. Filmin final sekansında Edward Norton’un ağzında patlayan silah, mağaradaki penguen, Edward Norton’un evindeki patlama sahnesi filmi görsel yönden üst sıralara taşıyabilecek yapıda.
Kamera, normalde giremeyeceği yerlere giriyor ve düşünceleri görselleştirmeyi son derece iyi başarıyor.
Yönetmen David Fincher filmi çekerken tam 1500 makara film kullanmış. Bu normal bir filmde kullanılan miktarın tam üç katı sayılıyor. Filmin finalindeki silah sahnesinin çekimi ise şöyle gerçekleşmiş ; Edward Norton bir mavi arka planın önüne oturtulmuş. Daha sonra silahın yerleştirilmesi için ağzı gerekli açıda ve şekilde ayarlanmış. daha sonra bir hava hortumuyla ağzına basınçlı hava verilmiş ve kafası sallanırken saniyede 120 kare çeken 5 kamera ile çekim yapılmış.bu sahnede silah saniyede 360 kare ile hareket ediyor. ağzın içindeki parlama ise neredeyse saniyede 2500 kare. Arkaya düşen boynu ise yine saniyede 120 kare.

Renkler – Dekor – Kostüm – Makyaj

Filmde sürekli olarak ıslak bir ortam kullanılmış. Bu tipik bir Fincher tarzı. Fincher’ın bu seçimi bence yerinde, çünkü zaten kafası karışmış olan izleyici düştüğü delikten filmin sonuna kadar çıkarmamak gerekiyor. Bence ıslak ve karanlık ortam bu duruma yardımcı oluyor. Filmde itici görüntüler oldukça fazla, fakat film öylesine hızlı akıyor ki gördüklerinizden irkilecek ya da tiksinecek vakti bulamıyorsunuz. Dövüş sahnelerindeki şiddetin insan yüzünde ve vücudunda gördüğü tahribat öyle iyi verilmiş ki, sanki yumruğu siz yiyormuş gibi irkiliyorsunuz. Tyler ve Jack’in evi tam olması gerektiği gibi dekore edilmiş. Jack’in evi konformizm köleliğini tam olarak verirken, Tyler’ın evi ise özgürlüğün ve anarşizm ruhunun simgesi gibi. Her şeyden kurtulmuş bir ev, faturalar o adrese uğramıyor bile...

Müzik :

Filmde kullanılan müzikler genel olarak elektronik müzik tarzından seçilmiş. Bu tarz amerikan modern yaşamına oldukça uyumlu. Makineleşmiş insana, makine müziğinden daha uyumlu bir şey olamaz. Müzik bu filmde çok önemli bir yere sahip değil, ama filmi destekleyici yönde. Filmde, Tyler’ın dövüş kulübü üyelerine başkalarıyla kavga çıkarmalarını ödev verdikleri sahnede kullanılan müzik ise mükemmel bir seçim. İzleyiciyi filmin en eğlenceli sahnesinde yeteri kadar destekliyor. Film boyunca müzik heyecanı ve gerilimi hissettirmek olarak kullanılmış. Filmin finalindeki Where is my mind şarkısı ise yapılabilecek en iyi seçim. Filmin soundtrackleri’nin filmin izlenilebilirliğini arttırdığı söylenebilir.

Tipine uygunluk – İlginçlik – Rolüne uygunluk – İnandırıcılık

Brad Pitt ve Edward Norton ikilisi filmde oyunculuklarının hakkını vermişler. Performanslarının doruğunda bir oyunculuk sergilemişler. Kimi sahnelerde hissettirdikleri eşcinsellik imaları, filmin bütününü kaplayan dövüş sahnelerinde oldukça başarılılar. Brad Pitt üstlendiği role daha önceki filminden alışkın ( 12 monkeys). Bence iki karakter de tipine uygun. Tyler’ın yaptığı hiçbir şey bizi çok da şaşırtmıyor, çünkü filmin ilk bölümünde adamımız bize gayet iyi tanıtılmış, o bir çılgın, anarşist, düzen bozucu. Ve belirtmek gerekir ki marla singer dışında hiçbir karakterin ölmesinden yana değil. Marla ölsün istiyor, çünkü kadınlar onların elinden özgürlüklerini aldı. Tyler, yeteri kadar ilginç, bizi şaşırttığı gibi kendisine de hayran bırakıyor.
Jack ise filmde bizi temsil eden kişi, giyimiyle, yaşantısıyla ve seçimleriyle bizden birisi. Hepimizin hayatından en azından bir parça onda asılı duruyor. Ve en önemlisi içimizdeki bu yaşadığımız hayattan kurtulma güdüsü onunla en ortak duygumuz. Filmin sonunda Jack’in tarafını tutuyor, nerdeyse ölme diye tezahürata geçecek konuma geliyoruz, çünkü o yenilirse biz de yenileceğiz hissine kapılıyor.

Simgeler – Kavramlar – Nesneler

Sabun : Tyler’ın artık yağlardan sabun yapmaktadır. Sonrasında ise bu masum iş tehlikeleşmekte ve sabundan patlayıcı üretmeye dönüşmektedir. Sabun, teknolojinin ruhlarımızı bile makineleştirdiği zamanımızda, doğal arınma için kullanılan bence en iyi seçim. (bazı psikolojik hastalıklarda da görüldüğü gibi, kişinin arınma için hiç durmadan yıkanması. sanırım biraz da bilinç altına sesleniyor.) Bu yüzden sabun metafor olarak kullanılan iyi bir seçim. İnsanın kendi atığından, kendi pisliğini temizlemek sabun yapıyor olması metaforik olarak yeni bir sosyal düzen kurmakla bağdaştırılabilir. Yok oluyor ve başka bir şeye dönüşebiliyoruz da denebilir.

Değer, inanç ve beklentileri yansitan diyaloglar

(Jack’in Bob’un kollarında ağladığı sahne anlatıcı) Özgürlüğü buldum. Ümidin kaybolması özgürlük demek.

(Jack, lösemili hastalar grubunda, anlatıcı) “Ben bu dünyanın etrafında kalabalık oluşturduğu küçük bir merkeziydim.”

(Jack, lösemili hastalar grubunda, anlatıcı) “Damağındaki o küçük çizik,dilinle oynamazsan hemen geçer.”

(Jack, lösemili hastalar grubunda, Jack) İnsanlar öleceğini duyunca, seni gerçekten dinliyorlar.”

(Uçakta, anlatıcı) “Tek porsiyonluk arkadaşlar. Kalkışla inişin arasında zamanı paylaşıyoruz.”

(Uçakta, Tyler) “İşine yarıyor mu? Akıllı olmak...”

(Tyler) “Biz tüketiciyiz. Tutkulu bir yaşam tarzının yan ürünleriyiz. Cinayet, suç, fakirlik bunlar beni ilgilendirmiyor. Benim için önemli olan magazin dergileri. Beş yüz kanallı televizyon, İç çamaşırımda kimin adının yazdığı...”

(Tyler) “ Sahip oldukların, sonunda sana sahip oluyorlar.”

(Anlatıcı) “Kimse gördüğünü bilmiyor, ama görüyor.”

(Tyler) “Biz kadınlar tarafından büyütülmüş bir erkek nesliyiz. Başka bir kadının aradığımız şey olduğunu hiç sanmıyorum.”

(Tyler) “Kendini geliştirmek bir mastürbasyondur.”

(Tyler) “Mülkümü yok ederek beni özgür kılan kişi, kendimi bulmama sağladı de”der.
“Medeniyetin gittiği bu yönde, maddi eşyaların önemini reddediyorum.”

(Tyler) “Babalarımız bizler için birer tanrı modelidir. Eğer babalarımız bizi terkettiyse, tanrı nasıl olur. Tanrının senden hiç hoşlanmadığı olasılığını düşünmelisin. O seni hiç istemedi. Hatta büyük olasılıkla senden nefret ediyordur. Bu başına gelebilecek en kötü şey değil. Ona ihtiyacımız yok. Lanetinin affedilmesini boş ver. Biz tanrının istenmeyen çocuklarıyız.”

(Tyler) “Önce teslim olmalısın. Her şeyden önce korkmayı bırakıp, bir gün öleceğini kabullenmelisin. Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür kalabiliriz.”

(Tyler) “Burada, yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde... Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp, gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da yerimiz yok. Ne büyük savaşı yaşadık, ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş. En büyük buhranımız hayatlarımız. Televizyonla büyürken milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz. Ve bu yüzden çok kızgınız.

(Tyler) “Sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz.Sizler iç çamaşırı değilsiniz. Sizler dünyanın dans edip, şarkı söyleyen pisliklersiniz.

(Tyler) “Sizler özel değilsiniz. Sizler güzel yada eşi olmayan kar taneleri değilsiniz. Sizler herkes gibi çürüyen organik maddelersiniz.

(Tyler) “Peşinde olduğun insanlar, muhtaç olduğun kişiler. Yemeklerinizi pişiriyoruz, çöpünüzü topluyoruz, telefonlarınızı bağlıyoruz, ambulanslarınızı sürüyoruz. Uykunuzda sizi koruyoruz. O yüzden bizimle oynama.”

(anlatıcı) “Türünü korumak için çiftleşmeyen her pandayı, elime tüfek alıp vurmak istiyordum. Petrol tankerlerini açıp göremeyeceğim fransız sahillerini kirletmek istiyordum. Duman solumak istiyordum.

(anlatıcı) “Yapayalnızım. Babam beni terk etti. Tyler beni terk etti. ben Jack’in kırık kalbiyim.”

(Tyler) “Hayatını değiştirmek istedin. bunu kendin yapamıyordun. Olmak istediğin her şey oldum. Yani ben. Görünmek istediğin gibi görünüyor, istediğin gibi sevişiyorum ve asıl önemlisi senin olmadığın kadar özgürüm.

(Tyler) “ İnsanlar bunu her gün yapıyor. Kendileri ile konuşuyorlar. Hayallerindeki gibi olmak istiyorlar, cesaretleri olmadığı için bunu yapamıyorlar. Sen hala mücadele ettiğin için bazen kendine dönüşüyorsun. Başka zamanlarda beni izlediğini hayal ediyorsun. Yavaş yavaş kendini bırakıyorsun, Tyler Durden olmaya.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bence blogtan öte yazmışsınız... filmleri bu şekilde ele alan bi web sitesi açmanızı tavsiye ederim, ya da bi program formatı oluşturun video kaydı yapın cd'ye yazın tv kanallarına götürün, kitap yazın falan... aynı anlatımla "Butterfly Effect" filmini de inceleyin lütfen... :)

cuneyt3323 
 16.08.2007 17:18
 

Böyle uzun bir analiz yapmanız takdire şayan, bu da filmin bir hayranı olduğunuzu gösterir, umarım bir bilgin vardır dövüş kulübünün özel versiyon dvdsi çıkar mı sence, en kıytırık filmlerin bile özel versiyon dvdsi varken dövüş kulübünün hala vanilya baskısı var.

Sinefilozof 
 27.09.2006 17:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1520
Kayıt tarihi
: 03.07.06
 
 

Shakespeare,"hayat dediğin nedir ki; yedi perdelik bir oyun" demiş. Bense bu oyunda yönetmen olma ha..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster