Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
656
 

Fikir tartışmasına varım

Fikir tartışmasına varım
 

“Fikir teatisi” anlamındaki “Tartışma”ları hep sevdim. Tam tersine amaçsız, gündemsiz boş konuşmalar ve yazışmalardan nefret ediyorum.

Elbette tartışma denince akla, karşılıkla konuşmak yani sözlü tartışma gelir ama, yazılı tartışmanın da örnekleri vardır.

Tartışmanın kurallarını bildiğimiz pek söylenemez. Televizyonlarda hemen her akşam bazı tartışmalar yaşanıyor. Ancak söylendiğine göre bu tartışmalar, reyting arttırmak için özellikle çıkarılıyormuş. Doğruluğunu da yanlışlığını da kanıtlayabilecek durumda değilim.

Her şeyden evvel şunu bilmemiz gerekir ki, tartışmada amaç, bir tarafın kendi görüşünden vazgeçerek diğer görüşü kabul etmesi değildir. İnsanlar öyle kolay kolay savundukları fikirlerden vazgeçmezler.

Ancak tartışmacı, ne olursa olsun, kendisine sunulan kanıtlara ve farklı pencerelerden bakıldığında ortaya çıkan gerçeklere rağmen kendi yanlışında ısrar da etmemelidir.

Tartışmadan elde edilecek asıl fayda ve ortaya çıkacak olumlu sonuç ise, dinleyenlerin, ya da okuyanların, o konu hakkında değişik açılardan elde edecekleri bilgidir.

Kanaatlerimiz, sayısız fikirlerin, düşüncelerin, görüşlerin sentezinden, bizim ihtiyaçlarımıza, arzularımıza, beğenilerimize uygun olanlar arasından seçilerek oluşur.

Aynı tartışmayı seyreden veya bu konuda yazılan yazıları okuyan iki kişi birbirine zıt kanaatlere sahip olabilir.

Sözgelimi otomobillerin tartışıldığı bir oturumdan sonra, kimileri ucuzunu, kimileri pahalısını, kimileri dayanıklısını, kimileri sporunu, kimileri güçlüsünü tercih edeceklerdir.

*****

Tartışma konusu farklı açılardan bakıldığında farklı sonuçlar elde edilebilen konulardan seçilir ve seçilmelidir.

Sözgelimi takım tutmanın tartışması yapılmaz. O bir tutkudur ve inançtır. Ancak taraftarlığın ölçüsü tartışılarak, fanatikliğin zararları ve varsa faydaları ortaya konabilir.

Dini inançlar da niye inanıyorsun veya niye inanmıyorsun şeklinde tartışılamaz, tartışılsa da bir sonuca varılamaz. Ancak inanç sahiplerinin, yaşadıkları toplumda başkalarının inancına da saygı duyarak nasıl yaşamaları gerektiği tartışılabilir.

En çok yapılan ve hiçbir sonuca ulaşılamayan tartışmalardan biri de siyasi tartışmalardır.

Aslında siyaset bir fikirdir, bir düşüncedir, bir görüştür. O yüzden gelişmesi ve değişmesi de çok doğaldır.

Ne var ki, bizim toplumumuzda siyaset biraz takım tutar gibi olduğu için, siyasi konularda maalesef gereği gibi tartışamıyoruz.

Şimdi şöyle düşünelim:

Otuz yıldır biz 12 Eylül Anayasası’nı tartışıyoruz. Askeri yönetim tarafından hazırlandığı için onu demokratik bulmuyoruz ve en kısa zamanda değişmesini istiyoruz.

Farzedelim ki, Türkiye’den haber alınamayan bir ülkede yaşıyorsunuz. Döndüğünüzde 12 Eylül Anayasası’nın değiştirildiğini ve bunun için bir referandum yapılacağını öğrendiniz. Oyunuz hiç düşünmeden “Evet” olmaz mı?

Ama partinizin buna karşı çıktığını öğreniyorsunuz ve siz de "Hayır" demeyi düşünüyorsunuz. Bu nasıl mantık?

Benim bildiğim insanlar partileri, kendi siyasi görüş ve düşüncelerine uygun düştüğü için desteklerler, partinin görüşüne kendilerini uydurmazlar.

Oysa şu an ülkemizde 12 Eylül Anayasası’nın ülkenin önünü tıkayan pek çok maddesi değiştirildi. Ancak CHP, sırf bu değişikliği Ak Parti yaptığı için iptal istemiyle konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.

Referanduma “Hayır” diyeceğini de daha değişikliğin ne olduğu belli olmadan açıkladı.

Kişisel olarak bu değişiklikleri isteyen ve doğru bulan pek çok vatandaş da CHP’li veya MHP’li olduğu için, partisi karşı çıkıyor diye “Hayır” oyu vermeye hazırlanıyor.

Böyle bir siyaset anlayışı tartışılabilir mi?

Seçimlerde iktidarı belirleyen “yüzer gezer oy” diye isimlendirilen bir kesim vardır. Bazıları bunu alay etmek için küçümsemek amacıyla söylerler ama, gerçek demokrat onlar diye düşünüyorum. Ben de onlardan biriyim.

Bugüne kadar katıldığım hemen her seçimde farklı siyasi partiye oy verdim. Neden? Çünkü o seçimde beni ikna eden veya bana sempatik gelen farklı bir parti vardı.

Takımları spor olsun diye tutuyoruz. O bir renk aşkı. Yense de yenilse de fark etmez. Derece alamasa da, şampiyon da olsa, fark etmez.

Ama partiler? Onlar bir ülkeyi yönetmeye talipler. Bizim için, ülke için neyi nasıl yapacaklarını anlattıklarında bizi ikna ediyorlarsa oyumuzu niye vermeyelim?

*****

Sonuç olarak birbirimize hakaret etmeden farklı düşüncelerimizi ortaya koyarak tartışacaksak, severek ben de katılmayı isterim.

Ancak tartışılacak ilk konunun “Blog yazarlığı” olmasını bir talihsizlik olarak gördüm.

Milliyet gazetesi bir tartışmaya gerek kalmayacak şekilde sayfalarını Blog yazanlara açtı ve dört yıldır başarıyla bunu sürdürdü. Ortada tartışılacak ve tartışılarak varılacak bir sonuç yok.

Blog yazarlığı, yazanlar için müthiş bir imkândır. Sonuçta edebi sanatların bir alanında hevesimizi tatmin etmek için amatörce bir çaba ortaya koyuyoruz.

Elbette içimizden bazıları daha kabiliyetli, daha becerikli olduğu için öne çıkacak. Bundan doğal ne olabilir ki?

En kötü yazanları bir araya getirseniz onların içinde “iyi yazan” çıkabileceği gibi, en iyi yazanları bir araya toplasanız, içlerinden biri yine sonuncu olacaktır.

Burada şükranla kabul edilmesi gereken durum şudur ki, her alanda kendine göre hevesli, amatörce bir şeyler yapmaya çalışan insanlar varken, resim yapmak, şarkı söylemek, müzikle uğraşmak, desen çizmek, sinema yapmak, tiyatro oynamak… gibi pek çok sanat dalının heveslisi böyle bir imkân bulamazken, yazı yazmaya meraklı insanlar, Milliyet Blog gibi bir alanda kendilerini gösterme fırsatı bulmuşlardır. Bu, kıymeti bilinmesi gereken büyük bir nimettir.

Ne demişler? “Bârika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar = Gerçeğin ışığı, fikirlerin çarpışmasından doğar”

Kavgasız gürültüsüz, iyi tartışmalar diliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bizde ne yazık ki tartışma kültürü yeterince gelişmemiştir. Tartışan kişiler tartışmanın bir yerinde muhakkak bel altı çalışır. AMaç faulle de olsa rakibi durdurmaktır. Çünkü bizde ya yeneceksin ya yeneceksin düsturu hakimdir. Yenilmeyi (aslında yenilmek değildir) gururuna yediremezler. Yani fikir alıp vermeyi pek sevmiyoruz galiba :)) Sevgi ve muhabbetle

Murat HACIOĞLU 
 21.06.2010 10:41
Cevap :
Evet tesbitleriniz doğru. Ancak bunun artık değişmesi gerekiyor. Kendimizi yenilememiz lazım. Herkes her şeyi bilecek diye bir kural yok. Hele doğru bilecekdiye bir kural hiç yok. O zaman geriye bizim sahip olduğumuz kanaatler kalıyor. Onu da açıklıyoruz. "Ben bu konuda böyle düşünüyorum." Benimki doğrudur da seninki yanlıştır diye ne kızmaya, ne kırılmaya gerek var. Herkes görüşünü belirtecek. İster inanalım ister inanmayalım biz de ona saygı göstereceğiz. Bel altına inince ya da küfür edip haykırınca o fikir doğru hale mi geliyor? Hayır! bu gerçekleri artık anlayacağız. Başka çare yok. Anlamayana da yapacak bir şey yok. Onları da öyle kabul edeceğiz. Katkınız için teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla...  21.06.2010 13:45
 

Her iki yazı da seçilen "tartışma" konusunu eleştiriyordu ve ne tesadüf, her iki yazı da başka kategorilere "sürgüne" gönderildi! Hem de tek bir gerekçe göstermeden! "Tartışma seviş" başlıklı sulu zırtlak yazılar ise kabul görüyor maalesef. Ben yazımı tekrar "tartışma kategorisine" aldım ve editörlere bir mail yazarak bu sürgünün nedenlerini sordum. Geçerli bir sebep gösteremezlerse iş bu siteden çekip gitmeye kadar varacak. Durum bundan ibarettir Ahmet Bey, Selamlar, saygılar.

Ümit Culduz  
 20.06.2010 15:49
Cevap :
Evet, sürgüne gönderilmişim Ümit bey. İşin sahibi onlar ne yapayım. Sizin gibi direnecek gücüm yok. Daha doğrusu bunu problem yapmayı gereksiz buluyorum. "Çekip gitmek" sözünü en son sizden duymak isterim. Pire için yorgan yakılmaz, değil mi? Selam ve saygılarımla....  20.06.2010 21:44
 

Bu başlıkta bir yazı yazarak editörlere mail ile gönderdim. İstedim ki bu yeni tartışma kategorisinin ilk konusu yine "tartışma" olsun. Kategori henüz hizmete sokulmamıştı.Bence pek uygun olurdu ama nedense pek uygun görmediler. Sitem etmiyorum tabii ama durumu da görüyorsunuz işte. Sizin bu yazınız da çok güzel bir katkı sağlardı benim önerime ama olmadı ne yazık ki. Ne yapalım, biz de futbolcular gibi "Artık önümüzdeki maçlara bakacağız". Anlatımınız güzeldi. Kutlarım. Selamlar, saygılar.

Ümit Culduz  
 20.06.2010 3:53
Cevap :
Blog veya blog yazarının tarifini yapmak yerine, önce tartışmanın tartışmasını yapmak, yani kuralları yerine oturtmak güzel olurdu gerçekten. Sizin bu konulardaki düşüncelerinizi ve öngörülerinizi hep olumlu buluyorum. Türkiye'nin sorunlarından biri de hemen her alanda yönetenlerin, önsafta görev alanların, yönetilenlerden ve arka saflara atılanlardan geride olması. Bu dengesizlik başarısızlığımızın da temel sebeplerinden biri. Saf denince aklıma geldi, siz bilirsiniz de bilmeyenlere hatırlatmış olalım. Namazda ön safa bilgi, yaş, olgunluk bakımından en ehil kişiler geçer. Sıralama bu minval üzere arkaya doğru çocuklara kadar devam eder. Bunun amacı ve faydası, imamın herhangi bir sebeple namaza devam edememesi halinde hemen arkadakinin mihraba geçip görevi hiç aksatmadan yerine getirebilmesidir. Dini literatürden örnek verdim diye bazı arkadaşlar bana kızarlar ama, buradaki mantık dini değil, aklidir. Bizde ise işe yarayanlar arkalara uzaklara atılır. Katkınıza teşekkkürler.Slm syglr  20.06.2010 12:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 946
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster