Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
158
 

Fikirlerinizin esareti düşünmeye başladığınızda ortadan kalkar

Rusya Devlet Başkanı  Vladimir Putin, birkaç gün önce Russia Today" televizyonuna  yaptığı açıklamasında batılı ülkeleri Suriye konusunda uyararak "İzlediğiniz politika bir gün size geri dönüp zarar verebilir" dedi ya, eminim ki akıl yolunu çok titiz bir şekilde masaya yatırmasını bilen ve her bir harekat tarzını tüm alternatifleri de gözardı etmeden numaralandıran Batı Bloku, Putin’in bu uyarısını kesinlikle es geçmez. Ve o numaralandırılmış harekat tarzlarının bir yerinde Rusya’nın bu uyarısı da daha önceden mutlaka öngörülmüştür. Peki Batı, nazik durumların farkındalığı içinde şimdilerde Suriye eksenli yürütmekte olduğu planlarından vazmı geçecektir ? Hayır! Emelleri hiç değişmeyecek ancak onları emellerine götüren planlar, ciddi uyarılar nedeniyle daha akılcı ve daha etkili yollar bulunması sebebiyle değişikliğe uğrayabilecektir.

Fikirlerinizin esareti düşünmeye başladığınızda ortadan kalkar. Bu münasebetle Türkiye ise kendi durumunu ve harekat tarzını ciddi bir şekilde bağımsız olarak düşünmek zorundadır. Değilse, ABD öncülüğündeki Hıristiyan Batı Blokunun ( “Batı Bloku” ifademizden salt NATO’nun kastedildiği şeklinde anlaşılmamalıdır.) bölgemizde icra etmekte olduğu inşa planlarının sadece dolgu argümanı olmaktan öteye gidilemez. Oynanan satrancın her bir hamlesinde bir de bakarız ki kaybeden yine biz olmuşuz. Zaten Batının icra edeceği planları ile Türkiye’ye ve İslam ülkelerine herhangi bir şey kazandıracağını beklemek hayalcilikten öte bir şey olmaz. Sonra ne demek “Türkiye’ye kazandırmak!”… Bilakis adamlar Türkiye’yi tamamen kazanmak istiyorlar. Onların bu arzusu; çok eskilerden beridir akıllarından geçirdikleri ve edebiyatlarına da yansıyan ileri bir emel ve değişmez bir olgudur.

İtalyan Şair Ludovico Ariosto (d-ö:1474-1533), nun Orlando Furioso’su buna  sayısız örneklerden sadece biridir.

“İspanyollara Afrika’yı, Almanlara da Anadolu’yu önerdiği bu nazım eserinde paylaşım hayallerini şöyle dile getirir:

Eğer kovuklarda açlıktan ölme endişesi,

Ey İsviçreli, sürüklüyorsa seni Lombardiya’ya,

Ve aramızda arıyorsan eğer sana ekmek verecek birini

Ya da seni öldüren sefaletten kurtulma yolunu;

Türk’ün zenginlikleri çok uzağında değil;

Kov onu Avrupa’dan ya da hiç yoksa Yunanistan’dan;

Böylece ya açlığından kurtulabilirsin,

Ya da o yörelerde daha onurlu ölürsün.”

Onlar, İslâm alemi içinde kendilerinin sömürü ve işgal girişimlerine karşı başını yukarı kaldırabilecek yeteneğe sahip olan en fazla üç ülkeden biri olarak Türkiye’yi görürler. Çünkü, bilirler ki bu milletin ölüsünden bile kendilerine karşı milli bir mücadele yürütebilecek olan vatan evlatları ortaya çıkar.

Şimdi biz bulunduğumuz ahval içinde görünürde  Suriye merkezli yürütülmekte olan Batı icraatlarının safhalarından sadece bir bölümünü analiz etmeye çalışalım. Şunu baştan öngörmeliyiz ki, Suriye’de Özgür Suriye Ordusunun kesin zaferi ve tüm ülkeyi “bağımsız karakterle” hakimiyeti altına alması  düşünülmeyecektir. Batı Bloku, Rusya ve Çin menfaatleri düşünüldüğünde Beşar Esad rejimi dışında tek parçalı bir Suriye zor görünüyor. Ne var ki bu aşamadan sonra Esad’ın da ülkeyi tek parçalı olarak idare etmesi ihtimali de çok zayıftır. Çünkü, Putin konuşmasında kendilerinin de Suriye’de demokratik usullerle  bir rejim değişikliğine gidilmesinden yana olduklarını ifade ederken, bu ifadeleri ile diğer seçeneklerin ulusal menfaatlerini hiçe sayması noktasına gelmesini kabul etmeyeceklerini ima etmiştir. Fakat öbür taraftan bu onların sınırlı kabullenmelerinin olabileceği anlamına geliyor. Şu ki, Rusya Suriye’de askeri ve siyasi boyutları noktasında ki menfaatlerinden vazgeçmek istemez. Bu menfaatlerine dokunulmadığı noktasında Suriye’nin parçalı bulutlu olmasının kendilerine bir zararı olmayacağını değerlendirebilirler. Hatta Irakta olduğu gibi Suriye’de de Batı himayeli bir Kürt yönetim bölgesinin ortaya çıkmasının Türkiye’yi tam bağımsız karakterli büyük bir ülke olmaktan alıkoyacağı varsayımı ile bu sonucun  kendine biraz daha yaklaştıracağını öngörebilir. Çünkü, Hıristiyan Batı Blokunun planları üzerinden ilerlemeye çalışmanın kendileri için incir ağacının altında buğday yetiştirilemeyeceği anlamına geldiğini anlayanların sayısının, küçülen, daralan, bunalan ve bozulan Türkiye de  hızla çoğalacağını, öbür taraftan milli bir güç olma şansının kaybedildiği düşüncesinin toplumda yaygınlaşması ve psikolojik etkisini belirgin bir şekilde  göstermeye başladığında, batı tasallutunun ülke üzerindeki etkisinin zayıflatılmasının tek çaresinin kendilerine yaklaşmaktan geçtiğini düşünecek olan siyasi çevrelerin elinin güçleneceğini hesaplar.

Suriye’de ki iç savaşın bilinerek ve istenerek artık alabildiğine uzatılmasına paralel olarak Türkiye’ye sığınmacı olarak geçen Suriye vatandaşlarının veya diğer vasıflardaki  unsurların  alabildiğine artması şartları oluşturulabilecektir. Bu durumlar gerçekleştiğinde  Türkiye sığınmacıların yükünü ciddi bir şekilde omuzlarında hissetmeye başlar.

Suriye’nin  tek parçalı ve Iraktakinin aksine yönetim açısından da bir bütün ülke olarak kalmasının dışında diğer hiçbir alternatif Türkiye’nin yararına olmayacaktır. İhtimal ki Nusayrilerin kontrolünde kalacak olan bölge, o aşamadan sonra artık  Türkiye’ye tam bir düşman olacak ve güçlü satranç ustalarının oyun planlarının da etkisi ile bölücü, yıkıcı terörist çevrelerin sürekli lojistik destekçisi olmaktan geri kalmayacaklardır. Batı ise bu manzara karşısında keyifle piposunu tüttürecektir.

Bir diğer konu: Uçuşa yasak bölge ilan edilmesini istemek!... Tabiidir ki Özgür Suriye Ordusunun mücadelesini olumsuz etkileyen en önemli faktör; Esad’ın emrindeki savaş uçakları. Şimdi Esad’ın otoriter, kanlı bir hakimiyet peşinde olduğu tezinden hareket edilirken  neden uçuşa yasak bölge, sadece  “… bölge” olarak akıllardan geçirilsin ki? Neden çizginin altı, çizginin üstü olguları zihinlere yerleştirilsin?  Esad’a  çizdiği çizgiyi veya bölgeyi göstererek burada uçak uçurmayacaksın, uçurursan vururuz diyecek olan güç; madem bunu yapabilecek güçtür, o zaman ne diye çizgi altı, çizgi üstü gibi şeylerle kendini sınırlandırıyor ki? Eğer niyeti Özgür Suriye Ordusunun mücadelesinde galip gelmesi ve tüm ülke yönetimini eline geçirmesini istemekse, o zaman savaş uçaklarının uçuşuna  Suriye’nin tamamında yasak getirilsin. Olur mu!.. O zaman ÖSO tankları ve topları bazukalarla, muhtelif piyade roketleri ile susturabilir ve iç savaş da fazla uzun sürmeyebilir. “E!.. Bu yapılamıyor, onun için hiç olmazsa çizgi altı-çizgi üstü sınırlamalarının getirilmesini isteyelim  ve bunu sağlayabilelim ki o zaman ÖSO’nun bari kısmi bir rahatlaması söz konusu olsun” mantığı doğru gibi algılanacaktır!

İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) faktörü; global etkiler karşısında İslâm ülkelerinin gerçekten yabana atılamayacak bir güç olması için değerlendirilebilmeliyi. Çok uzakta değil, bundan üç, dört yıl önce Türkiye bunu başarmaya öncülük edebilecek bir  saygınlığa kavuşur gibi olmuştu. Olmadı. Orada ki hamle sırası maalesef atlandı. Oysa, İİT ’nin konumu ve yapısı etkili bir güce dönüştürülerek İslâm ülkelerinin kendi sorunlarına karşı çözüm üreten ve hariçten gelebilecek olumsuz etkilere karşı da, siyasi, askeri ve ekonomik güç kaybına uğratmayacak bir çözüm ve güç birliği teşkilatı haline dönüştürüle bilinirdi. Bu sağlanabilirdi ve misal o zaman Suriye’nin demokratik meseleleri noktasında çözümler üretilmeye başlandığında bu ABD ve İsrail’in global hamleleri olarak algılanmayacağı için Çin ve Rusya’nın tavrının da bir tehdit ve meydan okumaya dönüşmesi engellenebilirdi. Batı Blokunun ise bölgede bu kadar rahat kedi-fare oyunu oynamasına meydan verilmeyecek  çözümler bulunabilinirdi.

Oysa bu olmuyor ve sürekli ocaklarımıza  incir ağacı dikiliyor! İslâm insiyatifini inşa edemediğimiz  için  bütün güçlerimizi bölgelerimizde yaşatılmakta  olan  birbirimize karşı çekişme, itişme, kakışma ve savaşmalara harcamakla geçiriyoruz. Bir de bakıyoruz ki oluk oluk Müslüman kanı akıyor ve yer altı ve yer üstü zenginliklerimiz global oyuncuların eline geçiveriyor.

Sonuç olarak; Satranç oyunundaki hamle üstünlüğünü elde edemeyen Türkiye’nin  şu gelinen noktadan sonra artık kendi bekası ve  bölgede ki İslâm ülkelerinin hayrı için yapabileceği en iyi şey,  Suriye’de savaşan taraflar arasında uzlaşıyı aramak ve ülkenin demokratik değişimine etkili katkı sağlamak olmalıdır. Bunu başarabilmek o kadar da zor değildir. Yeter ki doğru hareket tarzının bu olduğu zihinlerde yerini bulabilsin ve bunun başarılabileceğine inanılsın.

Esen kalın.

Duran Açıkgöz / 10.09.2012

Kaynak:  -Kumrular Ö., Avrupa’da Türk Düşmanlığının Kökeni, Doğan Eğmont Yayıncılık ve Yapımcılık Ticaret A.Ş. s.127, İstanbul

-gazetevatan.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dışişilerinde santranç oyunu doğru oynanmalıdır. Lakin bizim taşların bir kısmı yok oldu. Saygılar. Güzel bir yazı..

hssensoz 
 12.09.2012 11:09
Cevap :
Bilmukabele. Bizden de size saygılar Selçuk Bey. Hani satrançta "bilirim" diyerek kimi oyuna çıkanlar vardır, önemli taşlarını safdışı bırakmışsın yine de yeneceğini sanarak döneler durur ya... Gerçeği anlayıverip "tamam bu oyunu sen kazandın" demez. Oysa karşısında ki usta. Çakar manzarayı. "İyi bari, hemen işini bitirmeyeyim şunun, iyice yorulsun da bir sonraki oyuna takati kalmasın" diye düşünerek bir sonraki oyunlarını da kazanmayı garanti eder ya!... İyi akşamlar ve tekrar görüşmek dileği ile...  13.09.2012 0:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 198
Kayıt tarihi
: 20.12.11
 
 

Hayata ilişkin keşfedebildiğim iyi, güzel ve faydalı olabilecek  bir şeyler varsa, onları  değerlen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster