Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '07

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
712
 

Fikriye...

Fikriye...
 

Fikriye, 1916 yılında, 2. kızını da kucağına aldığında, henüz 17 yaşındaydı ve bu dünyadaki misafirliğinin sadece 12 yıl süreceğini bilmiyordu.

İstanbul Yedikule’de bir konakta otururlardı. Yüzü medeniyete dönük bir anne ve babanın iki kızının küçük olanı idi Fikriye.

Dümdüz siyah saçlara, kestane kahvesi gözlere sahip olan ablasının tam tersine, dalgalı açık kumral saçları, bembeyaz teni ve ela gözleriyle ilk bakışta dikkatleri üzerine çeken bir genç kızdı.

İbrahim Ethem ile çocukluktan beri tanırlardı birbirlerini. Pırıl pırıl bir gençti İbrahim Ethem.” Çakı gibi delikanlı derler ya” öyleydi. Uzun yıllar var ki beğenirdi Fikriye’yi, zamanla bu beğeni aşka dönüşmüştü.

Fikriye de çocukluğundan beri tanıdığı İbrahim Ethem’i gördüğünde yüreğinin daha farklı bir biçimde attığını hissetmekteydi ne zamandır.

Çocukluktan genç kızlığa adım atma yaşlarındaydı, o zamanlar erken evlendirilirdi kızlar. Evlilik kararlarını da aileler verirdi.

Babası da, çok beğeniyordu İbrahim Ethem’i “ Bu çocuk gelecek vaat ediyor” derdi de başka bir şey demezdi.

Sonunda evlendiler. Evlendikten sonra daha da çok sevdi eşini Fikriye.

Evlendikten yaklaşık 1 yıl sonra ilk kızını, kızının doğumundan sadece 11 ay sonra da ikinci kızını kucağına aldı.

İkisi de çocuklarıyla birlikte mutluydular.

Çocukluk aşkı evliliğe dönüşmüş ve meyvelerini vermişti bile ancak onların mutluluğu devam ederken, dünya gergin günler yaşıyordu.

Fikriye’nin büyük kızını kucağına aldığı günlerde, tarih ince ince yazılıyor ve dünya ilk kez 4 yıl sürecek büyük bir savaş görmeye hazırlanıyordu. Osmanlı Devleti ise sancılı bir dönemden geçiyordu.

Hayat Fikriye’ye, İbrahim Ethem ve iki bebeğe neler sunacaktı henüz kimse bilmiyordu.

Fikriye’nin kızları 4 ve 2 yaşlarında iken, eşi askere gitme kararı aldı. Gitmesinden bir gece önce ailecek güzel vakit geçirdiler. Kızlar, babalarının gideceğini hissetmişlerdi ve o gece babalarının kucağından inmek bilmediler. İki kız, öpücük yağmuruna tutmuşlardı babalarını. Fikriye, olan bitenden çok söz etmedi çocuklarına, babalarının nereye gittiğini hissettirmemeye çalıştı.

Ertesi sabah, sımsıkı sarıldı eşine, “ Bizi hiç unutma “ diyerek.

İbrahim Ethem, kızlarını öptü, karısına sarılarak, heyecanla “ Göreceksin, her şey daha güzel olacak, geçecek bu günler” dedi ve yola çıktı.

Eşinin yüzünde kararlı ve söylediklerine inanan bir ifade vardı.

Söylediklerinde haklıydı, ancak her şeyin daha güzel olmasına henüz, zorluklarla geçecek 5 koca yıl vardı.

Bu anları kızlar, -özellikle büyük kız- gelecekte hayal meyal hatırlayacak, hatırladıklarını annelerinin eski Türkçe yazdığı günlüğe benzer yazıları ile birleştirerek belleklerinde saklayacaklardı.

Gittiği yerlerden geri dönemedi İbrahim Ethem.

Uzun süre haber de alamadılar. Özlemin, merakla sarmaş dolaş olduğu bir dönemde şehit olduğu haberi geldi..

Hayata küstü, kendine küstü Fikriye. Oysa acısını yüreğinde saklamak zorundaydı. Çocukları için hayatta kalmalıydı. Üzerinde yaşadığı topraklar güzel günler görecekti. Mustafa Kemal’in askerlerinden biriydi kocası, vatanı için şehit olmuştu. Bir yanı hiç unutamadı, diğer yanı hep gurur duydu İbrahim Ethem’le.

Güzel, gösterişli, genç bir kadındı.

Herkesin dikkatini çekiyordu. Bunlardan biri de yeni taşındıkları mahalledeki en yakın komşularının erkek kardeşi Hakkı Bey’di. Görür görmez aşık olmuştu Fikriye’ye. O’nun iki çocukla yalnız kalış hikayesini dinleyince, saygı duydu, sabırla, incitmeden beklemeye başladı.

Fikriye, İbrahim Ethem’in ölümünden yaklaşık 8 yıl sonra, kendisini büyük bir sabırla bekleyen Hakkı Bey ile evlenmeye karar verdi.

Evlendiği gün, geçmişi düşündü.

Savaş çoktan bitmiş, 600 yıllık bir imparatorluk çökmüş, imparatorluğun küllerinden yepyeni bir cumhuriyet kurulmuş, her şey değişmişti.

Yıllar önce İbrahim Ethem’in söylediği sözleri ve yüzündeki o kararlı ifadeyi hatırladı, gerçekten artık “ Her şey daha güzeldi”. Oysa sevdiği adam yanında değildi ve şimdi sadece saygı duyduğu biri ile, iki kızı yanında yeni bir hayat kurmak üzereydi.

O ara uzun zamandır yakasını bırakmayan şiddetli öksürükler de başına dert olmuştu.

Narindi Fikriye, geçirdiği şiddetli soğuk algınlığının iyileşmesi uzun zaman alacaktı herhalde.

Evlendikten 1 yıl sonra hamile olduğunu fark etti. Hamileydi ama baş belası öksürük hiç yakasını bırakmıyordu.

Öksürüğün geçmeme nedenini bulmak için çeşitli tetkikler yapıldı.Bir süre sonra yapılan tetkikler sonucunu verdi. Fikriye “verem”di.

Çocuğu doğurması sakıncalıydı. İnat etti, ve o haliyle dünyaya bir kız çocuk daha getirdi. Kendi gibi, beyaz tenli bir kızdı bebeği.

Doğumdan sonra 40 gün daha direnebildi Fikriye. Bebeğinin kırkının çıktığı gün, O’nun da dünyadaki serüveni , henüz 29 yaşında iken sona erdi.

Gökyüzünde kayan bir yıldız kadar kısa sürmüştü hayatı.

Küçük kız hiç bilemedi, tanıyamadı annesini.

Yıllar önce dünyaya gelen ablaları anne oldular bebeğe.

Büyüyüp genç kız olduğu zamanlarda, “ Annem nasıl bir kadındı ?“ diye sorduğunda ablaları, “Aynaya bak, gördüğün yüz annemizin yüzüdür” dediler. Annesini hiç tanımayan kız şaşılacak derecede Fikriye’ye benziyordu.

***

Aradan çok çok uzun yıllar geçti .

Üç kız büyüdüler, evlendiler, hepsinin çocukları, torunları oldu.

Fikriye’nin ortanca kızının torunlarından biri – çocukluğundan beri anılara en düşkün olanı- , büyük anneannesinin kısacık ve hüzünlü hikayesini annesinden, anneannesinden, hatta dedesinden yıllarca hep dinledi.

O’nun anısını yaşatmak için her zaman bir şeyler yapmak istedi.

Ölümünün üzerinden yaklaşık 80 yıl geçmiş, albümlerde bir tek fotoğrafı bile bulunmayan Fikriye için ne yapabileceğini düşündü düşündü ve ortaya bu yazı çıktı.

***

Fikriye’nin büyük kızı 1986, ortanca kızı da 1989 yılında bu dünyadan ayrıldılar.

Kendine benzeyen, annesiz büyüyen küçük kız ise şimdi 80 yaşlarında.

Bu satırların yazarı 1989 yılının Aralık ayında kaybettiği- ortanca kız- anneannesini de hiç unutamadı.

Aralık ayını çocukluğundaki kadar sevmemesi de bundandır.

Aslında uzunmuş gibi görünen, bir ömrün sığdığı -hayat-larımız ne kadar kısa değil mi?

Uçsuz bucaksız bir evren üzerinde minicik bir noktayız hepimiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

enfes bir yazı okudum...yüreğine sağlık..öylesine güzel , içten,yalın ifade dilmiş ki yazı, tebrikler...Birde sırada 40günlükken anasız kalan, üşüyen o küçük kız ve anne olmaya çalışan o iki küçük anne kaleme alınmalı...kimbilir onlar neler yaşadılar, annelerinden acı, annelerinden buruk,,,ne anıları vardır kimbilir,,,bekliyorum özlemcim...

Kundelas- Sevdakılıçaslan 
 18.07.2008 23:46
Cevap :
Sevda'cığım, Çok teşekkür ederim, beğenilerin gururlandırdı beni. Şubat ayında "Kayıp Yıllar" adlı bir kısa öykü yayınlamıştım blog sayfalarında. Üç kadının hayatından esinlenerek yazmıştım bu öyküyü, bir tanesi de o annesiz kalan küçük bebeğin hayatından bir kesitti. Bir de mayıs ayında " Eski Fotoğraflar" adlı bir blog yazmıştım orada da dilim döndüğünce "ortanca kız " anneanemle ilgili annemin gözünden bir şeyler yazmıştım ki bu tamamen gerçektir. Orada sözü edilen fotoğraflara o zaman annemle birlikte bakmıştık. Fakat müthiş ilham verdin bana acaba şimdi de anneannem ve dedemi mi yazsam diyorum? Geçmişi, gidenleri yazmak garip bir duygu, sevdiklerini rüyanda görmek ve sonra da o rüyadan istmeden de olsa uyanmak gibi. Bu beğeniler beni çok mutlu ediyor, onların anısını yaşatıyormuşum hissine kapılıyorum. Fikriye Hanım mesela benim tanımayı çok istediğim bir kişiydi. Tanısaydım O'ndan öğreneceğim çok şey vardı eminim. Katkıların için çok teşekkürler Sevda'cığım.  20.07.2008 17:33
 

Kaleminizde tekrar hayat bulmuş hayatlar. Fikriye tekrar yaşatılmış. Bir varmış bir yokmuş gibide koymuşsunuz noktayı. İnsan 100 yıl yaşarmış. En son torunu anarmış onu, hatırlarmış. Ellerinize sağlık. Özlemlerinizede.

DurmuşGüler 
 13.01.2008 14:56
Cevap :
Çok teşekkür ederim değerli katkılarınız için. Fikriye'nin kısacık hayatı ile ilgili bir iz bırakabildi isem ne mutlu bana çünkü O, geride bıraktığı anıları ile çocukluğumdan beri çok anlamalı izler bırakmıştır hayatımda. Selamlar, sevgiler...  14.01.2008 7:58
 

Ciltlere sığacak bir yaşamı böylesine kısa bir öyküyle ve eksiksiz anlatmak pek kolay değil. Siz bunu başarmışsınız. Elinize sağlık.. Selamlar, sevgiler...

Kuşkayası (Turgut Erbek) 
 16.12.2007 0:04
Cevap :
Teşekkür ederim Turgut Bey. Sizin görüşleriniz her zaman değerlidir benim için. Sevgilerimle...  17.12.2007 10:19
 

Fikriye kısacık ömründe o kadar çok üzntü sığdırmış ki yüreine. Rahmetle anıyorum, tertemiz ruhu şad olsun. Ne iyi etin , ne güzel ettin yazdın Fikriyeyi bizlere... Yüreğine sağlık...SEVGİMLE..

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 14.12.2007 16:16
Cevap :
O benim için özel bir insandı. Yoktu ama hep var gibiydi ailenin içinde, sanki yıllar önce ölmemiş gibi. Yazdığım yazının beğenilmesi beni öyle mutlu ediyor ki canım Serap'cığım, galiba artık iyice ölümsüz oldu Fikriye. Sevgiler arkadaşıma...  14.12.2007 23:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 157
Toplam yorum
: 1552
Toplam mesaj
: 264
Ort. okunma sayısı
: 1629
Kayıt tarihi
: 12.10.06
 
 

İstanbul doğumluyum ama 20 yıldır Antalya'da yaşıyorum. 3 yaşında bir oğlum var ve eğitimciyim. Kend..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster