Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '17

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1037
 

Film önerisi: Triangle ve Coherence

Film önerisi: Triangle ve Coherence
 

Film izlemeye bayılan birisi olarak en sevdiğim tür bilim-kurgu, fakat böyle uzay savaşları tarzı bilim-kurgu filmlerini sevmiyorum. Yalan söylemeyeceğim Star Wars serisinin bir tek filmini dahi izlemedim, izlemek istedim fakat daha 15.dakikada kapattım izleyemedim, film daha başlamış bile sayılmazdı. Bir de filmin konusu böyle paralel evren olunca Allah diyorum, hemen çayımı kahvemi alıp pür dikkat filmi izlemeye başlıyorum. Bugüne kadar izlediğim bilim kurgu filmleri beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı bir tanesi hariç o da Equals filmi. Tam bir hayal kırıklığıydı diyemem ama konusu gereği çok büyük beklentiye girip Kristen Stewart'ı sevemediğimden filmi de sevemedim, ayrıca bilim kurgu filmlerinde mutlu sonlu aşkları sevmem. 

Bugün de bir bilim kurgu filmi hastası olarak size çok sevdiğim iki tane bilim kurgu filmini tanıtmak istedim, spoiler vereyim mutlu son yok olsa zaten önermezdim. Başlıktan da anlaşılacağı gibi bu iki film benim bakış açımla sonsuz bir döngüye sahip. Sonsuz döngüde sıkışıp kalmış karakterler var, birazdan filmlerin konusunu yazınca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Filmleri izlerken kendimi karakterin yerine istemsizce koyduğum için gerim gerildim, bin tane teori ürettim ama nafile o sonsuz döngüde sıkışınca kaçış imkansız.

Bir de bundan sonra filmlerin senaristlerinden tut yönetmenlerine kadar bir filmi beğendiğimde o kişilerin diğer filmlerine de bakmaya karar verdim, hatta beğenirsem izlemeye. Mesela Coherence filminin yönetmeni ve senaristi James Ward Byrikit'in diğer bir filmi olan Rango animasyon filmini izleyip bayıldım.

Triangle

Türkçesi Okyanusta Av olan 2009 yapımı psikolojik, korku-gerilim filmi Christopher Smith tarafından yazılıp yönetilmiş.

Oyuncular:

Melissa George - Jess

Michael Dorman - Greg

Rachael Carpani - Sally 

Henry Nixon - Downey

Emma Lung - Heather

Liam Hemsworth - Victor

Joshua McIvor - Tommy

Konusu:

Hikaye 6 kişi yat gemisiyle Atlantik Okyanus'a açılırlar, her şey düzgün giderken birden hava koşulları gizemli bir hal alır ve denizin sadece bir noktasında gök gürültülü yağmurlu bir fırtına başlar. Yatın kaptanı hava koşullarında bir gariplik olup olmadığı konusunda bilgi alır fakat bilgiye göre hava güneşlidir. Yat fırtınaya doğru yaklaştıkça herkes can yeleklerini giyer. Yatın kaptanı Greg ve yardımcısı Victor gemiyi kontrol etmeye çalışırken, Jess, Downey, Sally ve Heather geminin içine girer fakat fırtına yat'a vurunca geminin içerisine su dolar ve yat batmaya başlar. Bu sırada fırtınada sallanan ve batmaya başlayan yatın içerisinden Heather yatın dışından denize doğru sürüklenir ve kaybolur. Fırtına dinince yattan geriye kalan tek parçaya kalan herkes sığınır ve yardım beklemeye başlarlar. Uzaktan bir yolcu gemisi gözükür ve kurtulmak için tek şansları olan o gemiye binerler. 

Buradan sonrası Spoiler içerecek izlemeyen varsa okumasın!

Filmin başı Jess'in otizmli oğlu Tommy'nin ağlaması ile başlar. Sallanan sandalyede Jess Tommy'i ağlayarak sadece bir kabustu diye yatıştırmaya çalışır. Bu sahneyi daha sonra filmin son sahnelerinde daha detaylı bir şekilde öğrenince şok oldum. Daha doğrusu ben bu sahneyi filmin sonu sandım, tam kurtuldu derken döngünün devam ettiğini görünce söyleyecek söz bulamadım.

Ayrıca, Jess'in ağlamaklı, bitkin bir halde gelip Greg'e sarılıp özür dileyince bir gariplik olduğu belliydi. Daha sonra biraz uzanmak için kamarada yatakta uyurken bir kabus görüyor, bu kabusunda aslında sadece bir kabus olmadığını öğreniyoruz. 

En başından beri Jess gemiye hiç binmek istemedi, kızın herhalde 6.hissi kuvvetli falan dedim ama mesele o değilmiş. Gemiyi biniyorlar, etrafta dolaşırken Jess her koridorda her köşede sanki Deja vu yaşıyormuş gibi hissettiğini söyleyip durdu. Tabi Greg Jess'in kazadan dolayı şok geçirdiği için böyle hissettiğinde ısrar etti. İlk başlarda birlik olalım, gemi kaptanını bulalım densede Jess'in önce duyduğu ses ve sonra yerde anahtarını bulup hala bir tuhaflık olduğunu ısrar edip en sonunda yanlarından birinin geçtiğini gördüğünü söylemesi üzerine sürüden ilk ayrılan yakışıklı Victor oldu. Daha sonra herkes geminin yemek salonuna gitti. Greg kalanlara burada beklemesini söylese de Jess dinlemedi, Greg'in peşinden geminin kaptanını bulmaya gitti. Yol boyunca Jess gemide tuhaflık bir tehlike olduğunu söylese de çok bilmiş gibi Greg gemide bazen böyle şeylerin olabileceğini söylemeye devam etti. En sonunda bir odadan gelen sesin üzerine odaya girerler, odanın banyosunda camda kanla yazılmış tiyatroya gel yazısını bulurlar. Greg de hemen atladı balık gibi, ve gitmeye karar verdi. Jess gitmeyeceğini diğerleriyle geminin yemek salonunda bekleyeceğini söyledi. -çok detaylı yazdım :)- Yemek salonunda Jess kimseyi bulamaz, orada beklerken Viztor gelir ve bir anda Jess'in üzerine atlayıp onu boğmaya kalkar, Jess'de kendini savunmaya çalışırken Victor'u öldürür. Sonra tiyatroya gidince Greg'in vurularak öldüğünü, Sally ve Downey'in onun başında beklediğini görür. Sally ve Greg Jess'i görünce Sally Jess'e saldırır, Greg'i öldürdüğünü iddia ederek. Jess öldürmediğini söylerken bir anda yukarıdan birisi ateş ederek Sally ve Downey'i öldürür, Jess kurtulur ve kaçar. Ateş eden kişi Jess'i kovalamaya devam eder, en son Jess üstünlüğü elde eder ve ateş eden kişiye elindeki şu anda ne olduğunu hatırlayamadığım baltaydı sanırım onla vurmaya başlar, kimsin diye. Ateş eden kişi bunun kurtulmak için tek yolduğunu, diğer herkesi öldürmesi gerektiğini söyler.

Buraya kadar olan kısım tam bir korku filmi gibiydi, hatta o kovalamacada acayip gerildim. Kim olduğunu ve neden bunlara ateş ettiğini çözemedim, ateş eden kişi ölünce bir anda filmin daha başları bitmesine var ama ateş eden kişi de öldü şimdi ne olacak demeye başladım. Bundan sonra yaşananlar çok daha kötüydü. Aslında ölen kişinin kendisi olduğu ve bulduğu kağıtlara yazılmış eğer gemiye binerlerse hepsini öldür yazısını da kendi yazısı olduğunu kağıda yazınca daha beter korkutucu olmaya başladı. Kaçıncı kez bilinçsiz bir şekilde o döngüyü yaşıyordu. Herkesi uyarmayı denedi, kimseyi inandırmadı ve döngü yine Victor'a gemiden kurtulmamız lazım diye ısrar ederken Victor'un kafasından yaralanmasına sebep olmasıyla aynı şekilde devam etti. Hatta en son kafayı yemiş, herkesi öldürmeye çalışan bilinçsiz Jess'den kaçmaya çalışan yaralı Sally geminin bir köşesine sığınınca bütün o aynı şekilde karnından bıçaklanmış Sally cesetleri mide bulandırıcıydı. 

Herkes aynı şekilde ölüyor, hiçbir şekilde gemiye binmelerine veya gemiden kurtulmalarına Sally engel olamıyor. Filmin sonuna doğru Sally yine aynı şekilde kendisiyle kavgadan sonra denize düşüyor, bir şekilde kıyıya vuruyor. Burada da Sally'in geminin kamarasında uyurken gördüğü rüyanın aslında kabus olmadığı anlaşılıyor. Sally eve gitmeyi başarıyor, eve gelince dışarıdan gizlice oğlu ile o anda yaşayan Sally'i izliyor. O anda yaşayan Sally'in oğlunun durumuna karşı sabırsız ve öfkeli haline karşı Sally öfkeleniyor, çünkü o anda yaşayan Sally oğlu yere boya döktü diye sinirlenip ona tokat atıyor. Filmin en başında zili çalıp kaçan kişinin Sally olduğunu görüyoruz. Burada Sally'nin gitmesini bir şekilde engellemeye çalışacak diye beklerken Sally o anda yaşayan Sally'nin kafasına vurarak onu öldürüyor. Oğlu görünce ağlayıp korkuyor, Sally'nin oğlunu ağlayarak avuttuğu kısımdı burası. Sally o anda yaşayan Sally'i bir elbise taşıma kılıfına koyarak kaçmaya çalışıyor. Arabayla yolda giderlerken bir kuş camlarına çarpıp ölüyor, oğlu kanı görünce korkuyor tabii. Sally kuşu alıp gömeceğini söylüyor ama deniz kenarında bir yere atacakken yine aynı şekilde ölmüş onlarca ölü kuş cesedi görüyor, kuşu atıp yola devam ediyorlar. Fakat Sally arkada ağlayan oğlunu yatıştırmaya çalışırken, gelen büyük aracı görmüyor ve kaza yapıyorlar. Kazadan sonra kendisi bir şekilde arabanın dışında yara almamış bir şekilde kazada arabadan savrulup ölen Sally ve oğlunun bedenlerine bakıyor ve insanların oğlu için öldüğünü söylediğini duyuyor. Bu sırada bir taksici ona yaklaşıp, iyi olup olmadığını  ve onu istediği yere götürebileceğini söylüyor. Sally'de çaresiz bir şekilde taksiye binip limana gidiyor. Limanda yine aynı sahne yaşanıyor, ve yine o kısır döngü başlıyor.

Filmin son sahnesinde ben aşırı bunalmış hissettim, o çaresizlik ve tekrar aynı şeyi bilerek yaşayacak olmak insanı resmen anksiyete krizlerine sokuyor. E tabi filmi kendimi istemsizce filmin karakteri yerine koyarak izlediğim için her türlü rahatsız hissederim. Filmin Imdb puanı 6.9, Rotten Tomatoes puanı ise 6.6. Ben çok çok beğendim, bir açıdan güzel bir örnek her korku filminin illa cin, şeytan, ruh öğeleri içermek zorunda olmadığına. Her ne kadar gözümüzle göremediğimiz şeyler bize daha korkutucu gelse de, bu tarz bir üçgenin içine hapsolup sadece senin bildiğin bir döngüyü yaşamak korkunç bir şey. Düşündükçe midemi bulandırıyor, gerçekten.

Bir diğer en sevdiğim filme gelecek olursak, Coherence de hemen hemen Triangle ile aynı tarza sahip ama daha az şiddet öğeleri olan. Konusu gereği çok çok zekice bence, hatta tek bir mekanda az oyuncuyla çekilecebilecek en iyi film.

Coherence

Yönetmeni ve senaristi James Ward Byrkit olan Amerika yapımı bilim kurgu ve gerilim filmi. Filmin en önemli özelliği düşük bir bütçeyle, set ekibi kullanılmadan ve doğaçlama bir şekilde çekilmesi. Imdb puanı 7.2, Rotten Tomatoes puanı ise 7.4. Rotten Tomatoes'da 7.4 puanlı bir filme rastlamak kolay değil.

Oyuncular:

Emily Baldoni - Em (Emily Foxer)

Maury Sterling - Kevin

Nicholas Brendon - Mike

Lorene Scafaria - Lee

Elizabeth Gracen - Beth

Hugo Armstrong - Hugh

Alex Manugian - Amir

Lauren Maher - Laurie

Konusu:

Emily ve Sevgilisi Kevin, arkadaşları Mike'in evine akşam yemeğine misafirliğe giderler. Yemek masasında toplam 8 kişi vardır. Kevin'in eski sevgilisi Laurie de aynı partidedir ve ortamı gerecek davranışlar sergiler. Aynı gecede bir kuyruklu yıldız dünyanın çok yakınından geçmektedir ve olağanüstü olaylar gerçekleşmeye başlar. 

Tüm mahallede elektrik, telefon ve internet kesilince, zifiri karanlıkta, uzakta ışıkları yanan bir eve gitmeye karar verirler. Uzaktaki eve ulaştıklarında yeniden Mike'ın evine geldiklerini anlarlar. 

Film hem kuantum fiziği çoklu evren kavramına odaklanıyor hem de kadın erkek ilişkilerine odaklanıyor. Bu arada filmde bahsi geçen 30 Haziran 1908 Tunguska Olayı yaşanmış bir olay, bunu da okuyunca film ayrı bir güzel oluyor. Filmde yarım kalmış diyaloglar, siyah ekran geçişlerinden şikayet edenler olmuş fakat bu tarz detaylara takılmadan izlerseniz çok keyif alacağınıza eminim. Açıkçası ben izlerken hiç bunlara odaklanmadım, daha doğrusu ben filmi ilk izlediğimde çok odaklanamamıştım o anda başka şey düşündüğümden ve kafam dağılsın diye izlediğimden. Daha sonra dikkatimi verip, ikinci kez izlediğimde daha bir çok etkilendim.

Filmi çok detaylı bir şekilde anlatmak istemiyorum çünkü anlatmaya sanırım kelimelerim yetmez. Daha doğrusu kuantum fiziği, paralel evren olaylarını anlatamam. Fakat şunu söyleyebilirim kadın erkek ilişkileri söz konusu olunca olaylar çok karışıyor.

Film boyunca tek sinir olduğum çift Amir ve Laurie çiftiydi, sebebini bilmiyorum fakat bana hiç samimi gelmediler. Gerçi arkadaş grubunda tam bir Kavak Yelleri olayı yaşanmış, olayda tek masum olan Lee ve Hugh idi. Şöyle ki, Mike ve Laurie önceden bir çiftti, aynı şekilde Em ve Amir de bir çiftti. Daha sonra bu iki çift ayrılıp Em ile Mike, Amir ile de Laurie çift oldu. Kevin ile Beth sanırım aralarında önceden gizli bir ilişki olmuş, fakat bu gizli ilişkiyi Lee biliyordu ama Hugh bilmiyordu çünkü Beth kocasına söylememişti. Tabii bütün bu arkadaşlar tam da kuyruklu yıldızın geçtiği bir akşamda aynı masada toplanıp, eski arkadaşlık anılarında mevzu açılınca ortam iyice geriliyor. Fakat bu gerilimi ilk başlatan Mike oldu çünkü binlerce anısının içerisinden tutup Leurie ile birlikte yaşadığı bir anıyı anlatınca Em gerildi. Sanırım burada tek etkilenmeyen Amir idi, adam baya genişmiş tek bir kıskançlık yada rahatsız olma belirtisi göstermedi, hatta Laurie cüzdanından Mike'in fotoğrafını çıkarıp, yanında taşıdığını söylediğinde bile.

Her neyse, masada böyle eski arkadaşlık anılardan, kuyruklu yıldızdan bahsedilirken bir anda elektrikler kesilir, elektriğin gitmesiyle telefon hattı ile internet bağlantısıda kesilir. Tüm mahallede tek bir ışık yokken, karşıdaki tek bir evde elektriğin olması dikkat çekicidir. Hugh garip bir durum olursa kardeşinin onu aramasını söyleyerek karşıki eve gidip telefon hatlarının çalışıp çalışmadığını kontrol etmek ister. Bu durumda evden ilk ayrılan Hugh ile Kevin olur, evden çıkmaları ile garip olaylar başlar. Aslında şöyledir, evden her çıkan kişi farklı bir paralel evrene geçiyor, paralel evrendeki eve gidiyor. Her evdeki kişi paralel evrenindeki kendisiyle anlamsız bir yarış içinde, her kişi olayı çözmeye çalışıyor.  Asla ait oldukları eve geri dönemiyorlar. Asıl eve ait olan sadece iki kişi vardır onlarda Beth ile Lee'dir çünkü bir tek onlar evden çıkmadılar, bunu da tek fark eden Em'dir. Hatta bunu Kevin'e de anlatır ama şu anda bulunduğu evdeki Kevin çaresizliğini kabul ettiğinden bunu umursamaz. Em'de bu duruma kendi adına tek bir çözüm bulur o da en mutlu olduğu evi bulmaktır. Çünkü şu anda bulunduğu evde Mike kendisine karşı ilgisiz ve soğuktur ve Laurie ile aralarında bir şey vardır. Bunu da Beth Laurie ile Mike bir köşede konuşurken Laurie'nin Mike fazla samimi davrandığını, Mike'ından bu durumdan rahatsız olmadığını görür, bunu da Em'e söyler.

Bütün bunları göz önünde bulundurunca Em için tek çare en mutlu olduğu evi bulmaktır. Em tek tek paralel evrendeki evlerin önüne gider, çoğu evde kavga vardır. Herkes birbiri ile bir konuda kavga ediyor, bir evde Mike yine aynı. Bir tek en son gittiği evde herkes mutludur, şarap içip koltukta oturup sohbet ederler. Bu durumda Em fırsat kollayıp o evdeki Em' in yerine geçmeye karar verir. Paralel evrendeki Em herkes dışarıdayken banyoya gidince Em onun kafasına vurup onu öldürdüğünü sanarak onun yerine geçer. Bir ara o eve ait Em bir şekilde ayılıp çıkmaya çalışınca Em tekrar onu yenmeyi ve herkesten saklamayı başarır. En son bir anda bayılır, ve uyandığında sabah olmuş olur. Herkes normal davranır, iyi olup olmadığını sorar. Bir tek tehdit vardır ortada o da banyoda bıraktığı Em yoktur. Dışarı çıkar ve o anda Mike ile karşılaşır. Vee o insana hadi be dedirten son olur. Dayanamayıp yazacağım, Mike'ın telefonu çalar ve arayan Em'dir ve ona bir şeyler söyler ve Mike şaşkın bir şekilde Em'e bakar. Bu kısmı ben pek anlayamadım, nasıl oldu da aynı evrende iki Em kaldı. Mantığıma sığmadı, anlayan varsa zahmet olmazsa bana da bir anlatsın. 

Gene detaylı yazmayacağım diyerek detaya boğdum yazıyı. Neyse, bu iki film sanki birbirinden farklı gibi ama aynı zamanda aynı gibi. Zaten Triangle filmini beğenenler Coherence filmini de beğenmiş. Vaktinizin olduğu bir zamanda bu iki filmi izlemenizi öneririm, özellikle bilim kurgu sevenlerin Coherence filmini seveceğini düşünüyorum.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

izlenecekler listeme ekledim, teşekkürler

Nezahat 
 14.06.2017 12:21
 

Blogunuzu yeni yeni takip etmeye başladım. Bir harika yazınızla daha karşılaşmış bulundum :) triangle tamda bu tarz bir bilim kurgu filmi arayışındayken benim için eşsiz bir film olabilir online izleyebileceğimiz bir yer mevcutmudur acaba. Bir arayışa koyulayım. Teşekkürler yazınız ve tavsiyeleriniz için.

olcay çarkı 
 30.05.2017 18:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1217
Kayıt tarihi
: 29.04.15
 
 

Işık Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Erken mezun olmuş biri olarak mesleğime henü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster