Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '14

 
Kategori
Sinema
 

FİLMLERDEN KISA KISA…

FİLMLERDEN KISA KISA…
 

Bu hafta vizyona toplam 8 film girdi ve içlerinden dördü çok önemli. Bu kadar filmin aynı hafta gösterime girmesine bir anlam veremedik belki ama, mayıs ayını güzel bir şekilde tamamlayacak oluşumuz gerçekten çok etkileyici. Biliyorum ki, birçok kişi uzun süredir “Malefiz” filminin vizyona girmesini bekliyordu. “Malefiz” nihayet vizyonda!

Malefiz: Kötülük Kraliçesi…

Uyuyan güzel hepimizin bildiği klasik bir masaldır. Mitleşen “Uyuyan Güzel” efsanesi, iyiliği öne çıkaran bir büyü gibidir. Büyü şu şekilde gelişir: Bir prens elinde kılıcı ile sarmaşıkları keser ve sonunda saraya ulaşarak Uyuyan Güzel’i bulur. Alnına kondurduğu bir öpücükle büyüyü bozar ve Uyuyan Güzel uyanır. Masal o denli etkileyicidir ki, bazen keşke bizim de bir prensimiz olsa ve bizi öperek uykumuzdan uyandırsa diye hayal ederiz. Şimdi bunun tam tersini düşünelim: Görkemli siyah kanatlara sahip, güzel, saf, genç ve ismiyle müsemma olan bir kadın… Malefiz huzurlu bir hayat sürmektedir. Ta ki, istilacı bir ordu toprak düzenini tehdit edene değin… Malefiz, bunu önlemek için topraklarının koruyucusu olur ama, ihanete uğrayınca taş kalpli bir canavara dönüşür. İntikam hırsıyla dolan Malefiz, büyük bir savaş verir ve kralın yeni doğan masum çocuğunu lanetler. “Uyuyan Güzel” filminin ‘spin off’ u sayılan “Malefiz”, kötülüğün öne çıktığı şeytansı epik bir macera…

İzlenmeli mi: Angelina Jolie’nin kötü karaktere büründüğü Malefiz, Angelina Jolie’nin hayranlarını sevindirebilir. Eh ne de olsa cafcaflı görsel efektler birçok kişinin ilgisini çekebilir.

***

Asabi Adam: Öfke en büyük tuzaktır…

Teorik analizleriyle dikkat çeken “Asabi Adam” şu söylemden yola çıkıyor: “Hayatınızdaki öfkelerin sebebi  sadece kendinizsiniz” ya da diğer bir ifadeyle “keskin sirke küpüne zarar”. Tıpkı Henry Altman gibi… Henry Altman her gününü öfke krizleriyle geçiren bir adamdır. Herkese ve herşeye kızgındır. Mutlu olmanın ne demek olduğunu dahi bilmiyordur. Henry’nin bir gün kafası feci bir şekilde atar ve doktoru Gill’in yanına gider. Kendi sorunlarıyla meşgul olan Gill, Henry’ye uygunsuz bir teşhis koyar: beyin anevrizması. Bu Henry’yi çileden çıkarır ve Henry de ağzına geleni söyler. (“Korkusuz Korkak” filminde dosya isimlerini karştıran doktor, Mülayim’e 3 ay ömür biçmişti. Burada da benzer bir durum söz konusu)  Doktor Henry’den hıncını almak için ona yalnızca 90 dakikası kaldığını dile getirir. Henry şok geçirir ve doktorun yanından ayrılır. Doktor yaptığı hatanın farkına varır ve onu bulmak için her yolu dener. Ama Henry tabanları öyle bir yağlamıştır ki, iş işten çoktan geçmiştir!  Henry de bu meyanda, hayatında üzdüğü ve kırdığı herkese ulaşıp onlardan özür dilemek adına yollardadır.

Buradan çıkan derse göre; hayatta herkes soluk aldığı anların değerini bilmeli ve gereksiz münakaşalara girmemeli, yoksa herkesin sonu Henry gibi olabilir. Sözün özü; ufacık şeyler bile insanı mutlu edebilir, her gün, her saniye kızgın olmak yerine, hayattaki güzelliklere kucak açmamız hepimiz adına daha sağlıklı olur.  

İzlenmeli mi: Kesinlikle izlenmeli!Böylesine güzel bir hayat dersi veren film kaçmaz. Üstelik baş rolde Robin Williams varsa…

***

Kan Bağları: Kardeşinizi olduğu gibi kabul edin!

Film, 2008 yapımı Fransız filmi “Rivals”ın bir uyarlaması. Hikaye 1974 yılınının New York’unda geçmektedir. Polis memuru Frank ile hapisten yeni çıkan Chris birbirinden çok zıt kardeşlerdir. Kardeşler arasındaki macerayı merceğe alan film, kardeşliğin iyi ve kötü yanlarını aktarıyor. “İyisiyle kötüsüyle kardeş kardeştir” ifadesini filme yaftalayan yönetmen  Guillaume Canet, kardeşlerimizi olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

İzlenmeli mi:Cliwe Owen ve Mila Kunis ve Marion Cotillard’ın baş rollerini paylaştığı “Kan Bağları” izleyenlerin kardeşlerine sıkıca sarılmalarını sağlayan dramatik bir gerilim filmi.  Bol bol düşündüreceği de aşikar…

***

Son Şans: Animasyon ile keyifli yolculuk…

Hatırlarsanız geçen haftaki yazımızda, animasyonun öneminden bahsetmiştik. Animasyon bu hafta da bizi yalnız bırakmadı. Güzel temennilerimiz işe yaramış demek ki!

Başarılı animasyon filmi Tinker Bell ve Korsan Peri’den sonra sırada “Son Şans” var. Yine animasyon filmiyle karşı karşıyayız. Bu seferki animasyon filmi farklı bir kulvarda yer alıyor. “Beşir’le Vals” filmiyle Oscar’a aday olan yönetmen Ari Folman, Stanislaw Lem’in kült bilim kurgu romanı “Gelecek Kongresi”ni “Son Şans” fimine uyarladı. “Son Şans” filmiyle canlı animasyon tekniğini öne çıkaran Ari Folman, baş role Robin Wright’ı oturtuyor. Wright’a büyük bir yapım stüdyosu tarafından sinemasal kimliğini satması teklif edilir. Stüdyo, Wright’ın görüntüsünü dijitalleştirip tarayacak ve sonra o görüntüyü tüm Hollywood yapımlarında kullanacaktır. Böylece Wright yıllar boyunca hep genç kalacaktır. Acaba kalacak  mıdır?

Özgün fikirleriyle insanı beyazperdeye mıhlayan Ari Folman animasyon filmlerindeki üstün başarısını bir kez daha ortaya koyuyor.  Hem de “sinema içinde sinema” yaparak… Beyazperdenin distopik atmosferini hem renkli animasyon, hem de siyah-beyaz animasyon ile ortaya koyan Folman, hikayesel devinime oldukça önem veriyor. Hikayeyi ve görseli müthiş bir şekilde birbirine bağlayan Folman, ortaya iyi bir malzeme çıkarıyor. Resmen “ben yaratıcıyım” diye haykırıyor. Çizimlerin ve renklerin kusursuzluğuyla beyazperdeye damgasını vuran “Son Şans” gerçekten de şansı hak ediyor.

İzlenmeli mi: Yönetmenliğini Ari Folman yapıyorsa aten o film gözü kapalı izlenir. Şiddetle tavsiye ediyoruz! 

 

sinemamilliyet@gmail.com

twitter/Cine_Deseo

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 813
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster