Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

25 Nisan '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
359
 

Fındık Faresi

Fındık Faresi
 

Bu gün düşünüyorum da, yalnızlık, stres, insanı fareyle bile dost ediyor demek ki...


.    Üniversite yıllarımda, dört-beş yıl devlet yurdunda kalmıştım. Ege Üniversitesi kampüsünde, yanlış hatırlamıyorsam, yedi-sekiz blokluk, kız-erkek karışık bir yurttu. Bir blok yedi katlıydı, her bir katta on yatak odası, bir banyo-tuvalet, bir de büyükçe bir çalışma odası vardı. On iki metrekare kadar olan yatak odalarında, ikişerli ranzalar halinde, üç ranza bulunuyordu. Altı kişi yaşıyorduk odada...Sabah uyandığımızda, nefes almakta bile zorluk çekiyorduk oksijensizlikten. Katta ise, altmış kişiydik... Sabahları uzayıp giden tuvalet çilesi, akşamları yerini, çalışma odasında yer kapma çilesine bırakıyordu. Taş çatlasa yirmi kişinin sığabileceği çalışma odasına, altmış tıp öğrencisini sığdırmaya çalışırsanız, kavga da olur, gürültü de... Ders çalışmak zorundaydık biz, başka alternatifimiz yoktu...

.    Bunca sıkıntıya bir de anons sesleri eklenirdi ki, beni asıl çıldırtan oydu. Şimdiki gibi cep telefonları mı var? Diyelim annemler beni aradı, santralden anons edilirdim: "Fisun Gökduman, Fisun Gökduman, telefonunuz vardır, lütfen santrali arayınız" diye... Boş koridorlarda, son ses yapılan bu anonslar, çın çın öter, beynimi yerlerdi...Bir de bunun iki dakikada bir olduğunu düşünün... Hiç durmadan vınlayan bir matkap sesi gibi, biteviye ve çıldırtıcı... Başkalarını bilmem ama ben çok etkilenir, ders çalışamazdım. Ders çalışamamanın stresiyle, iki kez mide kanaması geçirmişliğim vardır benim...

.    Bu mide kanamalarından sonra, bu duruma bir çözüm bulmaya karar verdim. Bulduğum çözüm, gece çalışmaktı. Saat on gibi imza atardık biz, yurtta olduğumuza dair. Okuldan gelince biraz dinlenir, kitap okur, sonra da uyurdum... Ta ki imza saatine kadar. Gürültüde uyuyabiliyordum, hatta bana ninni gibi geliyordu sesler...Sonra kalkar, yavaş yavaş boşalmaya başlayan çalışma odasına giderdim, kucağıma yığdığım kitaplarım ve notlarımla...Eskiden filtre kahve yoktu, ben de Türk kahvesi alır, bunu suyla karıştırıp içerdim, uykum açılsın diye...Şansım varsa, musluktan sıcak su akıyorsa ne alâ, yoksa soğuk su neyime yetmez :) Bir de uyanık kalmak için alıştığım sigara...O zamanlar sigara yasağı yoktu, ama ben gene de başkalarının yanında içmezdim. Gece çalışma odası bomboş olduğu için, pencereyi açar, yarı belime kadar sarkar öyle içerdim. Uykum açılır, ders çalışmaya devam ederdim...

.    Bir gece, yine böyle çalışma odasına geldim, kitaplarımı, kalemlerimi bıraktım. Çocukluğumuzdan beri olan bir çubuk kraker vardır, herkes bilir, bir paket de o vardı masaya bıraktıklarımın arasında... Bir şey unuttuğum için, odaya döndüm, sessizce alacağımı aldım. Çalışma odasından içeri girince, ne göreyim?  Benim kraker paketine yumulmuş, zevkten dört köşe bir şekilde kırt kırt krakerlerimi kemiren, minnacık bir fındık faresi...O kadar kendinden geçmiş ki bu ürkek hayvancık, benim geldiğimi bile fark etmedi. :) Ben de kapıda bir süre onu seyrettim, zaten krakerlerim ziyan olmuş, bari yesin biraz da, karnı doysun dedim. "Nerden geldi acaba?" diye düşünürken, gözüm çalışma odasındaki metal evrak dolaplarına takıldı. Geçenlerde bu fazla dolapları koyacak yer bulamamışlar, zaten küçük olan çalışma odamıza getirip bırakmışlardı idareden. Memleketleri uzak olan bazı kızlar da, yazlık-kışlık her şeyi birden getirmek zorunda olduklarından, dolapları tıkış tıkış olmasın diye bu dolapları sahiplenip, birer de kilit takıp, fazla eşyalarını koymuşlardı. Sadece eşya koymamışlardı tabii ki...Yine memleketlerinden getirdikleri türlü çeşit yiyecek de vardı dolaplarda...Bu farecik de onların kokusuna gelmiş olmalıydı. Ama dolaplar kilitli olduğu için, hüsrana uğramıştı besbelli, peynirler, ballar varken benim krakerlere tenezzül ettiğine göre :)

.    Bir süre sonra, karnı doyunca oyun oynamaya başladı kalemlerimle...Ben de kızgınlıkla şişşşt diye seslendim. Kafasını kaldırıp, o fıldır fıldır gözleriyle bana bakınca, korktu ve dolapların arkasına saklandı. Ben de masaya geçip çalışmaya başladım. Odada yalnız olduğum için, bütün masaya yayılmış, anatomi atlaslarımı filan komple açmış, zevkini çıkara çıkara ders çalışıyorum. Ayaklarımı da karşı sandalyeye uzatmışım, ses yok, gürültü yok, harika!

.    Ders çalışmaya öyle dalmışım ki, bir süre sonra onun tekrar kraker paketine doğru geldiğini ve ucundan tırtıklamaya başladığını fark etmemişim. Kırt kırt sesleriyle ayıldım. :) Yine acıkmıştı besbelli. Açlık sofuluğu bozar derler ya, açlıktan, benden bile korkmayı unutmuş, krakerlerin cazibesine dayanamayıp dibime kadar gelmişti. Görmemiş gibi davrandım. Doyduktan sonra, bana bakmaya başladı. Nasıl bir canlı türüyle karşı karşıya olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi, lakin anlayamamıştı. :) Uzun uzun bana baktıktan sonra, dolapların arkasına saklandı yine... Bu gece boyunca, bir kaç kez daha tekrarlandı. Sabah gün ağarırken, uzun tuvalet kuyruğuna yakalanmamak için, kalktım. Elimi yüzümü yıkarken aklıma geldi, bu farecik, bütün gece tuzlu kraker yedi, susamıştır kesin diye... Dolabımda, annemin evden dönerken yanıma yiyecek koyduğu margarin kapları vardı, lazım olursa diye sakladığım... Odadan bu kaplardan birini alıp, su doldurdum. Çalışma odasına girdiğimde, kalemlerimle oynuyordu gene yaramaz... Hafif ürktü ama kaçmadı benden. Pencerenin kenarına suyu koydum, kitaplarımı toplamaya başladım. Kaba doğru gidip, içinde su olduğunu görünce, nasıl sevindi anlatamam. Su kabından bir türlü ayrılmıyor, dönüp dönüp içiyor, dönüp dönüp içiyor...Minnacık fare, bir galon su içti neredeyse :)

.    Kraker paketini ve su kabını kaldırdım, dolabımda en alt göze koydum. Çünkü temizlik yapan hanımlar, onu fark edip öldürsünler istemedim. Belki bu gece gene gelirdi kim bilir?

.    Fındık faresi gene geldi, bu gece, yarın gece ve daha bir çok gece daha.  Ben ders çalışıyordum, o da benim verdiğim krakerleri yiyor, suyunu içiyor, kalemlerimle oynuyordu. İyice ahbap olmuştuk kendisiyle, geceleri yalnızlığımı paylaşıyordu benimle, ve yalnızlıktan doğan korkularımı... Sevmeye başlamıştım yaramazı baya baya :)

.    Bir gece gelmedi, tam da finaller öncesi... Merak ettim, hem de çok. Aklımı bir türlü veremedim çalışmaya...Sesleneceğim ama adı yok ki...Zar zor bitirdim geceyi merak içinde...

.    Ertesi gece bekledim, gene yok. Neredeydi bu yaramaz? Nasıl da alışmışım minicik varlığına.

.    Sabah gün ışırken, kitaplarımı topladım, odaya doğru geçeceğim, baktım erken gelen temizlikçi hanımlardan biri bana sesleniyor, "Kızım bak, dolaplara yiyecek koymayın, fareler dadanmış, evvelsi gün bir tanesini öldürdük" diye... Bir şey diyemedim, boğazıma bir yumru tıkandı, sesim çıkmadı, başımı salladım tamam dercesine...

.    Odaya girerken, gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Allah'tan herkes uyuyordu, görmediler ağladığımı. Ağladığımı göstermeyi hiç sevmem. Hele bir de fındık faresi için ağladığımı bilseler, dalganın şahını geçerler benimle...

.    Dolabımın alt rafındaki su kabı ve henüz bitmemiş kraker paketini görünce, daha bir indi yaşlar gözümden. "Bir fındık faresi için ağlanır mı bu kadar?"diye kendime kızıyorum bir yandan, bir yandan da içim acıyor, sanki öleceğim...

.    Nasıl bir ruh hali içindeydim kim bilir? Bu gün düşünüyorum da, yalnızlık, stres, insanı fareyle bile dost ediyor demek ki...

.    Umarım böyle yalnızlıklar yaşamazsınız... Umarım kimse yaşamaz....

 

Dr. F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---24.04.2018

Grafik-resim tasarım:F. Fisun Gökduman Kökcü

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Sayın Fisun Gökduman Kökcü, Küçük fındık faresini okuduktan sonra sırasıyla bir çok anı yazınızı okudum. Hepsi birbirinden güzel anılar demeti. Hele anlatım tarzınız o kadar güzel ki su gibi okunuyor. Hele Dut Ağacı yazınızı okuyunca kendimi buldum bir an içinde. Bizimde bahçemizde dört dut ağacı vardı bir tanesini çok severdim. Ne zaman dertlerimle sıkıntım olursa onun dibine attığım yer minderine oturur küçük dağın eşsiz manzarasını seyrederken geleceğe dair tüm hayallerimi kurduğum gibi, o anki sıkıntılarımdan arınır dönerdim. Şimdi yaşlanıp emekli olduktan sonra kesilen dut ağacının olduğu yere bir yazlık ev yaptırdım. Tam salonumun köşesine gelen dut ağacının yerine koyduğum Baba koltuğumda tatillerde keyifle kitabımı okurken o eski günlerin tadına doyulmaz keyfini tekrar, tekrar yaşıyorum. Bende diyorum ki her zaman sırtını yaslayacağı bir ''Dut Ağacı'' herkesin olsun.Kaleminize yüreğinize sağlık. Saygı ve hürmetlerimle.

Adil Bozkurt 
 25.04.2018 12:22
Cevap :
Merhaba değerli yazarım Adil Bey.Öncelikle sayfamı ziyaret ettiğiniz, yazılarımı okuduğunuz ve nezaket gösterip yorum yaptığınız için çok teşekkür ederim.Yazılarımı beğenmenize sevindim.Elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum,sizin gibi değerli yazarlar beğenince onur duyuyorum.Sizin de dut ağacınız olduğunu söylemişsiniz.Fahriye'nin dut ağacı yazım,bir çok arkadaşımı çocukluğuna götürdü.Beraberce söyleştik,yazıştık anılarımızı yad ettik yorumlarda.Sizde de benzer duygular uyandırdığı için çok mutlu oldum.Herkesin dut ağacı olması dileğinizin gerçekleşmesini tüm yüreğimle,herkes için ben de diliyorum.Tekrar teşekkür ederim.Saygı ve selamlarımla efendim...  25.04.2018 22:13
 

Merhaba Fisun hanımcım. Ne güzel insanı yanınıza hayran oldum, benim başıma aynı durum gelseydi, ne yapardım? Tıpa tıp aynısını. Hayvan sevgisi başka bir olgu. Fare itici gelmekle beraber, nihayetinde aç bir canlı varlık. Size minik bir anımı anlatayım ;) İstanbul a izin zamanım gelip çatmıştı, bir gün öncesi gittiğim büyük markette arkama bir ördek takıldı. Arabanın arkasında cam sileceği için 2 litre temiz su vardı, marketten almış olduğum ekmeğin bir dilimini yeşil ördek yedi yemesine fakat su kabı yoktu şişenin kapağına su koydum minik ördek korkup içmedi, velhasıl şişenin yarısını yere döktüm, su olduğunu biliyor fakat içmesi ne mümkün. Gitmek istiyorum fakat ördekte aklım kalacak, ne yapsam derken! Tümsek yamuk yumuk bir yer buldum, arabadan beyaz su rengi poşeti o çukur yere koydum, doya doya su içti yavrucak. Bu mutluluğum görülmeye değerdi doğrusu.. Sevgi ve selamlarımı gönderiyorum ;)

gülsen tunçkal 
 25.04.2018 12:16
Cevap :
Merhaba Gülsen hanımcığım.Hayvanlardan bu güne kadar hiç zarar görmediğimden olsa gerek,onlara karşı bir korku da gelişmedi bende.İnsanlardan daha çok korkarım aslında :) Benim farem,minicik ve çok sevimliydi,çok tatlıydı.Sizin ördekcik de çok tatlıymış,bulduğunuz çözüm ise harika...İnsan isteyince,her türlü çareyi bulabiliyor değil mi?Güzel yürekli bir insansınız,sevgi dolu yüreğinize,yüreğim kaynadı.Yorumunuz için çok teşekkür ederim Gülsen hanımcığım.Kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum size,saygı ve selamlarımla beraber...Sağlıcakla kalın...   25.04.2018 22:25
 

Aaaaaaaaaa! Okurken bile çığlığı basasım geldi. Fare, hamam böceği, örümcek nerde görsem bir tuhaf olurum. Yok, çokta tatlı olsalar sevemem doktorum ya :) Ama insanın gönlü yüce olunca herşeyi sever böyle. Ne meşakkatli bir öğrencilikmiş. Ablamdan biliyorum o da sizin gibi doktor,kemik, gadavra kapmak için sabah 6:30 da okula giderdi :) Geçer not 65'di onlarda ben ablamın masadan hiç kalkmadan yaşadığını bilirim orda yiyip orda uyurdu :) Ben dedim bu kadar sıkıntıya gelemem diş hekimliği okuyacağım. Eh bizim bölümünde hocaları piskopat, pratiği ömür törpüleyici, öğrenciyken hasta bakması da cabasıydı. Ah o yıllar fareyi bile sevdirir insana. Öpüyorum güzel doktorum, anılara devam edin lütfen. Sevgiler...

Dt. S. Ayhan 
 25.04.2018 11:41
Cevap :
Korkma Sultan'cığım,canım benim...Onlardan,insanlardan gördüğün kadar zarar görmezsin :) İnsanlar daha bir çığlık atılası gelir bana :) Vallahi öğrenciliğimiz zordu ne diyeyim.Masada,yiyip,içip uyurduk.Yetmiş iki saat hiç uyumadığım günler oldu,final dönemlerinde.Herşey bitip,yurda geldiğimde bir yatmışım,tam yirmi dört saat uyumuşum,arkadaşlarım uyandıramamışlar.Gece imza atmam lazım,kalkmamışım.Sahte imzaya da karşıyım ya,yerime imza atarlarsa kızacağımı bildikleri için,görevliyi çağırıp,"aha burda işte ama uyandıramadık"demek zorunda kalmışlar :) Ne günlermiş be...Sizin bölüm ayrı zor.Bizim gibi ağır derslerin yanında,bir de el becerisi isteyen dersleriniz var.Ah,epey dertleştik de mi?Sevgili ablana da selamlarımı söyle,meslektaşımmış senin gibi,ne güzel.Ben de seni öpüyorum kocaman,sevgiler gönderiyorum yüreğimden...Anılar bitmez canım,çoook var,yazabilirsem.Tatlı meslektaşım benim...  25.04.2018 22:46
 

Şimdi artık kanaat getirdim, siz çok şanslı bir insansınız. Bilmem hiç duydunuz mu? Bizim Konya'da "sarı ineğin yanında duran ya huyundan ya da suyundan kapar" şeklinde bir ata sözü vardır. Siz ama öğrencilik yıllarında o fındık faresinin yanında durmuş ondan bir şeyler kapmışsınız. Fareler bana göre dünyanın en zeki hayvanlarından biridir. Bende o yıllarımda bir değil bir sürü fareyle yaşadım. Aman Allah'ım neler gördüm neler? Bir anlatmaya kalksam benim uydurduğumu düşünürsünüz. Farenin ölümüne üzülünür mü? Ben sizi çok iyi anlıyor ve o minki dostunuza nurlar içinde yatsın diyorum. Selamlar

Matilla 
 25.04.2018 11:40
Cevap :
Gerçekten çok şanslıyım değerli yazarım :) Bizde de vardır o atasözü, ama "kır atın yanında duran,ya huyundan,ya suyundan" şeklindedir.Evet, ben o fareden çok şey öğrendim.Güvenebilmeyi öğretti bana,paylaşmayı,düşman sandıklarımızın aslında düşman olmayabileceğini,imkansız dostlukların olabileceğini ve hayatımda önemsiz olduğunu sandığım bir canlıyı yitirdiğimde,ne kadar acı duyabileceğimi...Ve fareyi bile sevebileceğimi...Daha ne olsun.Minnacık fareden bu kadar şey öğrenebiliyorsam,tüm evrenden neler öğrenecektim kim bilir?Verdiği en büyük ders buydu belki de...Sizin de öğrenciliğiniz zor geçmiş anladığım kadarıyla...Ama zorluklar bize güç katıyor diye düşünürüm hep.Belki züğürt tesellisi benimkisi,ama böyle düşünmek iyi geliyor :) Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.Saygı ve selamlarımla efendim.   25.04.2018 23:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 162
Toplam yorum
: 357
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 286
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. Paylaşacağım linkte, halk müziği ile ilgili çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster