Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
263
 

Fısıltılarım: "Kırmızı balonlu çocuk ve benim ülkem"

Fısıltılarım: "Kırmızı balonlu çocuk ve benim ülkem"
 

Merhaba çocuk…
 
Seni ne zaman sevdim ve fotoğraf albümüme kaydettiğimi bilmiyorum…
 
Ama iki gün önce farklı bir deneyim  yaşadım ve sen bilmiyorsun ama o deneyimde başrolde sen vardın!
 
Oysa senin gibi çocuklu yüzlerce fotoğrafa sahipken…
 
Neden sen? İnan ben de bilmiyorum!
 
Bir arkadaşımın gönüllü koçluk buluşmalarından birindeydim.
 
Ve o gün kendi ülkeme yolculuk vaktiydi...
 
Gözlerimi kapamıştım ve sorularla benim güzel ülkeme yolculuğa çıkma arifesindeydim ve işte tam o anda ansızın belirdin karşımda…
 
Dar bir koridorun önünde aynı fotoğraf karesindeki gri bir fonda duruyordun…
 
Fotoğraftan uzaklaştığımda hatırladığım ise elindeki kırmızı balon ve arkandaki yüzlerce insandı.
 
Hepsi benim ülkeme doğru ilerliyordu!
 
Sorulan ilk soruyla fark ettim ki benim ülkem herkese açıktı!
 
Benim ülkeme giriş için vize yoktu, şart şurt yoktu…
 
Bu iyi miydi, kötü müydü bilemiyordum...
 
Bildiğim tek şey o balonlu erkek çocuğu bendim!
 
Elimdeki kırmızı balonla tüm saflığımla ülkemin kapısını insanlara sorgusuz sualsiz açan biriydim…
 
Bu benim aslında belki de yaşama bakış şeklimdi…
 
İnsan insandı benim için! Ne kürkü önemliydi ne de başka bir şeyi... 
 
İkinci soruya gözümü kapadığımda  ve ülkeme giriş yaptığımda içeride de beni sevinçle karşılayan bir sürü insan vardı.
 
Oysa ülkemin daracık sokakları vardı… 
 
Samimi de insanları…
 
Tıklım tıkış bir Akdeniz köyü gibiydi…
 
Şalvarlı, köylü kadınlar, adamlar, çocuklar da vardı…
 
İyi giyinimli farklı insanlar da…
 
Rengarenkti…
 
Çok kalabalıktı ama rengarenkti!
 
Çok gürültülü ama gürültünün ana merkezinde kahkahalı sohbetler vardı…
 
İçerdeki ve dışarıdaki insanları kaynaştırmak, birleştirmek de öyle çok zor bir şey değildi benim için…
 
Sonraki soruda gözlerimin kapanışı yine o insanlara dairdi…
 
Onlar nasıl insanlardı?
 
Yani ükemin sakinlerini tanıyor muydum gerçekten!
 
Bir kere neşeli oldukları netti hafızamda…
 
Çalışkan oldukları ve çalışırken eğlenmeyi seven insanlar oldukları da açıktı…
 
Kalabalık olmasına aldırış etmeden kucak açmaya devam eden bir halk oldukları da aşikardı!
 
Asla asla kibirli değildiler…
 
Zengin değil ama fakir de değildiler!
 
Bir göz yumuş daha ülkeme doğru… Bu kez yeni bir soruyla ülkemde nasıl sorunlar var ya da neler yapmak, değiştirmek isterimin cevabını arıyordum.
 
Hey çocuk!
 
Şu anda ilginç bir kare beliriyor karşımda... Bu karede seni kalabalığa sırtını dönmüş görüyorum.  Baktığın yönde de kapılar var. Dört ya da beş tane... Daha az ya da fazla değil!
 
Sayıda hala emin değilim ama emin olduğum bir şey var…
 
Dört kapı da sıkı sıkıya kapalı ve siyah renkte…
 
Aslında o an bana hiç bir şey ifade etmiyor bu kapılar. 
 
Ama arkadaşıma bu yolculuğu yorumlamaya başladığımda işler değişiyor!
 
Düşünüyorum! Belki de bu kapıların toplamı benim yaşamım…
 
Neden olmasın!
 
Mesela varlığından emin olamadığım beşinci kapı benim gelecekteki yaşamım olabilir, olamaz mı?…
 
Sonra çocuk senin aklınla benim aklımla bilmiyorum ama daha özgürce yorumluyorum diğer kapılarımı.
 
Birinci siyah kapıyı özel yaşamım olarak kabul ediyorum… Çünkü en çok gidilmesi gereken yol orda var. Öyle hissediyorum...
 
İkinci kapıyı ise; iş yaşamım ve kariyer geçidim olarak işaretliyorum… Azimle ve çok zor şartlarda başarıyla ilerlememe rağmen hala hak ettiğim yere kavuşamadığımı düşünmemin etkisi de büyük bu seçimimde... Şu sıralar da gizleyemeyecek  kadar da hasas ve kırgınım hayata... 
 
Üçüncü kapıyı eğitim ve kariyer kapım olarak seçiyorum…
 
Son olarak dördüncü kapıyı da hayatımdaki insanlar, ailem, dostlarım olarak işaretliyorum önce…
 
Sonra aslında son zamanlarda ne kadar kırgın olduğumu ve insanlardan uzaklaşmayı seçtiğimi anımsayarak esas açılması gereken ilk kapının aslında bu kapı olduğuna karar veriyorum.
 
Evet ilk kapıyla dördüncü kapıların açılma sırasını değiştiriyorum. Çünkü önce yaşamımdaki insanları anlamam evet gerçekten ilk önce onları anlamam gerek! Uzaklaşmam, ülkeme ve ülkemde özgürce dolaştırdığım insanlarıma daha yakından bakmam gerek. 
 
Ve beşinci kapım.
 
Günahıyla sevabıyla 35 yılı yolculamak üzere olduğum ve şu günlerde varlığına gerçekten inanmak istediğim kapı. Ama bu kapıya ulaşmanın sırrını biliyorum. Eğer dört kapıyı da artık sadece kendimi düşünerek, inanarak açarsam beşinci kapının kilidi kendiliğinden açılacak.
 
Ve artık biliyorum... Daha güzel bir ülke için daha az, daha öz insan şart...
 
Yani vizesiz girişlere son!
 
Hey çocuk!
 
Seans ve sorular bitti aslında…
 
Ama sen öyle hemen gitmedin gözümün önünden.
 
Ben de hemen açmak istemedim gözlerimi.
 
Daha uzun yaşamana izin verdim.
 
Ya da sen gerçekleri görmeme!
 
Bu sefer balonsuz gördüm seni.
 
Simsiyah bir fonun içinde ışıl ışıl parlıyordu ülkemiz…
 
Sen karanlıkta ve bir tepenin üstünde yapayalnız oturuyordun…
 
Evet yapayalnızdın şu anda benim onca kalabalığa karşı hissettiğim gibi yapayalnızdın…
 
Mutsuz musun?
 
Aslında hayır!
 
Mutsuz muyum?
 
Hayır!
 
Sen de biliyorsun sorgulayan insan mutsuz insan değildir, aksine daha mutlu, huzurlu olmayı arayan insandır!
 
Evet, uzaktan izlemeyi tercih ettiğin lunaparkın ışıl ışıllığına takılı kalmış gözlerin çok ama çok yalnız.
 
Ama inan bana mutsuz değilsin…
 
Gözlerindeki ıslaklık bile insanlarının mutluluğuyla mutlu olmandan belki de!
 
Kabul edelim! Önceliğimizin insanlar olması bizim seçimimiz!
 
Bencil de olabilirdik ve hala olabiliriz!
 
Şu anda bu kadar acı çekmemizin en büyük nedeni de bu aslında...
 
Korkma! 
 
Evet, minik elin düşüncelerden devleşmiş kafanı taşıyamıyor ama inan bana sen mutlusun…
 
Ben de! Gözlerimiz açıldı çünkü...
 
 Sorgulanması gereken şeyleri sen de, ben de çok iyi biliyoruz…
 
Kapılar ?
 
Merak etme çocuk hepsi teker teker açılacak…
 
Sen ne için uğraştığı, kendimi neden sorguladığı sanırsın…
 
İnan bana el ele verirsek kapılarımızı teker teker ve kolayca açarız çocuk.
 
Ama benim takılı kaldığım mevzu bambaşka şu anda!
 
Ben bir kadınken sen neden bir erkek çocuk olarak vücut buldun ülkemde?
 
Kadın olduğumu gerçekten kabul edebilmek için sanırım kendime yeni bir ülke kurmam gerek.
 
O zaman şimdi yol almak ve ayağa kalkma zamanı...
 
Önce içimdeki kız çocuğunu kucaklayıp saklandığı yerden çırmalı ve elinden tumalıyım.
 
Dur korkma seni asla terk etmem.
 
İçimde bir ikiz çocuk yaşatamayacağımı kim iddia edebilir!
 
İlk iş olarak içimdeki kız çocuğunu yani kardeşini korkularından arındırmalı ve kardeşiyle güzel bir görev dağılımı yapmalıyım.
 
İkinize de kırmızı değil, rengarenk balonlar almalıyım.
 
Sizi büyütmek yerine, özümden uzaklaşmadan ben büyümeliyim.
 
Değişmelisin diye zırvalayanlardan, dostummuş gibi davrananlardan uzaklaşmalıyım. 
 
Sadece beni -olduğum gibi kaldığım için-  sevenleri ülkeme almalıyım.
 
Dünyamı beni gerçekten sevdiğine, saydığına inandığım insanlara açmalıyım.
 
Bu dünyada en iyi dostuma yani kendime daha çok zaman ayırmalıyım.
 
Artık hak ettiğim aşk ve sevgi için inanarak savaşmalıyım. Savaşanı da görmezden gelmekten vazgeçmeliyim.
 
Kıssadan hisse:
 
Hayat, acısyla tatlısıyla son yıllarda bana dostluk kavramını ve insanları tekrar tekrar sorgulattı.
 
Belki de şimdi sorgulamaktan vazgeçme, hayatın tadını çıkarma vaktidir!
 
Kimbilir!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 50
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 737
Kayıt tarihi
: 25.09.12
 
 

Gazeteci... Serbest olarak özel röportaj ve yazılar hazırlıyor. Pr. medya Danışmanı olarak çalışı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster