Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
899
 

Fizik Dersimiz; Kuvvetler Ayrılığı Prensibi

Fizik Dersimiz;  Kuvvetler Ayrılığı Prensibi
 

Radikal Gazetesi; FOTOMONTAJ: CAHİT ÇELİKEL


Bir kuvvetler ayrılığı kavgasıdır gidiyor. Fizik derslerini hatırlatan bu tartışma da nereye varılacak onu da hep beraber izleyip göreceğiz.

Şöyle bir hatırlarsak aynen çıkışlar şu şekilde olmuştu.

Erdoğan önceki hafta "Siyasi bir simge olsa bile üniversitede türban yasaklanmamalı" çıkışını yaptı.

Ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya "Siyasi partilerin laiklik gibi temel ilkeleri hedef alan girişimlerde bulunamayacağını belirterek AKP hakkında kapatma davası açabileceğinin" imasında bulundu.

Danıştay Başkanlar Kurulu da sert bir açıklamayla "Bu konudaki yargı kararlarının görmezden gelinemeyeceğini" söyledi.

Erdoğan bu açıklamaların üzerine "Milletin başörtüsüyle niye bu kadar uğraşıyorsunuz? Bu din ve vicdan özgürlüğüne girmezmiş, ne özgürlüğüne girer? Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı ilkesi varsa herkes yerini bilmeli. Yargı ihsas-ı rey makamı değil. Partilere baskıya kimse gayret etmesin" dedi.

Baykal’da cevap vermekte gecikmedi. "Başbakan yine esti gürledi. Ama ayağının suya ineceğini umut ediyorum. Yakında yelkenleri suya indirir" dedi.

Tartışmaya dün dâhil olan TBMM Başkanı Köksal Toptan "Millet adına TBMM tarafından kullanılan yasama yetkisi mutlaktır. Bu yetkiyi kısıtlayabilecek hiçbir güç yoktur" dedi.

Bu tartışmalarla ortaya bir kuvvetler ayrılığı kavgası çıkmıştır. Beslenme noktası Türban olan bu kavga kime ne kazandıracaktır henüz o belli olmamakla beraber demokrasimizin ve yargı kurumlarımızın yıprandığı ortadadır.

Üstelik ortada bir Anayasa hazırlığı varken başlamadan bitmiş olacaktır. Türban işin özüne bakıldığında bir hedef saptırmadır. Önümüzde yaklaşan yerel seçimler için bir hazırlık, başka gündemlerin önünü kapatma ve kamplara bölmenin bir yoludur. Kısaca bu hükümet gerilimlerden beslenen bir hükümettir. Yarattığı gerilimlerle kendi çıkarlarını koruyan, kendine göre şekillendiren ve her seferinde de daha büyük kazanımlarla önümüze çıkan bir hükümettir. Ama ne yazık ki onların bu stratejisine pirim veriyoruz sadece. Yapmamız gereken onca şey varken sadece pirim verip seyirci kalıyoruz. Olan da dediğim gibi demokrasimize ve yargımıza oluyor. Daha ne kadar yıpranmalarına seyirci kalacağız bilmiyorum. Bir an önce Türk insanın acil uyanışa geçmesi diliyorum. Bu uyanışta her geç kaldığımız da elden giden kayıplarımız da artacaktır hızla.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yönetim şeklimiz C U M H U R İ Y E T. . . Devlet millet için vardır. Yönetim milletin seçtiği ve milletin ortak paydalarını gözetecek seçilmişlerce gerçekleşirken, seçilmişlerin sürekliliği tekrar seçilebilmelerine bağlıdır. Oysa devlet kalıcıdır. Çok partili döneme geçtiğimizden buyana okuduklarımdan dikkatimi çeken ilginç bir durum da devlet politikalarımız yerine değişken hükümet politikaları hep ön planda olmuş.... belki bugünler de böylelikle oluştu kimbilir... Yazınızı okuyunca aklıma dökülenleri yazıverdim işte...Sevgi ve saygılarımla....

arz-ı alem 
 13.02.2008 22:10
Cevap :
Kusura bakmayın yorumunuza biraz geç cevap verebildim yoğunluktan. Yönetim şeklimiz Cumhuriyet değil aslına bakarsanız. Sadece adı kaldı. Çok partili sistemin gelmesiyle kişisel yönetim anlayışları şekillendi ve bu günlere gelindi. Bir başkan ve onun atadığı insanlar. Hatta ve ve hatta Cumhurbaşkanını bile atayan bir başkan. Çoğulculuk en tehlikeli yönetim şeklidir işte şu an yaşadığımız ne yazık ki bu. Hangi çoğunluk neye göre çoğunluk? Katkınız için teşekkürler..  15.02.2008 14:41
 

Sorun hakikaten türban gibi dinsel bir unsura indirgenemeyecek kadar büyük bir sorundur. Kuvvetler ayrılığı prensibi bu güne kadar ülkemizde maalesef hiç bir zaman uygulanamadı. Bu da tabii bütün kurumları saygınlığına gölge düşürüyor. Ben şahsen defalarca yazdığım gibi demokrasiden yana değilim, ama illa demokrasi ve kuvvetler ayrılığı olacaksa elbette ki yargının "yasa yapma yetkisine" müdahale etmemesi gerekir. Meclis yasaları yapar, yeri geldiğinde değiştirir, halktan aldığı yetki doğrultusunda da günceller. Yargı da geçerli olan yasaları uygular. Kuvvetler ayrılığı prensibine göre her kuvvetin sınırları dahilinde kalması ve ona uygun davranması şarttır. Tabii bunun olumsuz yanları da Türkiyenin seçmenin eğitim düzeyine paralel olarak gerilemesidir. Zaten bunu bildiğim ve gördüğüm için de demokrasiye karşıyım. Ama illa laiklik, illa demokrasi ve illa da kuvvetler ayrımı diyorsak, meşru meclis ve iktidarın icraatlarını da kabullenmemiz gerekir. Saygılar ve sevgiler

Matilla 
 22.01.2008 12:14
Cevap :
Sevgili Matilla yorumunuzda sanırım bir birimize zıt fikirlerdeyiz. Benim anlatmaya çalıştığım şey ile sizin ortaya koyduklarınız çok farklı. Bu yüzden yorumunuza kısa bir cevap vermek bazı şeyleri tam ifade edilmesi adına yeterli olmayacak. En kısa zamanda bu konuda daha geniş bir Blog yazmayı düşünüyorum. Tabiî ki de illa da Laiklik ve illa da Cumhuriyet. Sevgiler...  23.01.2008 3:16
 

Demokratik örgütlerde iş yok, yasal ve hukuki çerçevede tepki koyan organizasyonlar, yasaklardan sonra hatırlanacak herhalde. Yollar yürünmekle aşınmaz herhalde.

Nariçi 
 22.01.2008 10:06
Cevap :
Evet, ne yazık ki demokratik örgütlerde iş yok. Bir takım girişimler var ama sadece eleştiri üzerine kurulu yıllardır yaptığımız gibi. Oysa artık icraat zamanı. Sürekli şarkı dinliyoruz, ama artık şarkı dinlemenin değil söylemenin zamanı.  22.01.2008 10:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3670
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster