Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
959
 

Fotoğraflar ve öyküleri

Fotoğraflar ve öyküleri
 

1- Deniz Bakışlı Kadın :

Her zamanki öğle yürüyüşlerimden birisinde, minik taş bir merdivenle çıkılan mavi bir kapının önünde durdum. Burada, mavinin çeşitli tonlarında boyanmış kapılar hep farklı bir his uyandırıyor bende. Önce uzun süre kapıyı inceledim. Sonra deklanşörüme bastım. Güzel çıkıp çıkmadığını kontrol ettiğim sırada, kapı açıldı ve içeriden gözleri de, aynı o güzel kapı gibi masmavi olan, aydınlık yüzlü bir kadın çıkıverdi:

- Merhaba…

- Merhaba…

- Uzun süredir hayran hayran kapınızı inceliyorum.

- Aaaa beğendiniz mi?

- Evet, hem de çok!

- Siz, gazeteci misiniz?

- Hayır. Ben doktorum; 1 aylığına görevli olarak geldim. Öğle tatillerini de bu şekilde değerlendiriyorum işte. Hem çevreyi geziyorum, hem de fotoğraf çekiyorum.

- Ne güzel! Beni de çeker misiniz?

- Elbette!

- Hay Allah! Üstüm başım da çok düzgün değil ama…

- Olsun olsun. Ben de sadece yüzünüzü çekerim. Zaten yüzünüzdeki ışıltı yeter!

- Tamam… Nasıl durayım? Size mi bakayım?

- Siz rahat olun. Ben en uygun zamanda çekerim. İşte! Harika oldu! Size de göstereyim, bakın…

- Aaaa ne güzel çıkmışım! Bir poz daha vereyim mi?

- İstiyorsanız neden olmasın? Evet… Çok güzel…

- Bir çay ikram etseydim size?

- Teşekkür ederim; belki başka bir zaman. Hazır hava güzelken biraz daha yürüyeyim.

- Nasıl isterseniz. Ben de sizi ziyarete gelirim sonra. Hem muayene de olurum belki.

- Tabii ne zaman isterseniz buyurun gelin. İyi günler…

- Size de iyi günler!

O mavi kapının önünden uzaklaşırken, deniz bakışlı kadının bende tuhaf bir keyif yarattığını hissettim. Bir şarkı dolandı dilime : “Bir deniz üstündeyim;ne ucu var ne bucağı……”

2- Mezar Taşı :

Eskiden, ne zaman bir mezarlığın yanından geçsem, huzursuz hissederdim kendimi. Mümkün olduğunca hızlı adımlarla ve o tarafa bakmamaya çalışarak yürürdüm. Ormana’da, bu küçük belde için oldukça fazla sayıda mezarlık var. Daha ilk geldiğim gün bile dikkatimi çekmişti. Fakat diğer gördüklerimden farklı olarak buradakilerde çok bakımlı ve huzurlu hatta neredeyse (tuhaf gelecek ama) sevimli bir görüntü vardı. Yabancı ülkelerdeki mezarlıkların ne kadar bakımlı olduğunu düşünüp, bizim niçin ölen yakınlarımıza hakkettiği özeni göstermediğimizi düşünürdüm hep…

Dev ağaçların altına kurulmuş minik bir mezarlığın kenarında durdum. Çok eskilere ait mezar taşları gördüğüm gibi, daha düzenlemesi yapılmamış , başına gecici bir taş konmuş mezarlar vardı. Bir de büyükçe bir kum havuzu görüntüsünde , aile mezarları oldukça fazlaydı. Bazı ailelerin bunu tercih ettiğini sonradan öğrendim. Bu havuz görüntülü mezarların bir kısmı doluydu; bir kısmı ise sabırla ebedi misafirinin gelmesini bekliyordu. Aile mezarına sahip birisinin, daha ölmeden önce -mesela bakkala ekmek almaya giderken- kendi mezarının önünden geçmesinin nasıl bir duygu olabileceğini düşündüm bir an için. Yaşamla ölümün bundan daha sarmaş dolaş bir anı olabilir miydi acaba?

Uzun uzun mezar taşlarının üzerlerindeki yazıları okudum. Doğum ve ölüm tarihlerine bakarak kaç yaşında ölmüş olduklarını hesapladım teker teker. İlk defa içimde tuhaf bir huzur duygusuyla , yaşam ve ölümün o kırılgan çizgisinde kalmak istedim bir süre için de olsa. Kuş cıvıltıları ve yaprakların arasından üzerime düşen parlak güneş, bana tekrar yaşam devinimime dönmem gerektiğini hatırlattı bir anda… Ölüm karşısında her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu bir kere daha düşündüm… Aklımda bir şarkı yankılanmaya başladı yine eskilerden: “Yarın bu bacaklar, ayrılık dağını aşacak……” .

3-Yavru Ceylan:

Yolun kenarında oturuyordu. Yanından geçtiğim sırada , kafasını oynadığı oyundan kaldırıp ürkek gözlerle önce bana, sonra da yakınlarda olup olmadığından emin olmak için annesine baktı … Bir yalaktan ineklerine su içiren annesine gülümseyerek, başımla selam verdim ve yoluma devam ettim. Aynı yoldan geri dönerken hala orada olduklarını gördüm ve durdum. Bu sefer, mavi okul önlüğüyle bir erkek çocuk da, yanlarında, yıpranmış bir futbol topunun peşinde koşturmaktaydı. Elimdeki fotoğraf makinesini her gören gibi, bu kadın da beni gazeteci zannetmişti. Kendimi tanıttım. Şimdiye kadar gördüğüm en derin yeşil gözlere sahipti. Nedense bir çekingenlik geldi ve fotoğrafını çekmek istediğimi bir türlü söyleyemedim.

Anneyle biraz daha ayak üstü lafladıktan sonra, beni meraklı gözlerle inceleyen küçük kızın yanına yaklaştım. Adı Esra imiş. Kaç yaşında olduğunu sorduğumda “Dört!” diye yüzünde gururlu bir ifadeyle cevap verdi. 4 yaş! Önünde, eğer her şey yolunda giderse, daha çok uzun bir yaşam vardı. 4 yaşındaki halimi hatırlamaya çalıştım. Ben de Esra kadar ürkek miydim? Sanmıyorum… Yüzüne dikkatle bakarak büyüyünce nasıl bir kız olacağını tahmin etmeye çalıştım. Bu ürkek duruşu bir gün gelip, geçecek miydi? Erkenden evlenip çoluk çocuğa karışıp, burada yaşamını annesi gibi mi sürdürecekti? Kahvehaneden gelecek kocasına , eteğini çekiştiren çocuğunu azarlayarak yemek mi hazırlayacaktı? Saçlarında mevsimsiz çiçekler mi boy verecekti? Yoksa bilinmeyen denizlere yelken açacak kadar cesur mu olacaktı? Sahi, yavru ceylan bakışlı Esra ne olacaktı?

Tüm bunlar kafamdan geçerken, fotoğrafını çekmek için izin istedim. Şaşırtacak bir kararlılıkla istediğini söyledi. Bir kaç poz çektikten sonra, artık sıkılmış olduğunu fark ettim. Çok da üstelemek istemedim. Vedalaşırken, onu öpmek için eğildim. Boynuma sarılan minicik kollarının yumuşaklığını ve yanağıma kondurduğu belli belirsiz öpücüğün sıcaklığını, yüreğime bir güzel yerleştirdim. Her an için bir şarkı hep var mıydı, yoksa bugün bana mı öyle geliyor : “Bu gün sen çok gençsin yavrum; hayat ümit, neşe dolu…….”.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

zevkle okuyorum herbirini.Fotoğraflara da en son bakıyorum sabredip,önce kafamda ben canlandırmaya çalışıyorum anlattıklarını.Çok öptüm.

ni 
 23.11.2007 10:37
Cevap :
Burada yaşadığım güzellikler , sizlerle paylaştığımda çok daha anlam buluyor Nihalciğim... Aslında çektiğim her fotoğraf kendi öyküsüyle birlikte giriyor beynime. Buradan, çok daha farklı bir şekilde döneceğime eminim. Kucak dolusu sevgiler yolluyorum sana...  23.11.2007 10:50
 

Şaka yaptım, yüreğiniz ağzınız geldi değil mi? Bana da yakınlarım deniz gözlü derler de. Nefis bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. Sevgiyle öpüyorum, içimden geldi...

narçiçeği 
 20.11.2007 12:03
Cevap :
Elbette ilk anda bir duraksadım. Bu köyde benden başka birilerinin de MB da yazdığını düşünmemiştim çünkü:) Deniz gözlü olduğunuza göre , size bakanlar her zaman huzur dolu oluyordur. Yazımı beğenmeniz beni çok mutlu etti. Gözlerinizdeki ferahlık daim olsun. Sevgilerimle...  20.11.2007 12:34
 

Çok güzel, huzur veren, sessizce gülümseten, yüreği ısıtan bir yazı olmuş...

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 16.11.2007 21:46
Cevap :
Ben de çok severek yazdım bu yazıyı zaten. Zaman geçtikçe insanlarla tanışmaya başladıkça daha nice öyküler çıkacak karşıma... Sana bu dağın tepesinden sevdalı bir bulut yolluyorum. Kocaman öptüm Nazancığım...  18.11.2007 16:29
 

fotoğraf karelerinden taşmış bu öyküler, kullandığın kelimeleri aşıp da gelmiş yanıbaşımda oturan, sohbetini paylaşan bir insan olmuş deniz gözlü kadın. mezar taşlarının üzerinde "baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş" yazılarını okuyorum senin gibi korkmadan, rahat bir şekilde ve yavru ceylanı izliyorum hissettirmeden bozmasın diye oyununu...ben oradayım şimdi onların yanında, onlar buradalar benimle. nasıl mı...senin sayende. sağol yyaşamakla kalmayıp bize de yaşattığın için...kocaman yüreğe kocaman sevgimle...

beenmaya 
 16.11.2007 11:36
Cevap :
Aaa biliyor musun bu sabah Esra ve annesi muayeneye geldiler! Gene boynuma bir sarıldı ki göreceksin. Annesi beni haftaya çay içmeye davet etti. Gidersem belki annesinin fotoğrafını da çekerim belki kim bilir;))) Ben de seni koskocaman öpüyorum Özlem Can!  16.11.2007 17:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 1402
Toplam mesaj
: 249
Ort. okunma sayısı
: 1633
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

30 yıldır Antalya'da yaşıyorum. Akdeniz Üniv. Tıp Fakültesi mezunuyum. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster