Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '19

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
24
 

Foucault'taki Hegel Felsefesi

Foucault'u anlatırken biraz farklı, alışılmışın dışında bir giriş yapacağız. Foucault felsefesi ve post modernizm her ne kadar Hegel'i aştığını kabuk etse de biz çağımız felsefesinin Hegel'i tam anlamıyla aşamadığını söyleyeceğiz. Ama ilk önce Hegel'den belirli farklılıklarına değinelim. Mesela mutlak bilgi yoktur, toplama işlemi olarak alınamaz çünkü tek biçimli değildir ve yanlışlanabilir, tek bir hakikat yoktur dolayısıyla burada tikellikleri içinde çokluk olarak vardır, eski çağın konusu olan hümanizm ile de ilgisi kalmamıştır. Aynı zamanda Foucault'un çok korktuğu kesikli ilerleme ve somutluk da vardır. (Bu son süreç Marks'ta da vardır. Fakat Marks'ta diyalektik bir kullanımı vardır. O yüzden niteliksel değişim söz konusudur burada ise sadece ondan kalan ratlantısal çoğulculuk esastır.) Marks'ta olasılıklar arasından ihtimaller elenerek bir tek işe yarayan veya anahtar görevi taşıyan doğru mevcut olacaktır. Bu son kısım Marks'ta sistemin yukarısından aşağısına doğru ilerlerken uygulanır. Foucault'da ise tek bir doğru kalmaz sadece rastlantısal olan uygulanır iktidarın yukarısından aşağıya doğru. Yukarıdan aşağıya böyle bir rastlantısallık uygulanır. Hegel'den de oldukça farklıdır. Tabi bunun tersi de vardır. Hegel'deki gibi olguların artarak devam edeni de vardır. Yani iktidarın aşağıdan yukarıya giden kısmı da vardır.

Foucault'un Hegel'e benzerliğine geri dönersek ilk olarak belirteceğimiz konu, Hegel'de de gördüğümüz bir konu olan "iyi" ile "kötü" nün yer değiştirmesi gibi böylece zaman zaman resmi otoritenin veya bazen de egemen olmaya çalışanların özneyi kurmasına, gerçekliği kendisine göre değiştirip, tarif etmesine benzer bu durum. Sanırım Marks'ı yanlış anlamış olan Althusser'in, Kapital'i Okumak'ta söylediği; "resmi ideoloji tarafından Hegel'in içeriği Marksizme adapte edilse bu bir sorun olmazdı ya da sorun değilmiş gibi düşünmemiz normal bir şeymiş gibi" sözüne benzetilebilirdi. Fakat burada özellikle burjuvaların ve kamu idaresinin (bürokrasi) aristokrat kesimi (işçi sınıfı da dahil) nasıl hileyle alt ettiğini, zenginliği kendilerine taşıdığının veya Althusserci hak kavramını nasıl bir çeşit hileye dönüştürdüğünün resmidir. Dolaysıyla hile hak olanı (egemenlik) ödeve (devlet) dönüştürür. "Eskisi gibi başkaldırı, koparılan ödünler yenenle yenilenin süregiden çatışması değildir artık... Kralın içinden çıktığı sınıfa hiyanet etmesinin... doğal olmayan gizli anlaşmalarının tarihidir artık" (Foucault) Bunu herhalde bilincinde olarak yapmaz kral, kendi bindiği dalı kesmez, Foucault yazılarında çoğu zaman altını çizmeden de olsa hileli yaklaşımlara değinir, zaten burada da belirtmiş gizli olduğunu. Çünkü hile gizli bir yöntemdir. Fakat "iyi" ile "kötü" burada "kavramsal" değildir o yüzden kendiliğindenci bilince varılmaz, hatta gerçekte rasyonel düşünce ve iyi, kötü yok gibidir Foucault'ta; çünkü Foucault'un kendi değimiyle görünür olan ile ilgilenmeliyiz. Hile ise gizli bir yöntemdir. Bu durumda kötü biçim ile "içerik" değiştiğine göre sürekli olarak yanılsamaların esiriymişiz gibi kendisini gösteriyor.

Daha basitleştirirsek iktidarın aşağı bölgelerinde tesadüf  vardır, yukarı çıkıldıkça kısmen determinist olan ama daha çok akli olan bir kaos sistemi ortaya çıkar. Kısaca üzerinden geçelim Marks'ın da aşağı bölgelerinde tesadüf yukarı çıkıldıkça nedensellik vardır ama onda bu nedensellik verili, taklit olarak değil de daha çok yaratıcı bir nedensel sıralamadır. Marks'ta Locke ile de karıştırılan büyük bilimsel kopuşların ortaya atıldığı bir yaratıcılık vardır. Tekrar konumuza gelirsek; burada yaratıcılık düzeyinde bir nedensel sıralama olmadığı açıktır ve gizlidir. Açık ve net değildir. Görünür olan felsefeden de uzaktır. Bu nedenle iktidarın yapısında Foucault'un yine kendi sözleri üzerinden gidecek olursak, aşağı tabakasında iktidar somuttur, yukarı doğru çıkıldıkça soyut bir yapı halini alır. Foucault'ta ise özellikle iktidarın aşağısında iyinin ve kötünün ötesine geçilebilir. Buna yukarıya çıktıkça soyut olacağı için oluşacak nedensellik, rasyonalizm, şeylerin analizi (iyi, kötü) ve bir de hileyi katmak gerekebilir, çünkü Hegel'e yaklaşır. Burada Hegel'deki kölede de (muhalefet) olduğu gibi kendi kararınızı vermenizin önüne geçilir, çünkü ikizini yaratmak istemektedir. Hegel'e göre efendinin bilinci, benliği (zihni) ikiye bölünmüştür çünkü, bir yandan ikizini yaratmak isterken diğer taraftan da onu öldürmek ister. İlericilik ve gericilik kavramları bu yüzden Hegel'de eş-zamanlı (her ikisi de çağdaş) bir görünümdedir, kronolojik değildir. Kronolojik olmadığı sürece ani değişimlerin ve ilericiliği, gericilik yapan aklın hilesine açık hale gelir felsefe.

Fakat yine belirtelim ki iktidarın tepesindeki bu içerik değişimi senin kendi değişimin olmaktadır, (kralın örneğinde gösterdiği gibi Foucault'un) sana dayatılmaz çünkü daha en başında tarihsel seçimlerini sen kendin yapmışsındır, böyle bakınca bu süreci bir başkası sana dayatmamıştır. Ve içerik değiştiğine göre gerçeklik de Baudrillard'ın söylediği gibi bir simülasyon olarak gerçekliğin kendisi olmaktan çıkmış ve icat edilmiş gibi duruyor. "Hakikat namına, hakikati açığa çıkarmak namına bir kavga değil hakikatin statüsü ile oynandığı bir şey olarak" (Fouacult) ele almak gerekir. Hakikate getirdiğimiz kanaatler konusunda oynama olmuş gibidir. Bu aslında post-modern felsefenin bir sorunudur ama Hegel'de de hem gerçeği açığa çıkarmak hem gerçeğin konumu ile oynamak vardır. Çağımız felsefesinden önce Hegel düşünmüştür bunu. Dolayısıyla biz bilgiyi belirli karmaşıklıkta "ani değişimler" bütünü olarak bilmeyiz, görünmez olan zamanın tuzağına düşebilmemiz için bilgimizi düz bir çizgi gibi algılarız yani zamanı gündelik ve açık, seçik bir bârizliği içinde değerlendiririz. Foucault "Toplumu Savunmak Gerekir" adlı kitabında monarşiden, burjuvazinin cumhuriyetine düz bir çizgi gibi geçildiğini itiraf eder, değişimin bilinci yoktur yani. İktidarın alt tabakalarında böyle bir şey yoktur kesikli ilerleme vardır ama yukarı çıkıldıkça tek bir çizgi halini alır ve hileye açık hale gelir. Ama Focault'ta, Hegel'den farklı olarak evrensel olanda, kişinin kendisini kavramda tanıyıp değiştirmesi olarak değil de sürekli yerel olana dönerek bu hileyi uygulamaktadır. Çünkü Marks ve günümüzde Althusser evrenseli devrimcileştirmişlerdir. Oradan kopmaları gerkiyor post-modernlerin demek ki. O yüzden yerele dönülmeli.

Özetlersek; Foucault'ta ve günümüz felsefesinde hâlâ Hegel'in esiri sayılırız. Günümüz felsefesi Hegel'e alternatif bir karşı tarih geliştirdikçe hile ile karşıt gibi duran alternatif tarihinizi tekrar karşıtına dönüştürüp sizi gafil ağlar, ve Foucault'ta bilginin içeriği de hileye açıktır. Hile Hegel'de açıkça söylense de günümüzde gizli tutulmaktadır zaten bu hileyi biz burada yazmadan çok daha önce Attila İlhan görmüş ve bunun üzerine; "bir alavere dalavere ile ekonomi topluluğunu değiştirip kültür toplumu gibi gösteriyorlar!" demiştir. Böyle söylemiş olsak da aslında diyalektiğin çok önemli ve çok bilinen bir yasası olan her şey karşıtına dönüşür ilkesi Hegel'den itibaren, günümüzde bile hala uygulanan bir diyalektik kanundur. Son olarak söylemek gerekirse iktidarın aşağısında Marks, Popper, Darwin gibi somut bir alan varken (kapatılma ve söylemin düzeni burada yer alır) Foucault denildiğinde pek de bilinmeyen, çok popüler olmayan bir aşamasına iktidarın yukarısına geldiğimizde (diğerlerinden daha etkili bir süreç olan) ilericilik ve gericilik kavramları üzerinde oynama yapan veya aşağı sınıfları üste, üst sınıfları ise aşağıya çeken hileye yani Hegelci felsefeye mahkumuz. Üstelik bugünlerde bütün dünyada zorlukların ve nihilizmin giderek arttığını düşünürsek, Hegel daha da önem kazanıyor diyebiliriz. "Bir felsefe, ve Hegelci olmayacak bir felsefe var olabilir mi?” “..ona karşı kurduğumuz sığınakların...belki de hâlâ bize karşı çıkardığı ve ucunda...bizleri beklediği birer hile olduğunu..” Michel Foucault, Söylemin Düzeni (Hil, 1987), s.64..

Ozan Gerçek (Denizli)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 28
Kayıt tarihi
: 04.01.19
 
 

İktisat mezunuyum, felsefe ve ekonomi ilgi alanlarımdır ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster