Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '07

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
1814
 

Fransa' ya giderken..

Fransa' ya giderken..
 

Sabah o denli erken gittik ki hava limanına 35 yıllık hayatımda belki de ikinci defa (ki ilk defayı hatırlamıyorum ama en azından bir kere başıma gelmiş olmalı değil mi?) bir bankta uyudum.. Aslında saat 23.00 otobüsü ile Çanakkale' den İstanbul'a gidip sabah 05.00 gibi hava alanında olup check - in içinde hayli zaman bulabilirdik 07.40'taki uçağımız için... Uyku faslıda Truva seyahatin ancak banklardan rahat olabilecek konforunda geçerdi.

Ama ilk defa yurt dışına çıkan bir grup olarak bir aksilik sonucu (otobüsün lastiğinin patlaması, mola yerinin tuvaletinde unutulmamız vb.) uçağı kaçırma riskini alamayacağımızdan saat 19.00' da az konforlu çok muavinli otobüsümüzde yerimizi almıştık. 9-10-11-12 numaralar bir hafta önceden rezerve edilmişlerdi. Çok da sık yolculuk yaptığımdan koltuğum tanıdık geldi. Zaten daha çok şoför arkası 3.-4. sıra cam kenarını tercih ederim. Öyle değil mi? Bir kaza ihtimali doğsa (ki allah korusun) kaptan şoförümüz direksiyonu kırıp ilk kendini daha sonra sırası ile arkasındakileri kurtarır diye kendimce bir hesap içerisindeyim. Tabii o esnada uyumuyorsa!

Bildiğim bir yolu, biliş düzeyi dışında edindiğim alışkanlıklarımla geçirerek, saat 12.30'da esenler otogarında, saat 01.00 kuraklıklarında (ki önümüzde bizi, biz olmazsak torunlarımızı bekleyen çöl iklimselliğini düşünerek mecazi de olsa "suların" harcanmasını son derece fütursuz bulduğumu söyleyerek) Atatürk hava limanının dış hatlar terminalinin kapısında hazır ve nazırdık. Evet; saat 01.00, sabahın erken saatlerine mi gecenin ilerleyen saatlerine mi giriyor çok emin değilim (gerçi yazının başında sabah yazdığıma göre emin olmasam da zannediyor olmalıyım) Artık metabolizmamız yatay durumda yavaşlama ihtiyacını hissettirmeye başlamıştı. Ama öyle kolay değil, bilmiyorum biliyormusunuz dış hatlara girmek (evet sadece kapıdan girmek) önce bavullarımız kayan bandın üzerinde sonra kemer tokalarımız ilk kontrolden geçtik. Güvenlik görevlilerinin oraya git, buraya gel, şunu çıkart şeklindeki bir dolu emir kipli direktiflerini başarıyla yerine getirip kontrolü hasarsız atlatmış olduk. Ama haklıydılar meyve bıçağı ile uçak kaçıran korsalarımız olmadı mı hiç (kızdığım şeylerin olması beni tevatüre itiyor farkında mısınız?) Hemen THY ofisi, "ayak bastı" vergimiz... Oh, hadi oturacak bir yer bulmalıydık artık. Fast food restorantın "self servissiz" masasında yapılan sohbet "uyku giren bedenimizi" ancak 03.00'e kadar oyalayabildi.

Yatay duruma geçme ihtiyacı bizi terminalin konforu az ancak taliplisi çok aliminyum banklarına kadar götürdü. Yastık yapılan çantalar, battaniye vazifesi gören ceketim çokta rahatsız bir uykunun aksesuarları olmaya yetti. İki ertesi gün uluslararası bir kongrede sunum yapacak bu ekip uykusunun bir kısmını almanın hırsı ile boş bulduğumuz bankalardaki yerimizi almıştık. Evet lise öğrencilerinin "demokratik tolerans düzeylerini" ölçmüştük ve ikna etmeye çalışacaktık toleranslı olduğumuza, Malatya'ya, Trabzon'a, meclisimizdeki yumrukalaşmalara bakınca çokta "toleranslı" olmadığımızı düşünmeleri muhtemel Avrupa İşbilikçileri'ni.. Yaa hiç kolay değil, tolerans eşiğimi sırtıma batarak zorlayan aluminyumların, iki gün ötesinde hiç te kolay olmayacak toleranslıyız biz diye anlatmak.

"Ne kadar da çok uyandım, uykumun arasında" derken ve bir saat ve kırk dakikayı henüz geçmişken check-in görevlilerinin yerini aldıkları sinyali, uykusu en tavşan misali olan arkadaşımızdan geldi. Check-in, pasaport kontrolü derken terminalin bir başka bölümündeyiz. İyi bu. Burda zaten az kalmış vaktimizi daha çabuk katledecek "serbestlik kazanmış alanlar" var.. Kapı numaramız elektronik ekranda belirince "okları takip etmekten başka bir çaba harcamaya gerek kalmıyor" demişken tam da. Bir güvenlik kontrol noktası daha çıkıyor karşımıza?? En az iki soru işareti şiddetinde dalgalanan düşüncelerle "meee" leyerek yine giriyoruz sıraya. Rasyonalize etmeye çalışıyorum yine de; "belki free shoplardan C4 tipi plastik patlayıcı alanlar olabilir o yüzden bu kontrol" diye. Önümdeki sadece milliyeti nedeni ile olamayacak kadar "yabancı", güvenlik görevlisine göre itilip kakılmayı hakkeden sıradaşımıza yapılan "toleranssız" muamele sıradan çıkarmaya yetmese de çileden çıkartıyor beni. "Yaaa tolerans" çekiyorum, kemerimi yeniden takmaya çalışırken, bir kaç kez. O ne? aynı güvenlik görevlisi ekip arkadaşımın ayakkabılarını çıkarttırıyor. Ayakkabısız biplemeden elektronik kapıdan geçebilen arkadaşımla aynı duyguları paylaşıyor olmalıyım diye düşünüyorum; "sen ne yüce bir duygusun tolerans" Şimdi nasıl desem; "bu kontrollerin altında göstermelik bir tutumda yatmıyor değil gibi" ama konumuz bu değil. Evet bu iki kontrolden alnımızın akıyla geçtikten sonra, uçağı kaçırmayacağımız anlaşılınca Avrupa Birlik ve Beraberliğine girememiş ülkemin güzide vatandaşları olarak ancak "bilim" sayesinde "dünya vatandaşı" olunabileceğini bilen bizler uçağımıza binebildik. Bunlar olası şeyler denilebilir değil mi? Hatta asıl merak edilen Fransa'da ne olduğu değil mi?

Sayın okurlar! "Oraya git de kontrolün alasını gör hava limanında" değil mi? Hem de yaşı benimkini andıranların, seksenli yılların başında THY bürosunun önünde 6 insanın canına mal olan patlamayla, hemen anımsayacakları ORLY hava limanında...

Şimdi bu yazıyı burda bitirmemeliyim biliyorum haksızlık olur bu ana kadar elin AB'lisinin toleranssızlığını dinleyip mazoşist duygularını besleyeceklere... Ama anlatacak bir şey yok ki... "Tolerans eşiğimi" düşürsem bile yok. Üzgünüm bu yazı buradan ileriye İstanbul'dan Konya'ya gitmek ne kadar kolaysa ülkemde, ancak o kadar kolaylığı anlatır Fransa'daki... Hatta bazılarına kalsa Konya-İstanbul istikametinde konulacak engellerin çok altında bir zorluğa tekabül eder. Tatsız tuzsuz bitmesin diye hikayemiz ancak şunu söylemek boyun borcumuzdur; Hmmm sanırım şöyle bir şey mutlu eder "Acı ile beslenen yürekleri"; "Avrupa'da Yeni Vatandaşlık Kimliği ve Demokrasi Eğitimi" adlı kongrenin yapılacağı Güney Fransa'daki Montpellier şehrine ulaştığımızda otelimize gitmek için bindiğimiz taksinin şöförü, eğer yanılmıyorsam, dolaştırdı bir miktar bizi. "Toleransa" alışığız ülkemizden gerçi böyle bir duruma.

Sağlıcakla ve hoşgörü ile kalın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Bizim görevimiz bu"  deyip, hatta biraz da efelenirlerdi; kutsal vazifeleri gereği. Buna diğer meslaktaşları da katılıverir ve hemen bir "meslek korosu" oluşurdu eminim. Bu arada "tolerans" sunumunuza yaptıkları katkıdan ötürü onlara bir teşekkür borçlusunuz aslında değil mi:)))

derinmavi.. 
 16.09.2007 0:48
Cevap :
Konu tolerans/hoşgörü olunca olumsuz örnek o kadar çok ki ülkede.. Toptan hepsine teşekkür etmeliyim belki de:) Sevgiler..  16.09.2007 13:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 303
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1453
Kayıt tarihi
: 17.11.06
 
 

Konuştuğum gibi yazmamalıyım... Yazmak, konuşmaktan farklı ve her zaman onun önünde benim için.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster